etkin haber

241

YELİZ IRMAK

Êfrin İşgalinin Gösterdikleri Ve İşgalci Politikanın Cinsiyetçiliği - Yeliz Irmak

Suriye Kadın İnisiyatifi'nin (SKM) yaptığı açıklama, Êfrinli kadın ve çocuklara yönelik cinsel işkencelere varan cinsiyetçi, sömürgeci politikaların, vahşetin görünür olmasını sağladı. Tüm emperyalist, gerici savaşlar ve işgallerde olduğu gibi Êfrin işgalinde de en çok acıyı kadın ve çocuklar yaşıyor. Suriye Kadın Meclisi'nin yaptığı açıklamada, işgalden beri 119 kadının kaçırıldığını ve cinsel saldırı ya da tacize uğradığına dikkat çekti (Yazının yazıldığı tarihden sonra geçen zamanda bu rakamlarda artış olduğunu belirtmeliyiz.). 20 Ocak 2018 tarihinden itibaren 56'sı kadın ve 46'sı çocuk olmak üzere 259 sivil halkın öldürüldüğünü; 104'ü kadın, 155'i çocuk olmak üzere 707 sivil halkın yaraladığına işaret edildi.

- Pazartesi - 21 Ocak 2019 - 11:00
Êfrin halkı tüm dünyanın gözleri önünde 20 Ocak'tan itibaren başlayan işgalci bir saldırıya maruz kaldı. Rusya'nın hava sahasını açarak gösterdiği destek ve tüm emperyalistlerin de gözyummasıyla Êfrin, sömürgeci Türk devleti ve işbirlikçi çeteleri tarafından işgal edildi. Faşist Türk burjuva ordusu ve çeteleri, tecavüzcü argümanlar ve kadın düşmanı sloganlarla işgal saldırısının startını verdi. Tüm gerici savaş ve emperyalist işgallerde olduğu gibi Êfrin'in işgalinde de kadınlar ve çocuklar hedef alındı.
 
İşgal, topraktan, bedene, ruhlardan bilinçlere kadar her cephede sürdürülen bir savaştır. İşgalci, somut olarak toprak ama mental olarak ruhları hedefler. Kadın ruhu ve bedeni işgalcinin başlıca hedeflerinden biridir. Çünkü erkek egemenliğini ve sömürgeci-işgalci politikayı hakim kılmanın yollarından biri kadın kimliği ve varlığı üzerinde hayata geçirilir. Ahlaksızdır, insanlığın ortak değerlerine aykırı ve zalimcedir.
 
KADIN DEVRİMİ VE ROJAVA'NIN ÖNCÜLÜĞÜ
 
Kadına dönük şiddet ve savaşlardaki her türlü saldırı ve işkenceler, "zamanın ruhu"na uygunken, Rojava'da başlayan  devrim, tüm bu "geleneksel"likleri yerle bir etti. Ortadoğu gibi gerici, ataerkil ve feodal bilincin hüküm sürdüğü, kan ve kıyım dünyasında, tüm bunlara meydan okuyan ve kadınların öncülüğünde bir devrim gerçekleşti. 
Ortadoğunun kalbinde halkların, kadınların büyüyen isyanı Rojava'da Kürt hareketinin ve onun öznel dinamiği olan Kürt kadın hareketinin politik öncülüğünde halkçı bir devrime dönüştürtü. Devrim, halkçı niteliği yanısıra cins eşitlikçi-özgürlükçü karakteriyle de dikkat çekti. Devrime nitelik katan bu çizgi tüm dünya kadın özgürlük mücadelesi bileşenlerine, dinamiklerine yeni bir soluklanma, silkinme, toplumsal cinsiyetçiliğe, erkek egemen kapitalist sisteme karşı yükseltilen mücadelede yeniden ve güçlü bir enerji açığa çıkardı. 
 
Gelişmekte olan devrimin kadın yanlı adımları ve politikaları, tarihsel bir arka plana dayalıdır kuşkusuz. Rojava kadın devrimi Kürt kadın hareketinin 35 yıllık örgütlü mücadelesinin deneyimlerinden güç alıyor, öğreniyor. Yanı sıra, dünya ezilen kadınlarından, cins özgürlükçü mücadele tarihinden, toplumsal devrim deneyim ve derslerinden  çıkartılan sonuçlarla inşa ediliyor. Yönetsel, toplumsal ilişkilerdeki cinsiyetçi ilişkilerin ters yüz edilip yeni bir zihniyetin üretilmesi mücadelesi sancılarıyla birlikte devam eden süreci kapsıyor. Bu nedenle tekrar pahasına Rojava devriminin olmakta olan, inşa süreci devam eden bir devrim olduğunu hatırlamak gerekir. Devrimin bu realitesine rağmen, açığa çıkardığı değişim gücü, tüm bölge halklarına, Kadın Özgürlük Mücadelesi bileşenlerine, ilham kaynağı olma özelliğini zayıflatmıyor. Tersinden 21. YY'da toplumsal devrimlerinin aynı zamanda bir kadın devrimi olarak büyüyeceğini de gösteriyor.
 
Ortadoğu'da, Afrika'da gelişen toplumsal ayaklanmalarda Tunus'ta, İran'da, Mısır'da görüldüğü gibi kadın özgürlükçü nitelikleri öne çıktı. Rojava devriminin cins eşitlikçi özelliği devrimin en temel karakteri olarak tarihe kazınmıştır. Bununla birlikte Rojava devriminin yüklendiği politik anlam toplumsal değişim gücünün bölgesel çapta yayılmasında da rolü olacaktır. Bu zemin, burjuvaziyi ve erkek egemen tüm gerici sistemleri telaşlandırıyor. Bu nedenle devrim sadece askeri saldırılar yanıyla değil, siyasi ve ideolojik kuşatma, ekonomik ambargo, son olarak işgalci politikalarla birlikte de çembere alınmak isteniyor.
 
Rojava kadın devrimi erkek egemen kapitalist sisteme karşı mücadelede neden simgeleşti? Özellikle Kobanê onur ve özgürlük savunmasında, erkek egemenliğinin günümüzdeki en barbar ve kanlı temsilcisi durumundaki faşist IŞİD'e karşı direnişin, Arin Mirkan şahsında kadın savaşçılarda sembolize oluşu, devrimin bütün dünyada kadın özgürlüğünün simgesi haline gelmesini koşullamıştır. Kadınların toplumsal özsavunmadaki YPJ kadın ordusuyla devrimin savunma gücü olarak, HPC-JİN (Hêzên Parastina Cevherî-Jin/ Kadın Özsavunma Güçleri) gibi kurumsal yapılarıyla birlikte toplumsal özsavunmada yer almaları geleneksel erkek egemen yaklaşımın kırılmasında önemli bir etki yaratmıştır. Kadınların, Rojava cephelerinde açığa çıkan savaşçılıkları, komutanlık gücü ve iradeleri gerici erkek egemenliğinin tarumar olmasının yolunu açarak hemcinslerine haklı bir gurur ve özgüven kazandırmış, kadının görünür olmasını sağlamıştır.
 
Dünyanın pek çok ülkesinden daha geri bir sosyo-ekonomik yapının, siyasal ve toplumsal gericiliğin hakim olduğu Ortadoğu coğrafyasında, eş başkanlık ve eşit temsiliyette ifade bulan kadın kazanımları, devrimin niteliğini belirleyen yanlardan biridir. Kadının siyasetteki varlığına dayalı bu toplumsal sistem, Rojava ve Kuzey Suriye'nin en ücra köylerine kadar götürme ve inşa etme çabası, tüm halklara örnek olmak kadar, emperyalist ülkelerdeki kadınların temsiliyet zayıflığının da altını çizmiştir. Kadının yönetme, karar alma mekanizmalarındaki temsiliyeti, toplumsal cinsiyet rollerini ters yüz ederek ezilen cinsin yönetme ilişkisindeki gücünü de açığa çıkarmıştır. En gelişkin burjuva devletlerde dahi biçimsel olan yasalar, Rojava devriminde kadınların iradesiyle uygulanabilir, denetlenebilir gerçek haklar düzeyine getirilmiştir. Bu sistemin işleyişi kurumsal düzeyde mekanizmalarla sağlanmıştır. Kadınlarla birlikte ve kadınlar için politika yapan kadın bakanlığı, burjuva erkek sistemde kadına kapalı olan ekonomik politika alanında kadının temsiliyeti cinsiyetçi işbölümünü değiştirme iradesini yansıtmaktadır. Lenin'in ev emekçisi kadının siyasete katılımının sağlanmasına dönük söylediği o özlü sözdeki gibi kadınlar komünlerde yer alarak aynı zamanda yönetim mekanizmasına dahil oldular. Ekonomiden asayişe, basından eğitime, sağlıktan savunmaya kadar kadının eşit temsiliyeti burjuva erkek egemenliğinde derin bir çatlak anlamına gelmektedir. Toplumsal alanlardaki kadının niceliksel ve niteliksel gücü burjuva düzenin kadın özgürlüğündeki sınırlarını göstermiştir. En ileri burjuva kapitalist ülkelerde kadınların ulaşamayacakları bu düzey, kadın özgürlük mücadelesinin öznelerinin devrimci başarılarının da altını çizmiş, cin eşitlikçi başka bir dünyasının mümkün olduğunu gözler önüne sermiştir. Bu değişim gücünün beş bin yıllık karanlık erkek egemenliğni korkutması doğal. Çünkü; Rojava'da olmakta olan devrim aynı zamanda kadınların iktidara yürüyüşünü simgeliyor. Bugün Kuzey Suriye'yle sınırlı olsa da Suriye coğrafyasını etkileyecek olan bu gelişmeler Ortadoğu politikası bakımından da önemli yerde duruyor.
 
Bu yanlarıyla birlikte Rojava devriminin üzerinde yükseldiği coğrafya zenginlikleriyle, olanaklarıyla emperyalistler için stratejik açıdan önemli hale geliyor. Diğer yandan devrimin dalga dalga yayılması ihtimali emperyalist ve bölge gerici devletlerini önlem almaya itiyor. 'Denetim altına alınamıyorsa boğulmalı' politikasının Ortadoğuda sayısız örneği yaşandı.
 
İŞGALDEN SONRA ÊFRİN'DE YAŞANANLAR VE SÖMÜRGECİLİĞİN KADIN DÜŞMANI YÜZÜ
 
Êfrin'in sömürgeci Türk devleti ve çetelerce işgalin henüz ilk ayında bölgeden vahşet, katliam, yağmalama, demografik yapıyı değiştirme amaçlı uygulamalar, kadın ve çocuklara dönük cinsel şiddet, kaçırma, gözaltında kaybetme politikalarına dair bir dizi haber yansıdı kamuoyuna. Suriye Kadın İnisiyatifi'nin (SKM) yaptığı açıklama, Êfrinli kadın ve  çocuklara yönelik cinsel işkencelere varan cinsiyetçi, sömürgeci politikaların, vahşetin görünür olmasını sağladı. Tüm emperyalist, gerici savaşlar ve işgallerde olduğu gibi  Êfrin işgalinde de en çok acıyı kadın ve çocuklar yaşıyor. Suriye Kadın Meclisi'nin yaptığı açıklamada, işgalden beri 119 kadının kaçırıldığını ve cinsel saldırı ya da tacize uğradığına dikkat çekti (Yazının yazıldığı tarihden sonra geçen zamanda bu rakamlarda artış olduğunu belirtmeliyiz.). 20 Ocak 2018 tarihinden itibaren 56'sı kadın ve 46'sı çocuk olmak üzere 259 sivil halkın öldürüldüğünü; 104'ü kadın, 155'i çocuk olmak üzere 707 sivil halkın yaraladığına işaret edildi. Basına yansıyana göre, işgalcilerin, halkın malına, mülküne dönük yaptığı gasp, hırsızlıkların ise yaygın olduğu yönünde. Ulaşılan bu verilerin ise işgal altında olan bölgeden sınırlı kaynak sayesinde yansıyanlar olduğunu hatırlatmak gerekir. Dahası ulaştırılamayan, ulaşamadığımız onlarca hak ihlali, şiddet olduğu aşikardır.
 
Sömürgeci Türk devletinin Kuzey Kürdistan topraklarında onlarca yıldır işlediği sömürgeci savaş suçları; kadınlara dönük cinsel şiddet, asimilasyoncu politikalar, Kürdistanı Kürtsüzleştirme politikası, halkın manevi değerlerini hedefleyen saldırılar, şehit cenazelerine yapılan işkenceler, şehitliklerin tahribatı, tarih bilincini yok etmeye dönük saldırganlıklar vb biçimi bugün Êfrin'de uygulanıyor. Bu politikaları Kürdistan halkı, kadınlar çok yakından yaşayarak gördü. Kuzey Kürdistanda 35 yılı aşkındır süren sömürgeci savaşta uygulanan, cinsiyetçi, asimilasyoncu, milliyetçi  politikaların sonuçlarını en çok kadınlar yaşadı. Bugünde Êfrin'de kadınların emekleriyle yarattıkları cins eşitlikçi toplum, halkçı sistemle inşa edilenler  sömürgeci çeteci gruhun talanları, yıkımlarıyla karşı karşıyadır. Erkek egemen sermaye düzeni, kadın düşmanı cinsiyetçi, gerici, şoven, milliyetçi politikaları Êfrin'de yürürlükte.
 
Faşist AKP rejimi Êfrin işgaline zemin oluşturmak için iktidar olmanın tüm avantajlarını kullanmaktan çekinmedi. Basın üzerinden yapılan demagojik yalanlarda bu kirli politikanın uygulamasını kolaylaştırdı. 58 günlük büyük direnişin ardından Êfrin'in, sömürgeci AKP ve çeteci güçlerce işgal edilmesi ardından Saray diktatörünün ağzından bölgenin demografik yapısını değiştirme amaçları da dahil sömürgeci politikaları deşifre eden açıklamalar duyuruldu. Êfrin'de devrime öncülük eden Kürt özgürlük hareketini hedef alan, halkçı, kadın eşitlikçi devrimi karalama kampanyası yürüttüler. İç politikada şovenizme oynayıp, Êfrin'de ki devrimsel gelişmenin devletin sınır güvenliğini tehdit ettiği yalanına sarıldılar. Emperyalist planlarla dört parçaya bölünen Rojava Kürdistanı'nda, Esad rejiminin Arap kemeri'yle yapmak istediği Kürtsüzleştirme politikasını, şimdi Türk devleti  AKP hükümeti eliyle yapıyor. Rojava'nın, Arap ve Türkmen halklarına ait olduğu yalanına sarılarak, Kürt halkını 'işgalci' olarak yansıtıyor. Rojava'da kurulan halkçı, kadın eşitlikçi devrimin kazanımları hedef alınarak halklar karşı karşıya getirilmeye çalışılıyor. Şunu vurgulamak gerekirki, Êfrin'de yaşanan vahşetin sorumlusu, tek başına faşist AKP iktidarı değildir. Hava sahasının açılmasını sağlayarak, askeri, teknik, lojistik desteğiyle aynı zamanda emperyalistlerdir. Bu ittifak erkek egemen kapitalizmin çıkarlarına dayanmaktadır. Ve bu gerici ittifakın beraberce işlediği ilk suç ortaklığı değildir üstelik. Ortadoğu'da süren kanlı savaş ve emperyalist işgallerde olduğu gibi, Balkanlarda yaşanan gerici iç savaşlarda kadınların maruz kaldığı vahşet de yine erkek egemen kapitalizmin gerici suç ortaklığının ürünüdür.
 
EMPERYALİST SAVAŞLARDA PSİKOLOJİK SAVAŞ FAKTÖRÜ
 
Emperyalist tüm savaşlarda psikolojik savaş taktiğinin artık çok özel bir rolü var. Psikolojik savaş; klasik anlamdaki savaşın kazanılması veya kaybedilmesinde; savaştan sonra da üstünlüğün devam etmesinde, toplumun, ilerici kamuoyunun, dünya halklarının savaşa ve sonuçlarına hazırlanması, emperyalist savaş politikasına meşruluk sağlamak için de toplum bilincine etki ederek sonuç almayı hedefler. Toplumun kültürel-etik değerlerine sızarak toplumsal erozyona neden olmayı amaçlar. Bu bağlamda bilinmektedir ki bir toplumu yok edebilmenin en kestirme yolu onun kültürel değerlerine sızarak tahrip etmektir aynı zamanda. Yürütülen psikolojik savaş  kendi argümanları, kendi aparatları ve kendi yöntemleriyle uygulanır. Psikolojik savaşta propaganda temel bir yerde durur. Bunu da yazılı, sözlü, işitsel, sosyal medya, basın üzerinden gerçekleştirilir.
 
Bunu Irak ve Afganistan işgalinde, Kuzey Kürdistan'da devam eden sömürgeci savaşta, yakın tarihimizde yaşanan özyönetim direniş süreçlerinde, Gezi ayaklanmasında, Kobanê onur ve özgürlük savaşında, son olarak Êfrin savaşında gördük. Savaşı yöneten emperyal, sömürgeci güçler, elinde bulundurduğu  silahın gücüyle toplumsal algıyı istediği gibi yönetebilmektedir. Yüksek perdeden yapılan demagojik söylemlerle işgale, meşruluk sağlama, toplumsal destek oluşturma amaçlanır. Irak, Afganistan işgalinde emperyalistlerin yaptığı gibi faşist AKP nin de kısmen başarılı olduğunu söyleyebiliriz.
 
EMPERYALİST SAVAŞLAR VE KADINLARIN ORTAK ACILARI
 
Hatırlanacaktır Irak ve Afganistan işgalinde kelime olarak 'özgürlük' işgalcilerin en çok kullandığı kavramlardandı. Irak'a, Afganistan'a 'özgürlük götürme' söylemleriyle başlatılan işgal; gerici Saddam, Taliban yönetimleri yerine işbirlikçi hükümetleri aracılığıyla işgalci politikalarını hayata geçirdiler. İşgalciliğine yeni boyut kazandırırken bunun acısını ezilen ülke halkları yaşadı. Başta kadınlar olmak üzere ülke halklarına akıl almaz baskı, işkenceler uygulandı. Kültürel yozlaştırma, toplumu düşkünleştirme, demografik yapıyı bozma, işkenceler, toplu katliamlar ve viraneye dönmüş ülke gerçekliğiydi geriye kalan.
 
ABD 7 Ekim 2001'de Afganistan'ı bombalamaya başladığında gerici Taliban rejiminin kadın düşmanı politikalarının teşhiri yapılarak 'Afgan kadınlarına özgürlük götüreceğiz' yalanıyla TV ekranlarından propagandası yapıldı. Taliban'ın kadın düşmanı politikaları, gerici, baskıcı rejiminde halkların yaşadığı zulüm, acılar doğruydu elbette ama aynı Taliban, ABD nin ortadoğu polikaları içinde ortaya çıkardığı rejimin yürütücüsüydü. Afgan kadınları üzerindeki baskı, Taliban rejiminin yıkılmasını haklılaştırmak için kullanıldı. İşgalden beş hafta sonra Amerikan Başbakanın eşi Laura Bush ağzıyla, "Afganistan'daki son askeri kazanımlarımızdan dolayı kadınlar artık evlerine mahkûm değil. Terörizme karşı savaş aynı zamanda kadın hakları ve kadın saygınlığı adına yapılan savaştır" yalanlarını dinledi dünya. Oysa çok değil işgalden çok kısa bir süre sonra Karzai hükümeti döneminde Afgan halkının ve kadınlarının yaşadıklarının, Taliban gericiliği dönemini aratmadığı gibi vahşetin daha koyusunu yaşadıklarını öğrendik. Kadınların eğitim hakkı Taliban döneminde ki gibi kısıtlandı. Toplumsal yaşama, erkeğin izni olmadan katılamadığı gibi, toplumsal üretim, devlet bürokrasisi vb kamusal alanlar kadınlara yasaklı olmaya devam ediyordu. Kadınlar, haklarını savunacakları herhangi bir yasal güvenceye de sahip değillerdi. Bu nedenle o dönemde oluşturulan kadın bakanlığı gözboyamadan öteye gitmedi. Tüm bu dönemde, kadınların yakını olan bir erkek olmadan sokağa çıkması, arabaya binmesi yasaklıydı. Aksi davranış durumlarında gözaltına alınarak 'bekaret kontrolü' gibi cinsel işkenceler de dahil sayısız insanlık dışı uygulamalara maruz kalmalarına neden oluyordu. Yaşadığı bu baskılara dayanamayıp intihar eden kadın sayısının da yine Taliban döneminden daha az olmadığı dönemin kadın hakları örgütlerinin verdikleri bilgilerle duyurulması sağlanmıştı. Politik ya da herhangi bir nedenle gözaltına alınan kadınlara yapılan cinsiyetçi işkenceler, tacizler emperyalistlerin gerçek yüzünü gösteriyordu.Uluslararası Af Örgütü'ne Afgan kadınlarının yaptığı başvurularla geçen şu ifade dönemin anlaşılması bakımından bir veri oluşturuyor : " Taliban döneminde bir kadın markete giderse ya da bedeninin bir yeri görünürse kırbaçlanırdı, şimdiyse (Karzai hükümeti döneminde) tecavüze uğruyor." Tüm demagojik propagandaya rağmen Afganistan işgali ve savaşı kadınlar adına işkence, şiddet, ölüm, acıdan başka bir şey getirmedi.
 
Emperyalist ABD'nin Irak işgalinin de yine, en çok kadın ve çocukların yaşamına dönük sonuçları oldu. Veriler tartışmalı da olsa işgalin ilk yıllarında dahi yüzbinlerce Iraklı'nın öldüğü düşünülmektedir. Irak Kadın Özgürlük Örgütü'nün tahminlerine göre 2003 ile 2010 yılları arasında ülkede 4 bin genç kadının kaybolduğu yönünde. Kendilerinden bir daha hiçbir haber alınamayan bu kadınların yaklaşık 5'te 1'i kaybolduğu zaman 18 yaşının altındaydı. Kadın örgütlerinin yaptığı araştırma sonucunda ortaya çıkarılan 4 bin kayıp genç kadınla ilgili sadece resmi işleme konulan şikayet başvurusu sayısı 100'ü aşmıyor. İşgalden sonra sağlık şartları kötüleşti, önlenebilecek hastalıklardan çocuk ölümlerinde artışlar yaşandı, 90 larda 5 yaş altı çocuk ölümleri yüzde 5 iken, 2004 yılında yüzde 12.5'e yükseldi. İşgali takip eden yıllarda yüzbinlerce insan hayatını kaybetti, en az 3 milyon kişi mülteci duruma düşerek ülke dışına çıkmak zorunda kaldı. Savaşla birlikte demografik yapı değiştirildi.  Kadınlar gerek tacizden korunmak için, gerekse de yaşamda yer alabilmek için yaşam biçimlerini değiştirmeye zorlandı, binlerce kadın sevgilisini, çocuğunu kaybetti.
 
Bu emperyalist işgalci ve işbirlikçi hükümetlerin bizzat neden olduğu, sorumlusu olduğu suçlardı. Bununla birlikte gelişmelerine önayak oldukları insan kaçakçılarının işlediği suçlar Irak işgalinin açığa çıkan diğer  bir yüzüydü. Yine emperyalist işgal ardından kadın bedeni satışında belirgin artış yaşandı. El Battavi bölgesinde ‘seks kölesi' olarak kadınların çalıştırıldığı çok sayıda pansiyon bulunuyordu. 2009'da yasallaştırılan bu mekanların en büyük müşterileri ise Irak'ta bulunan işgalci emperyalist devletlerin askerleriydi. Emperyalist işgal ve savaşlar aynı zamanda işgal ettikleri topraklara kendi yoz kültürünü de taşır. Cinsel sapkınlık düzeyini aşarak ideolojik saldırıya dönüşen bu politika en çok tutsak kadınlar üzerinde uygulandı. Irak Ebu Garibde Iraklı tutsaklara -en çok da kadınlara yapılan cinsel işkencelerle hafızalara kazınmıştı. Irak'ın Ebu Garib başta olmak üzere çok çeşitli hapishanelerinde tutsak bulunan kadınlardan dışarı yansıyan mektuplar ve ABD askerlerinin sapkınlıklarının belgesi oldu. Dünya bu fotoğraflarla işgalcilerin yaptığı vahşeti öğrendi. Tutsak Iraklı kadınlar mektupları aracılığıyla dünyaya yaşadıkları cinsel işkenceleri anlatmış, kurtuluşu ölümde gördüklerini haykırmışlardı. Dünya kızkardeşlerine seslenişlerinde, yaşam hakları için mücadele değil cinsel işkencelerden kurtuluşları, dahası yaşadıkları tecavüzlerin oluşturduğu ağır tahribatı kaldıramadıkları, bununla yaşayamayacakları için ölüm hakları talebinde bulunmuşlardı.
 
KADINLARIN ORTAK ACILARI MÜCADELEYİ DE ORTAKLAŞTIRIYOR
 
Coğrafyalar, ülkeler, tarihler değişse bile kadınların kapitalist erkek egemen sistem içinde yaşadıkları, ortak acılarını büyütüyor. 1990 ların başında Balkanlarda yaşanan iç savaş ve soykırımda kadınların yaşadıkları unutulmaması gereken kapitalist erkek egemen sistemle hesaplaşma kararlılığımızı büyüten büyük acılarla doludur. Dönemin araştırmalarında açığa çıkan veriler farklılık taşısa da 20-50 bin arasında kadının ırkçı, faşist Sırplı tarafından tecavüze uğradığı yönünde. Bosnada kadınlar yalnızca faşist Sırp-Hırvat askerleri tarafından tacize uğrayıp tecavüz saldırısına maruz kalmadılar. Aynı zamanda sözde 'barışın bekçileri' diye adlandırılan işgalci emperyalist Birleşmiş Milletler (BM)  askerleri tarafından da aşağılandılar. BM askerleri tarafından yüzlerce kadın porno filmleri eşliğinde toplu tecavüz saldırısına maruz kaldı. Onbinlerce kadın toplama kampında zorla çalıştırıldıkları gibi akıl almaz işkencelere maruz bırakıldı, öldürüldü, tecavüze uğradı. Tecavüz saldırısına maruz kalan kadınlar istemediği çocukları doğurmak zorunda bırakıldı. Sayısız kadın, yaşadığı tramvayı atlatamayarak akli dengesini yitirdi. Bir o kadarı da acılarından kurtulmak için intiharı seçti.
 
Somali'de, 1991-1992 yıllarında 300 bin kadın, emperyalist BM denetiminde olan kamplarda kamp askerleri ve görevlileri tarafından tecavüze uğradı. Tecavüzcü askerlere prezervatifi dağıtan ABD ordusudur. Tecavüzcülerin saldırısına maruz kalanların arasında dört ile altı yaş arası çocuklarda vardı. Kapitalist barbarlığın resmini yansıtan bu veriler aynı zamanda erkek egemenliğinin ikiyüzlü, cinsiyetçi, ırkçı, kadın düşmanı yüzünü de gösteriyor.
 
Japonyanın Kore işgalin sırasında, Japon ordusu, 300 bin Koreli kadına tecavüz etmiş; bunlardan 200 binini kaçırarak zorla askeri genelevlerde çalıştırmıştır. Her kadının günde en az 30-40 kez tecavüze uğradığı, dönemin verileri arasında bulunmaktadır.
 
Pakistan'da, Pakistan askerleri, 200 bin Bangledeş'li kadına tecavüz etmiş; 25 bin kadın tecavüz sonucu hamile kalmıştır. ABD ordusu Vietnam'ı işgal ettiğinde sadece, My Lai köyünde 450 Vietnamlı kadın ve çocuğa tecavüz etmiş, sonra da öldürmüştür. 
 
Yine dönemin gazetelerine yansıdığı kadarıyla Nijerya da yaşanan ve emperyalizmin önayak olduğu gerici iç savaşta 2003 Ağustos tarihinde şiddet nedeniyle 12 yaşından 80 yaşına kadar 400 den fazla kadın cinsel olarak aşağılandıkları, cinsel şiddete maruz kaldıkları için şikayette bulunmuştur.
 
Ruanda'da, 1994 soykırımında en az 250.000 kadına emperyalist güçler ve yerli işbirlikçileri tarafından tecavüz edildi. Ve 2003 yılına kadar BM raporuna yansıyan, Demokratik Kongo Cumhuriyetindeki savaş boyunca binlerce kadın ve kız çocuğunun tecavüze uğradığı belirtiliyordu. Bu dönemde grup tecavüzleri o kadar yaygın ve vahşiydi ki, doktorlar vajinal tahribi savaşla ilgili suçlar içinde sınıflandırmaya başladılar.
 
SON SÖZ YERİNE
 
Yukarıda verileriyle de aktarmaya çalıştıklarımız kadınların yaşamında acı ve yıkım olan emperyalist savaşların, erkek egemen kapitalist sistemin kadın düşmanı yüzünü resmetmektedir. Bu hatırlatmalar, Êfrin'de emperyalizmin suç ortaklığında yapılan işgalci politikaların anlaşılması ve kadın özgürlük mücadelesinin gücüne dönüştürülmesi bakımından önem taşıyor. Bugün Êfrin'de işlenen suçları açığa çıkarmak, kadın devriminin kazanımlarını korumak, kadın özgürlük mücadelesinin öznelerinin temel gündemlerinden olması elzemdir.
 
Tüm yerküre üzerinde kadına dönük toplumsal ve devlet şiddeti küresel bir hal almışken kadınların buna karşı direnişi, mücadelesi de küresel bir isyan dalgası haline gelmiştir. Lokal ve bölgesel direnişlerin artık dünyanın hangi parçasında olursa olsun mutlaka ortak mücadeleye de bir yansıması oluyor. Ve kadınlar erkek egemen kapitalizme, her türlü gericiliğe karşı mücadelesinde birbirinin deneyiminden öğrenmeye devam ediyor. Şiddete karşı çeşitli biçimlerde, adlarda formlarda örgütlenmiş birleşik bir hareketle kendini gösteriyor. Ezilen kadınların birleşik mücadelesinde Êfrinli kadınların yaşamını kuşatan sömürgeci, işgalci Türk devleti ve çetelerine karşı mücadeleyi birleşik mücadelenin konusu haline getirmek, kadınlarla dayanışmayı büyütmek temel görevlerden biri olarak ele alınmalı. Sosyalist kadınlar ve sosyalist yurstever kadınlar bulundukları tüm alanlarda faşist AKP'nin erkek egemen gerici politikalarına karşı birleşik kadın direnişinin büyütülmesinde öncü rolü kuşanmalıdır. Rojava kadın devriminin bileşenlerinden olan JAS'ın çağrısına kulak vererek, eyleme dönüştürme görevine kilitlenmek temel önemdedir: "Kadın özgürlüğünün enternasyonal mücadelesini veren herkesi, Rojava Kadın Devrimi coğrafyasına çağırıyoruz. Gerek savaş cephelerinde yer almaya gerekse de siyasi tecrübelerini devrimimizin toplumsal inşa çalışmalarına sunarak kadın devrimini savunmaya çağırıyoruz. Bulunduğumuz ülkelerde siyasi çalışmaları ve eylemleri, kadın hareketini büyüterek, Efrîn ve Rojava kadın devrimini güçlendirelim."
 
Yararlanılan kaynaklar:
 
zmag.org (Lucinda Marshall )
Mariam Rawi (Afganistan tecavüzcülerin iktidarı )
8 Eylül 2007 tarihli Gündem Gazetesi
Elena Doni & Chiara Valentini - Etnik Tecavüz Bosnalı Kadınların Dramı
Nadje Sadı Al- Ali ( Iraklı kadınların anlatılmayan öyküsü)
Atılım Gazetesi (1 Haziran) 329. sayı