etkin haber

217

NAZIM KAYALAR

'Biz bu b.ku neden yedik?'

Dünün iktidar ortağı Gülen Cemaati bugünün FETÖ'sü oldu; dünün "Ergenekon terör örgütü" de bugünün iktidar ortağı... Tam da Aziz Nesin'in "Biz bu b.ku neden yedik" öyküsü. Bütün bu değişkenler, AKP'nin iktidarının korunması içindir. Yargının, iktidar gücünün alabildiğine keyfi kullanımının geldiği sınır, sınır tanımamazlığın ta kendisidir.

- Salı - 9 Temmuz 2019 - 09:16
"Daha önce verilen beraat, görevsizlik ve düşme kararları sonrasında 235 sanık yönünden devam eden 'Ergenekon' davasında tüm sanıklar 'silahlı örgüt kurmak, yönetmek, üyelik, yardım ve yataklık' suçlarından beraat etti."
 
Yukarıdaki cümle, bütün ana akım ve yandaş medya tarafından olduğu gibi servis edildi. Ergenekon soruşturmasının başlamasından yargılamanın belli aşamasına kadar "Ergenekon terör örgütü" diye sunulan duruşmalar, bir anda sadeleştirildi, sadece kendi ismiyle anılır oldu.
 
Beraat kararları ebetteki sürpriz olmadı. Beklenenin ilanı oldu.
 
Cumhuriyet ve Danıştay saldırıları, Ümraniye'de bir gecekonduda ele geçirilen bombalar ve ardından hızla genişleyen soruşturmalar, tutuklamalar, özellikle de ordu içerisinde tasfiyeler. Rejimin ulusalcı Kemalist kanadının devlet kademesindeki ayrıcalıklı konumuna darbe vuran Ergenekon davaları, iktidar dalaşının en çıplak çarpışma alanlarından birisi oldu 12 yıl boyunca. AKP ve Gülen Cemaati eliyle yürütülen operasyon, iktidarı AKP lehine değiştirmede çok önemli bir rol oynadı.
 
Gelinen aşamada Ergenekoncuların tamamının tahliye edilmesi, AKP-Cemaat birlikteliğinin bugün kanlı bıçaklı bir noktaya gelmesinden kaynaklanmaktadır. AKP, karşısına aldığı Cemaatin yerini Ergenekoncularla doldurma ihtiyacı duyduğundan, tahliyeler de jet hızıyla devam ediyor. AKP-Ergenekon ilişkisini, D. Perinçek'in son birkaç yıllık pratiği ve söylemlerinden daha net bir şekilde anlayabiliyoruz.
 
Ergenekon operasyonları, ortaya çıkış nedenleri itibarıyla faşist rejimin kontra yapılanmasını açığa çıkarıyormuş gibi başlatıldı. Irkçı faşist çıkışlarıyla bilinen Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Kemal Kerinçsiz gibi birkaç aparatın tutuklanmasıyla kamuoyu da bu yönde yönlendirildi.
 
Dava, iktidar dalaşını bir nevi "geçmişle hesaplaşma" olarak lanse ederek katliamların, işkence ve infazların üzerine sünger çekmesine ve aklanmasına dönüştü. Dava süreci, devletin "Bağırsak temizliği" adına yola çıkan AKP iktidarı tarafından bağırsakları yeniden dikerek bütün pisliklerin üzerini örtme aracı haline getirildi. Fakat aynı zamanda Ergenekon'la ittifak da nikah da yenilenmiş oldu.
 
Sosyalistler, yüzyılın davası diye sunulan Ergenekon duruşmalarının başından itibaren gerçek suçların ve suçluların açığa çıkarılmasını değil, iktidar hesaplaşmasının bir sonucu olduğunu dile getirdi. Keza, devlet ve özellikle Ordu içerisinde yapılanmış olan Ergenekon'un Fırat'ın doğusundaki suçlarından bir tekinin bile yargılamaya konu olmaması, gerçek niyetleri fazlasıyla ortaya koymaktaydı. Nitekim Ergenekon'dan tutuklanan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün işlediği suçların neredeyse tamamı, kirli savaşa aittir. Ne hikmetse, hiçbir zaman ispatlanmayan "Özal'a suikast" gerekçesiyle tutuklandı.
 
Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da "terör örgütü yöneticisi olmak ve darbeye teşebbüs" suçlamasıyla tutuklandı ama bütün dünyanın bildiği Lice katliamındaki rolü ile ilgili kendisine tek bir soru bile sorulmadı.
 
Çünkü Kürdistan'da işlenen suçların açığa çıkarılması, iktidar savaşı da olsa rejimin bekası için kırmızı çizgilerden birisidir.
 
Devrimci ve sosyalist hareketler de bu sürecin hedeflerinden biri oldu. Kimi parti ve örgütlerin derin devlet tarafından kurulup yönlendirildiğinden tutun da Hasan Ocak'ın örgüt içi infaz edildiğine dair "çamur at izi kalsın" siyaseti alabildiğince uygulandı. Ümraniye'de ele geçirilen el bombalarıyla 2003'te MLKP operasyonunda ele geçirildiği iddia edilen el bombalarının aynı seri numarası taşıdığını öne sürülerek, manipülasyonun her türlüsü devreye sokuldu.
 
Ergenekon davası ile iktidar dalaşının suyu öyle bulandırıldı ki, işin şirazesi iyice kaçtı. Hukuk namına her türlü kumpas devreye sokuldu, devlet içerisinde seri tasfiyeler dönemi başladı. Ta ki AKP-Cemaat çatışması başlayana kadar.
 
MİT ve ardından yolsuzluk soruşturmaları ile önlenemez boyuta taşınan AKP-Cemaat çatışması, 15 Temmuz darbe girişimiyle en üst seviyesine ulaştı. AKP de iktidarını korumak için ittifak arayışına Ergenekoncuları da dahil ederek, bugünkü tahliyelerin düğmesine basmış oldu. Dünün iktidar ortağı Gülen Cemaati bugünün FETÖ'sü oldu; dünün "Ergenekon terör örgütü" de bugünün iktidar ortağı...
 
Tam da Aziz Nesin'in "Biz bu b.ku neden yedik" öyküsü.
 
Bütün bu değişkenler, AKP'nin iktidarının korunması içindir. Yargının, iktidar gücünün alabildiğine keyfi kullanımının geldiği sınır, sınır tanımamazlığın ta kendisidir.
 
İktidar çatışmalarıyla başlatılan ve aynı saiklerle kapatılan Ergenekon dosyası, adalet arayışının da kapandığı anlamına gelmiyor. Ki, Ergenekon yargılamaları başladığında Silivri hapishanesi önüne ilk gidenlerden biri de Cumartesi Anneleri olmuştu. Kayıpların birinci dereceden sorumluları olan Ergenekon sanıklarının yargılanması, cezalandırılması ve kayıpların bulunması başlıca talepti.
 
Rejimin çarkları öyle adaletsiz işliyor ki, Ergenekoncular "mağdur", Cumartesi Anneleri ise yasaklı şimdilerde.
 
Bugün Ergenekoncularla yer değiştiren Cemaatin devlet içerisindeki kadroları, işlenen tüm bu suçları görmezden gelerek duruşmaları sadece kendi çıkarları temelinde yönlendirmişlerdi.
 
Şimdi ise Cemaate yakın olanların aileleri, Cumartesi Anneleri ile birlikte eylem yaparak kendi kayıplarını arıyor.
 
Aradan geçen 12 yıllık Ergenekon yargılamalarının bütün özeti bu olsa gerek.
 
Adalet, bir gün herkese lazım olacak!