etkin haber

422

DENİZ ALTUN

23 Haziran aynası

Devrimci ve emekçi sol güçler bu olanak ve riskler arasında yol alacaksa yapması gereken ilk şey vakit kaybetmeden kendi özgün ve bağımsız çizgisini yani üçüncü cephe vasfını öne çıkaracak bir halk örgütlenmesini ve sokak siyasetini ayrım çizgisi olarak belirginleştirmekle işe başlamalıdır.

- Pazartesi - 24 Haziran 2019 - 18:31
Yenilenen İstanbul Belediye Başkanlığı seçimini CHP adayı Ekrem İmamoğlu  kazandı. Seçim sonuçları çeşitli bakımlardan ele alınacaktır. Ancak ilk elden ve belli başlı politik özneler bakımından değerlendirmekle  başlayabiliriz.
 
1-Saray rejimi ve AKP-MHP ittifakı bakımından
31 Mart bizzat iktidar sahipleri tarafından yerel seçim olmaktan çıkarılarak Türkiye'nin ve iktidarın ikbal seçimleri haline getirilmişti. Rejimin küçük ama etkili ortağı Bahçeli'nin 31 Mart'ı 24 Haziran'ın devamı ve sağlaması olarak formüle ederek rejimin bekası parantezine alması akıllardadır. 23 Haziran bu bakımdan 31 Mart'ta ortaya çıkan çöküşü frenleme rolü verilmişti. Bu tablo içinde 23 Haziran seçim sonuçlarının kendi cürmününü aşacak sonuçlar yaratması şaşırtıcı olmamalıdır.
 
AKP-MHP faşist ittifakı 31 Mart'ta hem Türkiye'nin belli başlı büyük kentlerini kaybetmiş hem de Kürdistan'da ki kayyum siyaseti yenilgiye uğramıştı. Bu yenilginin açık ve ilk elden  siyasi sonuçları birincisi AKP'nin kendi içinde, ikincisi AKP-MHP ittifakı içinde, üçüncüsü AKP-MHP ittifakında somutlaşan Saray rejimi ile etkisi altındaki halk kitleleri arasında yaşanan gerilim ve çözülme emarelerinin çoğalması biçiminde yansımıştı. YSK darbesiyle İstanbul seçimlerini yenileme kararı aldıran Saray rejiminin bu seçimlerden ilk muradı bu bakımdan kendi güçlerini konsolide etmek için bir tutanak noktası elde etme amacı taşıyordu. İstanbul seçimlerine referandum ve meşruiyet elde etme rolü yüklenmesinin nedeni de esas olarak buydu. Aradaki küçük farkın Kürtlerin en azından bir kısmının etkisiz hale getirilmesi ve  küskünlerin en azından bir kısmının geri çekilmesi üzerinden tolere edilebileceği hesaplanıyordu.
 
Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymadı. AKP girdiği ikinci çarpışmadan da ağır bir yenilgiye uğrayarak çıktı. Yüzde sıfır küsürlü oranlardaki fark yüzde 9 düzeylerine sıçradı.
 
Buradan hareketle açık bir biçimde ifade edebiliriz ki önümüzdeki dönemde AKP'nin içindeki çözülme hızlanacak, halihazırda harekete geçmiş durumda olan merkezkaç güçler daha büyük bir cesaretle harekete geçecektir. İkinci olarak sonuçlar AKP-MHP ittifakı içinde de sonuçlar yaratacak, ittifakın, genelde rejimin özelde ise AKP'nin ikbali bakımından rolü daha güçlü biçimde bir gerilim ve tartışma konusu haline gelecektir.
 
İktidar cephesi bakımından vurgulanabilecek bir diğer unsur ise en güçlü yanında yani kitle desteğinde yaşanan çözülmedir. 17 yıl boyunca geçirdiği tüm evrim boyunca kitlesini bir biçimde konsolide etme başarısı gösteren ve bu bakımdan kendisine bir biçimde bir meşruiyet alanı açabilen AKP bu bakımdan da bir kırılma noktasındadır. 31 Mart'a kadar hatta büyük oranda 31 Mart'ta da devam eden blok içinde değişen eğilim kaymaları gelinen aşamada bloklar arası bir biçim almaya başlamıştır. Bu durumun ‘yeni rejim'in toplumsal meşruiyetinin çok daha güçlü bir biçimde tartışmaya açılacağı bir siyasi iklimi tetikleyeceğini söylemek yanlış olmaz.
 
Toplamda toplumsal meşruiyetini açıkça  kaybetmeye başlamış, iç birliği bozulmaya yüz tutmuş ve ittifak alternatifleri daralmış bir AKP'nin iktidar gücününde artık tartışmalı hale geleceğini söylemek mümkündür.
 
Tüm bu siyasi ve toplumsal denkleme ekonomik kriz verilerinin yarattığı basıncı, emperyalistler ve tekelci burjuvazi cephesiyle yaşanan gerilimlerden doğan basıncıda ekleyebiliriz. Emperyalistler ve tekelci burjuvazinin bu tablo karşısında yeni bir iktidar dizaynı için harekete geçmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Üstelik AKP'nin düzen içinde pozisyonunu güvenceye aldığı temel pazarlık kozu alternatifsizlik ve yenilmezlik payesi dağılmaya yüz tutmuşken...
 
Sözün kısası 23 Haziran seçimlerinin aynasından bakıldığında Saray rejiminin ve diktatörün geleceği pek parlak görünmemektedir.
 
2-Millet İttifakı ve CHP bakımından
Doğal olarak Millet İttifakı ve özellikle de CHP seçimlerin temel kazananıdır. CHP egemen güç blokları arasında kaybettiği düzen kurucu gücünü yeniden kazanmış, emperyalistler ve tekelci burjuvazinin  iktidar denklemleri için alternatiflerden biri olarak yeniden öne çıkmıştır. İstanbul seçimlerinin ‘kahramanı' olarak pişirilip hazırlanan Ekrem İmamoğlu profilinin bundan sonrası bakımından da egemenlerin yeni vizyonlarından biri olarak düşünülmesi şaşırtıcı olmayacaktır. CHP ve özellikle de İmamoğlu egemenler tarafından halklarımızın rejim krizi ve toplumsal meşruiyet kaybından doğan değişim istek ve arayışının adresi olarak öne çıkarılmaktadır. AKP'yi iktidara taşıyan süreç güncellenmiş koşullar ve güç ilişkileri altında ama bu sefer tersinden işletilmektedir. Emekçi solun önemli bölükleri dahil toplumsal muhalefeti büyük oranda kendi arkasında saflaştırma becerisi gösterebilen, meşruiyet ve kriz yönetim kabiliyeti tahkim edilmiş bir CHP ve İmamoğlu figürünün, motoru fazlasıyla ısınmış rejim mekanizmasında soğutucu bir rol oynaması ve düzenin sürekliliğine katkı sunması ihtimalinin devletin derinlerindeki farklı güç odakları bakımındanda rağbet görebilmesi mümkündür. Sonuç olarak 23 Haziran'ın aynasından bakıldığında CHP ve İmamoğlu'nun geleceği fena görünmemektedir.
 
3-HDP ve ezilenler bakımından
İki egemen bloğun karşı karşıya geldiği 31 Mart ve devamı niteliğindeki 23 Haziran seçimlerinde ezilenlerden yana siyaset yapan HDP ve emekçi solun büyük bölümü doğrudan bir politik özne olarak yer almadı. Yine de seçimlerin belirleyeninin HDP olduğunu söylemek yanlış olmaz. HDP ve özel olarak da Kürt özgürlük hareketi, AKP-MHP faşist ittifakının yürüttüğü psikolojik harp yöntemlerine karşın seçimlerin ‘gizli özne'si olarak güçler dengesinin bozulması ve kurulmasında belirleyici bir faktör oldu. CHP ve İmamoğlu'nun desteklenmesi siyaseti Saray rejimi ve AKP-MHP ittifakının çözülmesini tetikleyici olması bakımından başarılı oldu. CHP tabanı başta gelmek üzere ilerici bağımsız çeşitli halk kesimlerindeki şoven ön yargıları zayıflatarak, Saray karşıtı halk güçleri içinde ilgi alanı yarattı. Ne var ki bu taktik HDP'nin iki egemen blok karşısında üçüncü ve ezilenlerden yana bir alternatif cephe olarak gelişiminin örgütsel ve siyasi zemininde boşluklar ortaya çıkardı.
 
Sonuç olarak:
23 Haziran seçimlerinin sonuçlarını bu üç bağlamdan hareketle değerlendirdiğimizde emekçi sol ve sosyalist güçlerin önümüzdeki dönem yeni tipte olanak ve risklerle karşı karşıya geleceğini söyleyebiliriz. Bu bakımdan;
 
-Ezilen halk yığınlarının hareket kabiliyetini baskı altına alan korku ve başaramama duygusunun dağıldığı, ezilenlerin yeni bir özgüven ve kazanma isteğiyle harekete geçmeye başladığı bir dönemin açıldığını söyleyebiliriz.
 
-HDP ve emekçi sol güçlere karşı önyargıların zayıflaması sol siyasetin geniş ezilen yığınlara temas etme, örgütleme ve sokağa çekme imkanlarını nesnel olarak genişletti.
 
-Dolaylı yedek olarak egemenler arasındaki çelişki ve çatlakların genişlemesi ezilenlerin kendi siyaset alanlarını yeniden genişletme imkanlarını çoğalttı.
 
-Ezilen emekçi yığınlardaki düzen içi kurtuluş beklentisi canlandı.
 
-Sol siyasete eğilimli çeşitli kesimlerde CHP'nin siyasi hegemonyası genişledi.
 
Devrimci ve emekçi sol güçler bu olanak ve riskler arasında yol alacaksa yapması gereken ilk şey vakit kaybetmeden kendi özgün ve bağımsız çizgisini yani üçüncü cephe vasfını öne çıkaracak bir halk örgütlenmesini ve sokak siyasetini ayrım çizgisi olarak belirginleştirmekle işe başlamalıdır.
 
Saray rejiminin çözülmesini hızlandırmak ve bir başka düzen gücü olarak CHP'nin dolambaçlı yollardan bizi yeniden aynı noktaya getirmesini engellemek için tek çıkış yolu HDP-HDK ile tüm emekçi sol güçlerin zaman geçirmeden üçüncü cephe hattını buyütmeye odaklanmasıdır.