etkin haber

224

Atılım

Açmaz ve sokak korkusu

Sosyalistlere yönelik saldırı Türkiye ve Kürdistan'da estirilen faşist saldırı dalgasından ayrı ele alınamaz. Bu saldırılar faşist rejimin asıl amacının sokak iradesi kırılmış bir devrimci demokrasidir. Halkın, işçilerin, kadınların, gençliğin sokağa çıkmasına karşı gözdağı verilmiştir. Şimdi sorunun gelip düğümlendiği nokta sadece sokağa sosyalistlerin çıkmasının yetmeyeceği, sokağın birleşik iradesinin şu veya bu şekilde örgütlenmesidir. AKP istediği kadar zayıflasın, istediği kadar kırılgan bir zeminde dursun halklarımızın birleşik eylemi olmaksızın kendiliğinden gitmeyecektir. Mutlaka ve mutlaka halklarımızın, milyonların birleşik eyleminin, direnişlerinin bir sonucu olarak gidecektir.

- Cumartesi - 22 Haziran 2019 - 11:24
Atılım gazetesinin 381. sayısındaki "Gündem" köşesinde; sosyalistlere yönelik devlet saldırısı, Türkiye ve Kürdistan'da estirilen faşist saldırı dalgası işleniyor.
 
Faşist rejimin açmazları derinleştikçe ve kırılma notaları inceldikçe, üzerinde yükseldiği zemin zayıfladıkça saldırganlaşıyor. İç ve dış faktörler rejimin kırılma noktalarının arttığına işaret ediyor. ABD-Rusya sarkacında sallanan bir faşist rejim, birkaç ipte birden oynamayı ilelebet sürdürülemeyeceğine göre, bu iplerden birinden veya birkaçından düşme ihtimali de artmaktadır. Ortadağu'nun kaygan zemininde saflaşmanın hızla şekillenmesi karşısında pozisyon değişikliğine gitmekte de zorlanmaktadır. Rusya'dan alınmasına karar verilen S-400'ler konusu böyledir. ABD'nin basıncı karşısında manevra yeteneği daralmış bir AKP/MHP gerçeği vardır. Hamasi nutukların ardında kölece boyun eğiş yatmaktadır. Keza ABD'nin İran'a yönelik ambargosu karşısında da sıkışmış ve manevra yeteneği daralmıştır. Sadece ticari ilişkiler değil esas olarak Kürt düşmanlığında İran'la ilişkilerini kaybetmek istemiyor.
 
Suriye'de İdlib bataklığına saplanmış, ne tarafa dönse “Kral çıplak” durumuna düşmüş, şimdi de yenilgiden en az zararla çıkmaya çalışan bir devlet var. Ortadoğu'da ve Türkiye'de tüm bu açmazlarının arka planında yatan Kürtlerin statü kazanması korkusudur. Bundan duyduğu korku için yapmayacağı çılgınlık yoktur. Kürt sorununda yaşadığı açmaz onun işgalci emellerindeki açmazla birleşmektedir.
 
İşbirlikçi KDP önderliğinin ve emperyalistlerin de desteği ile Güney Kürdistan'ın işgali ile Kürt özgürlük mücadelesini ezmeyi ve tasfiye etmeyi ayakta kalmanın bir koşulu haline getirmektedir. Güney Kürdistan'a işgal saldırısını Binali Yıldırım'ın Efrin'e 500 bin kişi yerleştirdik demesi, Rojava'yı kastederek Suriye'nin kuzeyine de yerleştireceğiz mealinde konuşması faşist rejimin Kürt halkının statü talebini ve mücadelesini bastırmak için savaştan başka bir seçenğe sahip olmadığını gösteriyor.
 
Rejim, yaşanmakta olan iktisadi kriz karşında zorlanmaktadır. Ekonomik durgunluk ve iflaslarla birlikte işten atılanları sayısı artmakta, enflasyonun ateşi bir türlü düşürülememektedir. Halkın alım gücü reel olarak düştü ve yoksulluk diz boyu. Bununla birlikte halktaki öfke birikimi de artmaktadır. Çarşıda, pazarda ve sokakta ortalama emekçinin herbiri mevcut iktidara karşı birer etkili ajitatör olarak konuşmaktadır. Ezilenlerde faşist zordan ve sömürüden kurtuluş eğilimleri uç vermektedir.
 
AKP -MHP faşist ittifakının yerel seçimlerden güç kaybederek çıkması ve İstanbul seçimlerinin YSK eliyle gaspedilerek yenilenmesi politik İslamcı faşist Saray iktidarının kitle desteğinin zayıfladığı ve dolaysıyla kırılgan zeminde durduğunun işaretlerinden biridir.
 
İstanbul seçimlerine YSK darbesi hakların sokakta kazanılacağı ve savunulacağı gerçeğinin önemini bir kez daha göstermiştir. AKP devletin tüm imkanlarını seferber ederek, polis zoruyla sokağı tutuyor. 15 Temmuz darbesinde de deneyimledi ki, kim sokağa hakimse geleceği o elinde tutmaktadır.
 
AKP, Gezi'den bu yana sokak korkusunu bir türlü üzerinden atamadı. Gezi, AKP iktidarının sokak korkusunu büyütmüştür. İlk defa AKP iktidarı Gezi ayaklanması günlerinde sallantı içine girmiştir. Ancak sokağı bastırarak, İslamcı faşist militer güçleri sokağa salarak, alternatif sokak eylemleri örgütleyerek durumunu kurtarabilmiştir.
 
Toplumda mayalanmakta olan tepkilerin ve öfkenin sokakta patlaması karşında hazırlık yapan bir faşist rejim gerçeği ile yüz yüzeyiz. Daha önce mahkemede beraat etmiş Taksim Dayanışması'na yeniden “halkı isyana teşvik”ten dava açılması AKP'nin özgürlük ve demokrasi güçlerine, hakları için mücadeleye atılan işçi ve emekçilere karşı gözdağının bir parçasıdır. Burada da yargılanan sokaktır. Halkın meşru ve demokratik eylemidir.
 
Sokakta siyaset yapmak isteyen sosyalistlere yönelik saldırıları da politik İslamcı faşist rejimin halklarımızın sokak hakkını kullanmasına yönelik saldırıların bir parçasıdır. İçlerinde sosyalistlerin de olduğu “İstanbul Sokakta oluşumunun”nun sokak çalışmasına karşı izlenen tutum ve gösterilen devlet refleksi bunu göstermektedir. Halklarımıza faşizme karşı haklarını savunmak için sokağa çağırmasından, daha da ileri giderek bunu kitle ajitasyonun bir konusu haline getirmiş olmasını “halkı isyana teşvik” olarak suçlamıştır. Etkin Haber Ajansı'nın ve gazetemizin basılması, bülteni dağıtan sosyalistlerin ve yoldaşlarımızın gözaltına alınması sokak korkusunun dışa vurumudur. Sosyalist öncünün halkın tepkisi ve sokak eğilimi ile sokakta buluşma çabalarının engellenmesi AKP/MHP faşist blokunun ne kadar çürük bir zeminde durduğunu gösteriyor. AKP'nin sokağa yönelik saldırısı devasa devlet aygıtına, faşist militer gücüne, yasadışı her türlü imkanlarına rağmen güçlü olduğunu değil güçsüz olduğunu, zayıflığını gösteriyor.
 
Etkin Haber Ajansı çalışanlarını ve sosyalistleri Gezi davasının “halkı isyana teşvik” maddesi ile suçlayarak gözaltına alınması faşist saldırganlık politikasında ısrarın bir parçasıdır. Sosyalistlere yönelik saldırı Türkiye ve Kürdistan'da estirilen faşist saldırı dalgasından ayrı ele alınamaz. Bu saldırılar faşist rejimin asıl amacının sokak iradesi kırılmış bir devrimci demokrasidir. Halkın, işçilerin, kadınların, gençliğin sokağa çıkmasına karşı gözdağı verilmiştir. 23 Haziran İstanbul seçimlerinin olası sonuçlarına karşı sokak iradesi olan sosyalistlerin hedef tahtasına oturtulmuş olması da tesadüf değildir. Bundandır ki, sosyalistler saldırılara rağmen sokağa çıkarak yanıt vermiş, devrimci iradeyle meşruiyetin gücüne dayanmışlardır.
 
Şimdi sorunun gelip düğümlendiği nokta sadece sokağa sosyalistlerin çıkmasının yetmeyeceği, sokağın birleşik iradesinin şu veya bu şekilde örgütlenmesidir. AKP istediği kadar zayıflasın, istediği kadar kırılgan bir zeminde dursun halklarımızın birleşik eylemi olmaksızın kendiliğinden gitmeyecektir. Mutlaka ve mutlaka halklarımızın, milyonların birleşik eyleminin, direnişlerinin bir sonucu olarak gidecektir. Bunun için birleşik örgüt, halklarımızın ve ezilenlerin en önemli silahıdır.
 
Elbette ki, sokağı darlaştırmadan, kitle çalışmasının da sokak çalışmasının bir parçası olduğu, kitlelerin örgütlenmesi, kitleler arasında derinliğine nüfuz edilmesi, kitlelerin eğilim ve taleplerinin yerinde örgütlenmesi temel bir çözüm gücüdür. Dönemin parolası örgüttür. Örgütlü mücadeledir. Sosyalistler kendilerini örgütlediği ve örgütlü hareket ettiği ölçüde kileleri örgütleyebilir. Birleşik mücadele örgütlerini büyüttüğü ölçüde kitlelerin birleşik eyleminin merkezine yerleşebilir.
 
Sosyalistler tam da buradan sokakta siyaset hakkını kullanıyorlar. Halklarımızın inisiyatif ve girişkenliğine ön ayak olma kararlılığını kuşanarak umudu canlı ve diri tutmaya çalışıyorlar.
 
Sosyalistlere yönelik saldırılar sadece özgür basına ve sosyalistlere değildir. Halklarımıza, özgürlüğedir. Buradandır ki, faşizmin sosyalistleri, özgür basını tecrit etme, marijinalize etme çabalarına karşı birleşik hareket etmek, nerede haksızlık varsa orada dayanışmayı yükseltmenin değeri bir kez daha anlaşılmıştır. Devrimciler ve özgürlük güçleri dayanışmanın gücüne dayanarak, saflarını sıklaştırarak faşizme meydan okuyabilirler.