etkin haber

445

BORA POYRAZ

AKP yörüngesinin çıkmazı

HDP dışı muhalefet AKP'ye, AKP tarzı ile yanıt vermeye çalıştıkça onun yörüngesine girdiler. “AKP 3. köprüyü yaptı, biz 4.'sünü yaparız” demek gibi. İktidar çıkışsız, muhalefet de.

- Perşembe - 31 Mayıs 2018 - 08:38
AKP ve liderinin en fazla zorlandığı seçimler kapıda. Bu defa ne olacağını kestiremiyorlar. Herkes siyasal gerilmenin farkında. Şimdilik engelleyemiyor ve yalnızca sığ propaganda tekniklerine yükleniyorlar. Henüz şok dalgaları da yaratabilmiş değiller. 
 
Tüm imkanlarına ve medya gücüne karşın AKP ideolojik politik hegemonyayı tesis edemiyor. Gündem belirleme ve dayatma yetenekleri zayıfladı. Mağduriyet dili işlevsiz. Baştan sona sahicilik-inandırıcılık problemleri var. Tek bir yeni vaatleri yok.
 
İslam ile siyasal İslamcılık projesi birbirinden farklı. AKP'nin çıkışı bir siyasal İslam projesi arayışı dönemine rastladı ve ABD'ce desteklendi. Ancak ABD bu projeden vazgeçti. İhvan-ı Müslimci hali ortada. AKP, kitle konsolidasyonu ile buna karşı çıkıyor ve bu arada küresel emperyal mali politikaları kabullenerek kendini kurtarmaya çalışıyor. Oysa karşı karşıya kaldığı sorun konjonktürel değil. Pragmatizmle meşhur ABD bile AKP'nin günü salimen kurtarma taktiklerine mesafeli.
 
Halk kitleleri bakımından AKP tılsımını yitirdi. Kürdistan savaşının silahlı biçimlerinin durduğu yıllarda, şovenizmin günlük basıncından kurtulan milyonların hışmı Gezi'yi doğurdu. Çok geçmeden AKP aktif reaksiyoner siyasetini güncelledi, devletleşti.
 
Sonraki yıllar boyunca AKP, negatif kimlik siyaseti ve toplumsal kamplaşma arayışından iktidar çıkarmaya çalıştı. Muhalefeti bölmek, birbirine düşürmek bu arayışla ilgiliydi.
Elde kalanlar, kendinin karikatürüne dönmüş bir iktidar partisi iskeletidir. İptidai salvolar ise onun alametifarikasıdır. “CHP camileri ahır yaptı, üst akıl, proje örgüt” türü cümlelerin haddi hesabı yok.
 
Diğer yandan, AKP lideri kendini “Fatih” ile özdeşleştiren reklam filmlerine, ecdat vurgularına karşın toplumda heyecan üretemiyor. Bu, önemli bir tıkanmadır. AKP şu veya bu biçimde her iki seçimi alsa dahi bu tıkanma-tükenme bize AKP'nin yolun sonunda olduğunu gösteriyor. AKP yenilirse, yenilir ve dağılır. Ancak kazanırsa kazanmış olur. Zira topluma yeni hiçbir şey söylemiyor. “Başyücelik devleti”, tezini hatırlatan başustalık dönemi gibi müjdeler var yalnızca.
 
Şu sıralar Türk milliyetçisi ve siyasal İslamcı olmayanlar muteber değil. Devletin, kadro fideliklerinin kapısı bunlara açılıyor. Parti devleti modeli apaçık yaşanıyor. Muhtemelen tek parti CHP'si dahi böyle değildi.
 
AKP, şimdiye dek, muhalefetin söylemini asimile ederek güç devşirdi. Buna, Kürt siyasal hareketinin projelerini kendine uyarlamak dahildir. Bu, aynı zamanda yüzeysellik işaretidir. 
Kendi müstakil üslubunun bulunmaması onu çok kısa zamanda, hele hayal kırıklığı yaşıyorsa, reaksiyonerlikten ibaret bir organizasyona dönüştürüyor. 7 Haziran seçiminin ardından olduğu gibi. O aşamaya gelene dek ise muhalefetin düşünsel ve toplumsal dayanaklarını kurutma, asimile etme asıl hedeftir.
 
HDP dışı muhalefet AKP'ye, AKP tarzı ile yanıt vermeye çalıştıkça onun yörüngesine girdiler. “AKP 3. köprüyü yaptı, biz 4.'sünü yaparız” demek gibi. 
 
İktidar çıkışsız, muhalefet de. Rejim ve Kemalizm ömrünü doldurdu. AKP bu rejimi çalıştırmayı vaat etmişti, çalıştırdı ve sonra tahakküm kurdu. HDP dışı muhalefet işi bir tür “Retro” arayışına girdi. Eski rejimi ve ilişki biçimlerini yeniden oluşturmak, tadilat yoluyla mutluluk. Olmayacak duaya amin. Kısacası bir iktidar çatışması. Halkçı, emekçi herhangi bir hedef yok ve olamaz.
 
HDP ise bu ufkun dışında bir antifaşist parti. Gaye, politik özgürlüklerin sağlanması. Bu da, devrim veya devrimsel gelişmeler serisi demek. Antifaşizm, olabilecek en geniş bileşenli ortaklaşmalar olarak ezilenler dünyasını toparlar. Bu konuda oluşmuş bir külliyat ve 20. yüzyıl deneyimleri var.
 
Anifaşizm bir imkan. Ancak bir sınıra da dönüşmemesi için öncü devrimci partinin antikapitalist bilincinin kitlelere mal olması gereklidir. Salt antifaşist bilinçten ibaret bir mücadelenin, rejimi sarsma ve hatta yıkma potansiyeline karşın sistem içileşme riski vardır. 20. yüzyıl bu örneklerle de dolu.
 
Politik özgürlük mücadelesine, en sıradan bulunan başlıklarına varıncaya dek ilgi göstermek ve savunucusu olmak doğal görevdir. Bununla birlikte bu başlıkların sosyalizm mücadelesini içermesi de Marksist Leninist devrimcilerin kendilerini gerçekleştirdikleri toplumsal maddi zemindir.