etkin haber

1259

ARZU DEMİR

8 Mart dövizlerinin ‘edepsizliği’ üzerine

- Perşembe - 14 Mart 2019 - 10:24
Kadınların kendi bedenlerine ilişkin söz ve karar hakkını talep etmeleri erkekleri ve erkek iktidarları nasıl da rahatsız ediyor değil mi? Bunun nedeni ortada. Çünkü erkeklerin algısında kadınların bedeni bir "nesne" olarak kodlanır. Kadınlar “bir birey” değil, “bir şey”dir. Bu "nesne" kimi zaman yemek pişirmekten temizliğe, mutfak alışverişinden ev içindeki tüm hizmetleri yerine getirecek, kimi zaman erkeğin gözüne, cinsel zevkine hitap edecek, kimi zaman da Erdoğan'ın deyimiyle "3-5 tane çocuk doğurarak" genç iş gücü yetiştirecek. 
 
O "nesne", özneleşmek ve irade olmak istediği zaman kıyamet kopuyor işte. Diktatör Erdoğan, “kız mıdır, kadın mıdır bilmem” diye konuşuyor. O konuşarak kadınları hedef gösterdikçe, erkekler en yakınlarındaki kadınları -eşlerini, sevgililerini, annelerini, ablarını, kız kardeşlerini vs.- katlediyor.  Erkeklerin öldürdüğü kadınların neredeyse tamamı, eşlerinden boşanmak, ayrılmak istedikleri ya da erkeklerin “aşkını” reddettikleri için  katledilmiştir. Başka bir ifadeyle “evlilik köleliği”ne isyan ettikleri, “başka bir hayatın” mümkün olduğunu görerek bedenlerinin ve hayatlarının erkeğin “nesnesi” olmasına baş kaldırdıkları için şiddetin hedefi olmuşlardır. Erkekler tarafından bu isyankarlıklarının cezası çoğu zaman “ölüm” olarak kesilmiştir.  
Kadınların bu isyanının ne kadar büyük olduğunu 8 Mart gecesi yapılan yürüyüşlerde gördük. 
 
Nasıl bir sınır tanımamazlık değil mi?
 
Sadece sınır tanımamazlık değil, bir de “hadsizlik”.
 
“Hadsizliğin” üzerine “edepsizliği”, “ahlaksızlığı” da ekleyin. 
 
Kadınların ellerinde bayrak yaptıkları dövizleri görünce, “hadsizlik”, “edepsizlik”, “ahlaksızlık” diye düşünenler çok oldu. Böyle düşünenlerin arasında başta erkekler olmak üzere solcuların sayısı da az değil. 
 
En ‘hafif’ dövizden başlayalım: "Boşanmayı engellemek isteyen evlilik kurumu kaldırılsın.”
 
Ne demek “evlilik kurumu kaldırılsın”?
 
Bugün yüzbinlerce kadın için “evlilik”, gönüllü birlikteliklerden, aşk ve sevgiye dayalı ilişkilerden öte bir hapishane değil mi? En “mutlu” evlilik bile kadın ile erkek arasındaki “kurumsal bir ilişki”ye dönüşmüş durumda. Kadına yönelik şiddetin en fazla işlendiği yer de, Marks’ın deyimiyle “özel ev”dir. Çok açık ki, kadınların özgürlüğü, mahkum edildikleri evlilik hapishanesinden firarları ile başlayacak.  
 
Çokça tartışılan “Kadının yoksa parası amıdır kumbarası” dövizine gelince... Bu döviz geçen yıl ki 8 Mart yürüyüşünde de gündeme gelmişti.  Hülya Osmanağaoğlu’nun 3 Nisan 2018 tarihinde sendika.org’da yayınlanan yazısından bir alıntı yapmak istiyorum. Hülya, “Sevgi emektir ama patriyarka sadece karşılıksız kadın emeği değildir” başlıklı yazısında tartışılan diğer “Dolapta zıkkımın kökü var", "Diktatör değil, vibratör istiyoruz" dövizlerini de değerlendikten sonra şöyle yazmış: “Çoğu zaman açlık ve sefaletle boğuşmamak için katlanılan bu evlilikler hakkında kadınların ne düşündüğü feminist gece yürüyüşünde taşınan ‘kadının yoksa parası amıdır kumbarası’ dövizinde veciz şekilde ifadesini bulur.”
 
Söz konusu dövizi okuyan herkesin sanıyorum ki ilk aklına gelen şu oldu: “Seks işçiliğinden bahdesiyor.” Hatta “Seks işçiliğini özendirdiğini” düşünenler bile olmuştur.  Bu nedenle “ahlaksızca” bulanlar da vardır.  Ancak döviz, heteroseksist aile kurumunun kadını tam da “düşürdüğü” noktanın altını çiziyor. Mahkum olunan evliliklerin kadınlara ne düşündürdüğünü, ne hissettirdiğini anlatıyor. 
 
Kadınların alanlarda taşıdıkları dövizler her yıl biraz daha “edepsizleşiyor” değil mi?
 
Neden? 
 
Saray faşizminin kadınların bedenlerine, hayatlarına ve yaşam tarzlarına her geçen gün daha fazla ve daha ağır bir biçimde dil ve el uzatmasının bir sonucu elbette bu. AKP’nin kadını “iyi bir eş ve anne” şeklinde nesneleştiren “makbul kadın” tasavvuruna bir itiraz tüm bu dövizler. 
 
İlk anda hazmetmek zor geliyor bazı sloganları, bunun farkındayım. Ancak kadın özgürlük mücadelesinin sınırsızlığına, hadsizliğine ve edepsizliğine “bizim mahallemizin” de ihtiyacı var. 
 
Bitirirken, her 25 Kasım ve 8 Mart sonrası yazmak farz olduğu üzere bu yıl da eksik olmasın. Erkeklerin 8 Mart mitingine olan ilgisinden bahsediyorum. İdeolojik ve politik olarak nedenlerini açıklamakla uğraşmayacağım. Sadece tek bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: Değerli erkek yoldaşlarımız, arkadaşlarımız, kıyısından köşesinden 8 Mart'a katılmak, eylem alanına gelmek, kadın dostu olduğunuzu göstermez, aksine "8 Mart'a erkeklerin katılmasını istemiyoruz" diyen kadınların iradesini tanımadığınız anlamına gelir. Unutmayın bu da kadınları “nesneleştirmenin” bir başka biçimidir.