etkin haber

644

TEZER MARMARA

Cumartesi Meydanı'nın hakikati, gücü ve onuru

Mehmet Ağar siyasi bir posa oldu. ANAP’ından Refah Partisi’ne hepsi siyasi mevta. Kim kaldı geriye? Hakikat ve yüzleşme çağrısı, Cumartesi Anneleri. Geleceğe de Soylu ve Saray değil, hakikat ve bizimkiler kalacak.

- Pazar - 26 Ağustos 2018 - 10:01
AKP/Saray diktatörlüğü, Cumartesi annelerinin eyleminin gücü ve hakikatinden korktuğunu 25 Ağustos günü Galatasaray Meydanı'nda bir kez daha dünya âleme göstermiş oldu. 
 
Saray’ın silahlı güçleri, kaybedilen canlarından kalan ne varsa hepsini beyaz ölümün belirsizliğinin yok edemediği umut çıkınına doldurup, 23 yıldır aynı meydanı mesken eyleyen kayıp yakınlarına saldırdı.
 
Bir direniş abidesi olarak yüzümüzü döndüğümüz, saçının her akıyla ömrümüzü beslediğimiz analarımıza, kayıp yakınlarına zulmettiler. 
 
Hepimizin canını yaktılar. Hepimizin hafızasına zulmün fotoğrafını kazıdılar, öfkemizi bilediler. 
 
İlk kez değildi elbette; nicelerini gördük, daha nicelerini göreceğiz.
 
Nasıl ki öncekileri unutmadık, 25 Ağustos 2018 tarihini de unutmayacağız.
 
Ve affetmeyeceğiz. 
 
 
 
1995’den 2018’de devlet, kayıp aileleri, kayıpların peşinde koşan herkes karşısında hep aynı devlettir. Çünkü kaybeden kendisidir. 
 
Sadece Hasan'ın değil hepimizin annesi olan Emine Ocak'ı, 1997 yılında olduğu gibi kollarından tutarak sürükleyen devlet, vicdan ve adalet düşmanıdır. 
 
Hepimize düşmandır. 
 
Gözaltında kayıplar, Türk devletinin, Kürt halkına, komünistlere, devrimcilere, sosyalistlere, özetle muhaliflerine karşı uyguladığı sistemli bir yok etme politikasıdır. Aynı zamanda beyaz ölümün belirsizliği ve korkusuyla toplumu esir alma amacı taşır. Hedef sadece kaybedilen devrimcinin bedeni ve fikri değildir, kaybedilen her bir bedenin yarattığı boşluğu, geleceğin mezarına dönüştürmektir. 
 
Bu politika devletin kendisidir. 
 
Bu nedenle, yargısı, polisi, askeri gibi tüm hükümetleri de bu sistemli yok etme ve teslim alma politikasının arkasındadır, parçasıdır, içindedir; AKP gibi.
 
Hatırlayalım; Diktatör Erdoğan, Şubat 2011’de “başbakan” sıfatıyla Cumartesi anneleri ile Dolmabahçe’de bir araya gelmişti.
 
O günden bu yana kayıplar için ne yaptı?
 
Bir hiç!
 
Ancak o günkü görüşmede yer alan Berfo Kırbayır,  Hediye Coşkun, Kiraz Şahin bugün hayatta değil. 
 
Görüşmeye katılan Kiraz Şahin'in eşi İsmail Şahin kaybedildiği sırada İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde temizlik işçisi olarak çalışıyordu ve belediye başkanı da Erdoğan'dı. Bu gerçeği Erdoğan'ın yüzüne karşı söyleyen Kiraz Şahin, “Eşimin akıbetinin açıklanması sizin de sorumluluğunuzdur” dememiş miydi?
 
Cemil Kırbayır’ın annesi Berfo Ana, "Bana Cemil'imin kemiklerini verin” diye diye hepimizin gözü önünde hayata veda etmedi mi? 
 
Dargeçit’te kaybedilen Abdurrahman Coşkun’un annesi Hediye Coşkun’un koca bir ömrü, oğlunun kemiklerini aramakla geçmedi mi? Hediye Anne, ölümünden birkaç yıl önce, oğlunun kemiklerini kendi elleriyle kazdığı topraktan çıkarmadı mı?
 
 
Cumartesi Meydanı, kayıp yakınları bu ülkenin erdemidir.
 
Vicdanıdır.
 
Hakikatidir.
 
Geleceğidir.
 
Gücü de buradan gelmektedir. Ölüme karşı yaşamı temsil etmektedir. 
 
Her Cumartesi günü saat 12.00’de Galatasaray’da anaların, babaların, kardeşlerin, sevgililerin, çocukların, torunların kuşandığı sessiz çığlık, sonsuz bekleyişin yalnızlığına karşı acıların ortaklığının yarattığı direniştir. 
 
Bu direniş bizimdir. 
 
Cumartesi Meydanı yüzleşme çağrısıdır.
 
Devlet, artık üç kuşağın buluştuğu bu meydan sayesinde ölülerimizle, kayıplarımızla yüzleşecek.
 
Sadece devlet mi?
 
Hayır!
 
Toplum da yüzleşecek.
 
Çünkü ancak bu yüzleşme susarak ortak olmanın vicdanımızda açtığı yaraları sağaltacak.
 
Çünkü ancak bu yüzleşme, kaybedilen her bir canın anaların, babaların, eşlerin, sevgililerin, çocukların, amcaların, halaların, teyzelerin kalbinde yarattığı acıyı hafifletecek.
 
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatıyla dün gerçekleşen saldırının sebebi, kayıp yakınlarının bu gerçeğinden dolayıdır. 
 
İktidar saldırısına istediği kılıfı bulsun, biz gerçeği biliyoruz.
 
Saray diktatörlüğünü korkutan, kayıp annelerinin, kaybeden devletin karşısında dimdik duran cüreti ve birliğidir.
 
Ama unutmayalım;
 
Mehmet Ağar siyasi bir posa oldu. ANAP’ından Refah Partisi’ne hepsi siyasi mevta.
 
Kim kaldı geriye?
 
Hakikat ve yüzleşme çağrısı, Cumartesi Anneleri.
 
Geleceğe de Soylu ve Saray değil, hakikat ve bizimkiler kalacak. 
 
701. hafta yine gideceğiz ve Saray'a ve beyaz ölümün karanlığına teslim olmamanın onurunu paylaşacağız.