etkin haber

357

İSTANBUL (İsminaz Temel)

'3. yolun inşasında kendimize misyon biçiyoruz'

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), 3. Olağanüstü Kongre'sini topladı. Kongre'de Eş Genel Başkanlığa getirilen Özlem Gümüştaş ve Şahin Tümüklü sorularımızı yanıtladı. 3. cephenin yaratılmasının zorunluluk olduğuna dikkat çeken eş başkanlar "HDP'nin başlattığı bu tartışmayı zaten zorunluluk olarak görüyoruz. HDP'nin kurucu bileşen bir partisi olarak, 3. cephenin yaratılması, inşası konusunda da nasıl bir rol oynadıysak aynı rol ve misyonu kendimize biçiyoruz" dediler.

- Perşembe - 11 Temmuz 2019 - 11:20
Ezilenlerin Sosyalist Partisi, 30 Haziran'da yaptığı 3. Olağanüstü Genel Kongresi'yle, yeni yönetimini ve politik perspektiflerini belirledi. Eş Genel Başkanları Özlem Gümüştaş ve Şahin Tümüklü ile güncel politikanın sorunlarını ve yeni dönem politikalarını konuştuk. Eşbaşkanlar, ESP üzerindeki devlet baskısını, eşbaşkanlık sistemine yaklaşımları, seçimler ardından oluşan yeni politik iklimi, birleşik mücadele ve ‘3. Yol' tartışmasına yaklaşımları üzerine sorularımızı yanıtladılar.
 
'ÇÖZÜM GÜCÜ OLMA VE UMUDU İNŞA ETME KARARLILIĞIYLA KONGREYE GİTTİK'
 
ESP, devletin yoğun saldırısının muhatabı oldu. Siz nasıl yol aldınız?
 
Şahin Tümüklü: Faşist devlet politikasının birçok uygulamasıyla karşı karşıya kalmış bir politik hareketiz. Gözaltılardan tutuklamalara, ağır cezalardan kaçırmalara, ölüm tehditlerine varana kadar bir dizi saldırganlıkla karşı karşıya kaldık. Sadece ESP değil, sokakta özgürlük mücadelesi yürüten, gelecek düşünde sosyalizm olan birçok siyaset de benzer saldırılar yaşadı. Doğal olarak bizler açısından bu dönemi karşılamak ve varoluşunu sürdürmek kritik bir önemdeydi. Saldırıları sokakta karşılamaya çalışırken, mücadeleyi birleşik zeminde örgütlemeye çalışan bir tarzımız vardı. Bazen geriye düştük, bazen asgariyi tutturduk, bazen de öne çıktık. En nihayetinde bu süreci bir şekilde yeniden örgütlemeyi başarmış olduk.
 
Dönemi örgütlerken, dayandığımız gelenek ve mücadelede yitirdiğimiz şehitlerimiz bizim için önemli motivasyonumuz, gücümüz oldu. Aynı şekilde başta Genel Başkanımız Çiçek Otlu olmak üzere hapishanelerdeki binlerce siyasi tutsağın bakışları altında aslında bir görev olarak algıladık. İlk genel başkanımız Figen Yüksekdağ'ın vurguladığı gibi, "cesaretin bir sorumluluk ve görev olduğu" bilinciyle yürüyüşümüzü sürdürdük. Önümüze çıkan her politik gündemle muhataplaşmaya, yanıt olmaya, kendimizi örgütlemeye çalıştık. Aldığımız güçle, yeni dönemde bir çözüm gücünü, umut olmayı inşa etme ve bunu cesaretle buluşturma çizgisiyle kongreye gitmiş olduk.
 
'DARALMAYI POLİTİK MÜCADELE AŞAR'
 
Bu sürecin toplam sonucu ve deneyimi ne oldu sizce?
 
Özlem Gümüştaş: Kongremize, konferanslar süreciyle hazırlandık. Geride kalan iki yılı değerlendirmek ve durumumuzu görmek bakımından iyi bir zemin oldu. 
İki yıllık dönem aynı zamanda AKP-MHP faşist blokunun toplumsal mücadele dinamiklerini tasfiye politikalarına yöneldiği dönemdir. Partimiz üzerinde örgütsel ve politik tasfiye biçiminde uygulandığını düşünüyoruz. Politik iddiamızın ve örgütsel gücümüzün daralmasına yol açtığını tespit ediyoruz. Bu daralmayı aşamadığımız her durumda iddiamızın da zayıfladığını gördük. Bir iddiasızlık haliydi. Zaman zaman birçok politik özneleri girdabına soktuğu gibi "Ne yaparsak yapalım diktatörü yıkamayız, durumu değiştiremeyiz" ruh hali partimizi yer yer etkiledi. Bir şeyin çözümünü bulamamak, yaratamamak gibi sorunlardı bunlar. Bütün bu dönemleri tartıştık. Her şeyden gördüğümüz şey şu: Dönemi ağırlığınca taşımak, bu tasfiye saldırıları karşısında ısrar ve sabırla örgütsel tavrımızı korumak. Fakat aynı zamanda politik mücadele içerisinde mutlaka bir yol bulmaya çalışmanın çözüm için gereken tek şey olduğunu gördük. Konferanslarımız da bu tartışmayı işaret etti, o yüzden iradeyi, iddiayı, cesareti ve her şeyden önemlisi politik varlık mücadelesini yani varlık hakkımız ve politik mücadele yükseltme görevimizi önde tutarak kongreye geldik. 
 
Değerlendirmelerimiz, eğer bu halkayı partide bir bilince, bir davranışa dönüştürebilirsek yol alabileceğimizi gösteriyor. Leyla Güven'in direnişi çok değerli bir örnek. Yani, tek bir direnme ve itiraz noktasının ya da diktatör karşısındaki değişik türde saflaşmaların aslında sonuç alıcı olduğunu, iktidarın buna meselelere dayanacak çok fazla gücünün olmadığını gösteriyor. Biz şunu görüyoruz: Direnmekte, politik mücadelede ısrar eden, kendi varlığını buna yatıran her politik öznenin yaşama, yol alma ve başarma şansı var. Kendi deneyimlerimizden de bunu çıkarıyoruz. 
 
Kongreye katılan konuklar, ESP'nin birleşik mücadelede tuttuğu yeri özel olarak vurguladı. ESP, birleşik mücadele hattına nasıl devam edecek?
 
Şahin Tümüklü: Leyla Güven'in başlattığı açlık grevi direnişi aslında her birimize bir şey öğretti. Hem 31 Mart'ta, hem de 23 Haziran seçimlerinde emekçilerin, ezilenlerin göstermiş olduğu refleks başka bir sonuç gösterdi. Bu faşist abluka karşısında politik özgürlük meselesinin nasıl ve nereden kazanacağız? Kendimizi bu sorulara yanıt vererek örgütlüyoruz. Doğal olarak birleşik mücadelenin kazanılması ve geliştirilmesi politik özgürlük meselesinin kazanılmasıyla eş değerde. Bu anlamda bu direnişlerle ya da toplumun herhangi bir adalet, özgürlük talebinin ortaya çıkan kıvılcımlarını birleştirme görevini kendimizde görüyoruz. 
 
Kongrede eşbaşkanımız Özlem Başkanın yapmış olduğu "özeleştiri süreci" vurgusu çok önemliydi. Bu ülkede temel özgürlüklerin kazanılmasında geri bir noktadaysak bu dönem içinde direnişlerde kırılma veya var olan direnişlerde çıkan kıvılcımları büyütememek ile ilgili bir şey. 
 
Birleşik cephenin daha da geniş bir zemininde, değişik konu başlıkları ve mücadele gündemi ekseninde yan yana gelememek de dönem içerisinde eksik kaldığımız konulardandı. Kongre, bu anlamıyla güçlü bir irade ortaya çıkarmış oldu. Değişik kesimlerden gelen mesajlarla bu mücadele isteğini ve birleşme hattının cevaplarını gösterdi. Önümüzdeki dönemi, geçmiş dönemden aldığımız mesajları daha fazla büyütme ve birleştirme dönemi olarak görüyoruz. Yani, Leyla Güven'den 6 Mayıs protestolarına, ODTÜ'de başlayan adalet mücadelesinden Çorlu'daki adalet mücadelesine aslında bir dizi konudaki mücadeleyi birleştirme görevini verdiğini söyleyebiliriz. 
 
'POLİTİK KÖRLEŞME TEHLİKESİ VAR'
 
23 Haziran İstanbul seçimlerinden sonra HDP'nin başlattığı 3. Yol veya "demokrasi ittifakı" tartışmasını ESP nasıl değerlendiriyor?
 
Şahin Tümüklü: Türkiye siyasal denkleminde bir cepheleşme siyaseti var. Bu cepheleşme siyasetinin kendi içerisinde bir siyam ikizi olan iki egemen cephesi, iki aslında burjuva cephesi var. Rejimin kodları ve onun var oluşu bakımından birbirinin benzeri. Tek tipçi, bekacı, devletçi, milliyetçi bir egemen iki cepheden bahsediyoruz. Biri AKP/MHP faşist diktatör cephesi, diğer tarafta da CHP/İYİ Parti cephesi. Bu iki cephe, ezilenlerin ve emekçilerin herhangi bir mücadelesinde ya da talebinde rejimin koduna çok hızlı dönebiliyorlar. Bunlar aslında ayrı bir yol değiller, aynı sudan aynı topraktan besleniyorlar. Doğal olarak bu iki kesimin topluma dayattığı şey bir adaletsizlik sistemi, bir sömürü sistemi, bir ayrımcılık, dayatmacılık ve tek tip sistemi. Doğal olarak da en küçük şey de kendi içerisinde yeniden aynı kodlara dönebiliyorlar.  Tarihi referansları da böyle; Cumhuriyetin kurucu değerlerine baktığımızda aynı şeyi görüyoruz. Bir tarafta tek tip anlayışı ile Ermenilerin, Kürtlerin ve Rumların Türkleştirilmesi politikalarını görüyoruz. Bir tarafta sermayenin kurulma sisteminde Rumların, Ermenilerin ve Yahudilerin mallarına el koyan bekacı bir devleti görüyoruz. Doğal olarak da ilk fırsatta aslında aynı rejim, aynı ontolojik kodlarına geri dönüyor. CHP/İYİ Parti denkleminde bunu da biliyoruz. Bunu dokunulmazlık sürecinin kaldırılmasında biliyoruz. Afrin işgal sürecinde aldığı tutumda, Yenikapı ruhunda biliyorduk biz bunu.
 
Son süreçte ideolojik ve politik bir yanılsamanın içerisinden geçiyoruz. Özellikle AKP karşıtlığı ile kendisini var eden ve AKP/MHP faşist diktatörlüğünün her türlü zulmünü, eziyetini, ayrımcılığını ve baskısını yaşayanlarda, politik körleşme olarak tanımlayabileceğimiz bir CHP kanalına akma hali var. Emekçi ve ezilenlerin öfkesini, umudunu İmamoğlu sembolleşmesi ile egemenler cephesinin ikinci halkasına akıtma, boşaltma hali var. Biz bu kanalın boğucu bir kanal olduğunu yüzyıllık tarihe baktığımızda bile biliyoruz.
 
'3. YOLUN AMACI POLİTİK ÖZGÜRLÜĞÜN KAZANILMASI OLMALIDIR'
 
Bugün ülkenin en temel sorusu nedir sorusuna, hiç kuşkusuz ki faşizme karşı politik özgürlük meselesi yanıtı veriyoruz. Bu nedenle politik özgürlüğün kazanılması, bunun gündemlerin belirlenmesi, siyasal demokrasinin kazanılması oluşturuyor. Doğal olarak da üçüncü cephenin zorunluluğu, ezilenler ve emekçiler açısından da geçerli olduğunu görmek zorundayız. Yaşamak istiyorsak, katliamlara uğramak istemiyorsak, hapishanelerde olmak istemiyorsak, insanca çalışmak istiyorsak, iş cinayetlerine kurban gitmek istemiyorsak, açlık yoksulluk ve sefalete mahkum olmak istemiyorsak, üçüncü cepheyi büyütmeyi ve geliştirmeyi kendimizde bir görev olarak görmek zorundayız. 
 
3. cephenin de kendi kodlarıyla oluşturulmuş bir kurucu değeri var. 7 Haziran seçimlerinde emekçiler ve ezilenler milyonlarca insan bunun peşinden geldi. Kadın özgürlük mücadelesinde simgeleşti, eşitlik-adalet talebinde simgeleşti, adil ve onurlu barış mücadelesinde simgeleşti. HDP bir şekilde en geniş emekçi kesimlere önemli bir formülasyon üretti. 3. cepheyi çok uzun süredir politik kavram olarak kullanıyoruz. Rojava devriminden beri kullandığımız bir kavram. Bölgedeki emperyalist, sömürgeci denklemleri karşısında emekçilerin ve ezilenlerin kendi içerisindeki devrimci iddiasında gördük bunu. Böyle de okumak gerekiyor. Bu ülke açısından düşündüğümüzde HDP ve HDK en geniş zeminde birleşme ve mücadele etmesi aslında politik bir karşılığı olarak görüyoruz 3. cepheyi.
 
'3. YOLUN TEMEL MUHATABI HDP, BU GÜÇLENDİRİLMELİDİR'
 
Kendinize nasıl bir misyon biçiyoruz?
 
Özlem Gümüştaş: HDP'nin bugün başlatmış olduğu '3. yol' tartışması, HDP'nin kurucu fikriyatında olan ve HDP'nin geride bıraktığı yıllar boyunca hem siyasi partiler düzlemindeki bileşenleriyle hem de ekoloji hareketlerinden inanç topluluklarına, bütün denklemleriyle program olarak kazandığı bir şey. Örneğin bugün halk kitlelerinin karşısına çıkarılan İmamoğlu ya da İmamoğlu'nun değişik türde söylemleri aslında ezilenlerin talebini karşılayacak siyasetin ihtiyaç duyduğu bir şey değil ya da bu hatta yol aldırabilecek bir şey değil. Bunun karşısında çok güçlü bir birleşik form olarak HDP ve onun programı var. 
 
HDP'nin ihtiyacı olan bu kurucu fikriyatı yeniden kuşanma ve muhataplaşmaktır. HDP'nin CHP ile işbirliği düzlemindeki seçim taktiği, CHP ile girdiği AKP'den bir kaç belediyeyi alarak faşizmi geriletme taktiği dönemsel bir rahatlatma, soluklanma yaratabilir. Bunu hep söyledik. Halk kitlelerinde bir başarma duygusu yaratabilir ki, 31 Mart ve 23 Haziran aralığındaki dönem böyle bir dönemdir. Ama bu taktik, HDP kendi rol ve misyonunu kuşanmadığı durumda altı boş bir taktik olarak kalır. Kitlelerin tek bir kişiye, Şahin yoldaşın söylediği gibi mevcut her durumda devlet partisi geleneğine dönen bir bloka yedeklenmesinden başka bir çözüm üretmez. HDP'nin bu zaman içinde kaybettiği buydu bence. 
 
Şu anda HDP için yeniden başarılması gereken, 3. yolun doğrudan temel tarafı ve muhatabı olduğu gerçeğidir. HDP'nin 3. cepheyle, onun siyasi öznesi olarak kendini ortaya koyma gerçeğidir. Örneğin Kürt sorununda anayasal sürecini bayraklaştırma, kadın özgürlük mücadelesiyle muhataplaşma, buradaki cins kırımını, erkek egemen yaklaşımı, antidemokratik yasaları karşısına alma ve mücadele etme gibi.
 
Doğal olarak biz, HDP'nin başlattığı bu tartışmayı zaten zorunluluk olarak görüyoruz. HDP'nin kurucu bileşen bir partisi olarak, 3. cephenin yaratılması, inşası konusunda da nasıl bir rol oynadıysak aynı rol ve misyonu kendimize biçiyoruz. Ne AKP-MHP faşist blokundan ne de onların kısmen gerilettiğine inanılan CHP-İYİ Parti ittifakından bunların yan yana ya da ayrı ayrı girecekleri anayasal çözüm ya da yargı reformu gibi paketlerde, Kürtlere özgürlük çıkmaz, kadınlara özgürlük çıkmaz, doğal yaşam alanlarımız talandan kurtulmaz, adil ve barışçıl bir politika çıkmaz, eşitlikçi bir anayasal vatandaşlık ve eşitlikçi bir Türkiye siyaseti çıkmaz. Bütün halklarımızın tepesinde duran Terörle Mücadele Kanunu'nu aşan bir adalet çizgisi çıkmaz. Geride kalan yıllar bunların çok fazla muharebesini yaşadık. Doğal olarak olması gereken 3. cephenin bu konularda söz söylemesi ve rol almasıdır.
 
'AKP/MHP'YE GERİ ADIM ATTIRAN DİRENİŞTİR'
 
Bu politik iklimi nasıl görüyorsunuz? ESP nasıl bir yol yürüyecek? 
 
Özlem Gümüştaş: AKP/MHP faşist blokunun 31 Mart seçimlerinde sandıkta açık bir yenilgi aldı.  Temel büyükşehirlerde kaybetmiş olmak bu faşist blok bakımından da bir siyasi yenilgiye tekabül etmektedir. Fakat bu yenilgi karşısında, birleşik durumu yaratanların yaşamış olduğu moral motivasyonu da önemli bir yere koyuyoruz. Çünkü çok uzun zamandır kitle hareketi, değişik çıkışlarla, saflaşmalarla rejime geri adım attırmaya çalışıyor. 
 
Örneğin, 16 Nisan referandumundaki "Hayır" saflaşması, örneğin KHK'lara karşı Yüksel'de başlayan toplumun geneline yayılan mücadele gibi, çok farklı mücadele süreçleri yaşadık. Her zaman yükselen ama dönemsel olarak da geri çekilen bir kitle hareketi. Ve bu kitle hareketinin yönettiği bilinç aslında diktatöre geri adım attırma, Saray ittifakını bozma bilinci. Haziran seçimlerinde bir başarma duygusuna dönüştü halk kitlelerinde bunu önemsiyoruz. Bu memleketin politik iklimi bakımından da rahatlatıcı, ferahlatıcı bir şey oldu. AKP bakımından ise aslında 7 Haziran'dan itibaren başlayan gerileme daha belirgin bir yarılma haline dönüştü. İşte, parti içinde bir yeni parti tartışması, kabinenin yenilenmesi tartışması çıkıyor. Önümüzdeki dönemde muhtemelen çok değişik düzeyde parçalanmalar ve ayrışmalar göreceğiz. Aynı zamanda bir buçuk yılını geride bırakmış başkanlık sisteminin de bu topluma yanıt olmayacağı, bugün daha güçlü tartışılıyor.
 
Fakat burada iki şeyi görmek gerekiyor; AKP/MHP faşist blokuna geri adım attıran en esaslı şey direniş. Yıllardır, toplumsal mücadelenin dinamiklerini ve kendine aykırı olanları ortadan kaldıramadı ama düşmanlaştırma politikasıyla bu kesimleri kendisine karşı birleştirdi. Bunlar aslında bu dönemin belirleyeni oldu. Doğal olarak biz bu başarma duygusunun koşulladığı toplumsal iklimde ve AKP'nin geri adım atmak ya da savaş konseptini sürdürmek ikileminde daha fazla kalacağı, ekonomik kriz göstergelerinin ise bu yönetme işini daha da derinden sarsacağı ve zorlaştıracağı süreç içerisinde politik özgürlük mücadelesini yükseltmek gerektiğine inanıyoruz. 
 
Bunun aktüel tartışması şu an siyaset düzleminde anayasa olarak formüle ediliyor. Türkiye'nin yeni bir seçim tartışmasına ihtiyacı olmadığını düşünüyoruz. Anayasa tartışmalarını takip ediyoruz, izliyoruz. Ama sokakta bir toplumsal sözleşme, sokakta bir toplumsal anlaşmaya dönüşmediği sürece başarılacak ve bu hareketlerle girilebilecek bir yol değil. O yüzden Kürtler için, kadınlar için, işçiler-emekçiler için, Aleviler için, LGBTİ+ için her türlü inanç ve kimlikler için özgürlük mücadelesini yükselteceğiz. Nasıl bir anayasal birliktelik, nasıl bir toplumsal birliktelik istediğimizi sokakta yan yana gelerek söyleyeceğiz. ESP olarak da böyle bir misyon biçiyoruz kendimize.