etkin haber

467

PARİS

Direnişçi Özdemir: Kazanımlarımızdan aldığımız güçle mücadelemizi büyüteceğiz

Paris'teki ACTİT'de 57 gün süresiz dönüşümsüz açlık grevi direnişi yapan AvEG-Kon üyesi H. Özkan Özdemir, ETHA'ya konuştu: " Kazanımlarımızdan aldığımız güçle faşizme karşı mücadelemizi büyüteceğiz."

ETHA - Salı - 28 Mayıs 2019 - 17:08

Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon) üyeleri, tecride karşı mücadeleyi büyütmek amacıyla 1-5 Nisan günlerinde Almanya'nın Köln kentinde açlık grevi yaptı. AvEG-Kon üyesi H. Özkan Özdemir, 5 Nisan günü yaptığı açıklama ile eylemini süresiz-dönüşümsüz açlık grevine dönüştürdüğünü duyurdu.

Eylemini Paris'teki ACTİT derneğinde 26 Mayıs gününe kadar sürdürdü.

Özdemir ile birlikte SKB temsilcisi ve BEKSAM Eşbaşkanı Gülten Yavuz ve Young Struggle sözcüsü Bilen Ceyran bir aylık açlık grevi yaptı.

Direnişin kazanımla sonuçlanmasının ardından H. Özkan Özdemir, ETHA'nın sorularına yanıt verdi.

Sağlık durumunuz nasıl? Nasıl bir tedavi süreci uygulanıyor?

Sağlık durumum ve moralim gayet iyi. Süreçte açlık grevine bağlı olarak 17 kilo kaybettim. Kilo ve enerji kaybının yarattığı kimi ağrıların yanı sıra erken yorulma halleri yaşıyoruz. Ancak gerek haftalık doktor kontrollerinin ve gerekse süreci örgütleyen komitemiz ve açlık grevi konusunda deneyimli yoldaşların varlığı, süreci sağlık açısından daha olumlu yönde örgütlememizi beraberinde getirdi. Önümüzdeki günlerde böbrek, karaciğer fonksiyonları üzerine bazı testlerden geçeceğiz. Öyle zannediyorum ki önemli bir sorun ortaya çıkmayacak.

Şu anda esas olarak hazmı kolaylaştırması ve farklı komplikasyonlara mahal vermemek için sıvı ve B1 alımına devam ediyoruz, bu yaklaşık bir haftalık bir süreci kapsayacak. Sonrasında ise birazda kendi vücudumuzu dinleyerek, anlayarak farklı besinleri almaya başlayacağız. Tahminimiz, 3-4 haftalık sürecin sonunda metobolizmamız ve vücut dengemiz normalleşmeye başlayacak.

Direnişin kazanımlarına ilişkin neler söylersiniz?

Her şeyden önce şuraya buraya çekilmeyecek kadar net bir biçimde söylemek gerekir ki, direnişimiz zaferle sonuçlanmıştır. Bu zafer faşist diktatörlüğün, Saray rejiminin yenilmezlik yalanına bir darbe daha vurmuş, halklarımıza, işçi sınıfı ve ezilenlere her türlü faşist, gerici saldırganlık karşısında yürünmesi gereken yolu bir meşale gibi göstermiştir.

Tecride karşı yürüttüğümüz süresiz açlık grevi ve ölüm oruçları direnişimizle ideolojik, politik ve pratik kazanımlar elde ettik. Bir defa ideolojik olarak kazandık: İdeolojik kazanımlarımız arasında biat ettirme, boyun eğdirme saldırıları karşısında direnişin bayraklaştırılması ilk sırada gelmektedir. Devrim ve sosyalizmde ısrarın bu kez de tecrit saldırısı karşısında sürdürülmesi de ikinci ideolojik kazanımımızdır. Adım adım elde edilen somut, pratik kazanımlar sonucunda politik kuvvetler ve öncülerde oluşmuş olan moral ise bir başka ideolojik kazanımımızı belirlemektedir. Son olarak açlık grevi ve ölüm oruçları gibi mücadele yöntemine sınıfsal bakış açısından uzak, sadece “insani” duygu ve yaklaşımlarla bakan kimi ilerici çevrelerde, belli bir aşamadan sonra esas olarak direnişle ve direnişin amaçlarıyla doğru ilişkilenmeye başlanması da, eylemin beyinlerde meşruluk kazanması gibi bir ideolojik kazanıma yol açmıştır.

Direnişimizin politik kazanımları olmuştur. Bunlar arasında en başta sayılması gereken direniş etrafında sağlanmış olan siyasi kitle hareketliliğini saymak gerekir. Faşist rejimin saldırıları sonucu sokaklarda yaşanan sessizlik kırılmış, başta tutsak anaları, yakınları direniş etrafında giderek artan oranda kenetlenmiştir. Analarımızın yılmaz, kararlı duruşu faşizmin insanlık dışı yüzünün sayısız defa tüm dünya hakları nezdinde bir kez daha teşhir olmasına yol açmıştır. Yine, bazı açıdan kendi kabuklarına çekilen sendikaların, kurumların, demokratik örgütlenmelerin cesaretlenmesi, söz söylemeye başlamaları ve tavır takınmaları direnişimizin diğer bir politik kazanımını oluşturmaktadır.

Hatırlayalım, bir grup aydın direnişi desteklemek adına, fakat esasında “rejime geri adım attıramazsınız, direnişinizden vazgeçin” diyen bir açıklama yayımlamıştı. Aslında direnişimizin kazanımları, bu tür yaklaşımların da ne kadar böylesi büyük bir direnişin gücünü ve neye kadir olduğunu algılayamadıklarını göstermesi açısından da politik bir kazanım olarak görülmelidir diye düşünüyorum. Ezilenler kendi gündemlerini faşist diktatörlüğe dayatmışlardır.

Son olarak da direnişimizin yarattığı havanın başta 31 Mart yerel seçim sonuçları ve 1 Mayıs olmak üzere, faşizmin bu dönemdeki iç ve dışa dönük saldırganlığını bir nebze geriletmesi bakımından da politik kazanımlar elde ettiği inancındayım.

Somut pratik kazanımları bakımından ise şunlar sıralanabilir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan uzun yıllar sonra kardeşiyle görüştürülmüştür. Yine direnişimizin kadın öncüsü Leyla Güven tutuklu olduğu Diyarbakır Hapishanesi'nden serbest bırakılmıştır. Sekiz yıldır avukatlarıyla görüştürülmeyen Sayın Öcalan avukatlarıyla görüşmeye başlamıştır. Devletin direnişi kırma hamleleri bir bir boşa çıkartılmış, AKP rejiminin Adalet Bakanı konuya dair açıklama yapmak zorunda kalmıştır. Kafatasçı Devlet Bahçeli dahi “yola gelmiş”, ağzında kan damlamadan bir açıklama yapmıştır. Bütün bunlara ek olarak tecride ve faşizme karşı yeni bir kitle hareketi ortaya çıkmıştır. Son olarak da faşizmle siyasi, ekonomik ve politik işbirliğindeki Avrupalı emperyalistlerin sessizliği, AP ve CPT şahsında kırılmış, heyetler göndermek zorunda bırakılmışlardır. 

Bu kazanımın AKP faşizmine karşı mücadeleye etkisi nasıl olacak?

Tüm bu kazanımlar önümüzdeki sürecin bütününde AKP faşizmine karşı yürütülecek mücadelede önemli rol oynayacaktır. Her şeyden önce genel olarak anti-faşist harekette kendi gücüne güven artmıştır. Buna bağlı olarak faşizme karşı birleşik mücadelenin önemini bir kez daha tüm toplumsal kesimlerin, politik öncülerin önüne koymuştur. Geniş kitlelerde AKP faşizmine karşı söz söyleme, eyleme durma hissiyatını geliştirmiştir. Kürt halkının, analarının devrimci direngen duruşu, batıda toplam harekete örnek oluşturacaktır. Faşizmin göstermelik İstanbul darbe seçimi başta olmak üzere, içte ve dışta her türlü saldırganlığa karşı daha direngen  duruş sergileyen bir mücadele ortaya koymanın zeminini döşemiştir; önümüzdeki süreçte bir biçimiyle bu açığa çıkacaktır. 

TECRİDE KARŞI MÜCADELEMİZİ SOKAKTA SÜRDÜRECEĞİZ

Bundan sonrası bakımından tecride karşı mücadele nasıl yürütülmeli?

Tecride karşı direniş her şeyden önce Kürt halk önderi Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan ağır tecride, politik olarak da bir bütün faşizme ve faşizmin başta politik tutsaklar olmak üzere tüm toplumu tecrit altında tutma saldırısına karşı yürütülmüştür. Sonuçta mutlak tecridin kırılmasında kazanımla çıkılmıştır. Buradan tüm halklarımızda tecride karşı bir duyarlılık, bilgilenme ve aydınlanma ortaya çıkmıştır. Hiç şüphesiz ki politik tutsaklar üzerinde yürütülen saldırılar önümüzdeki süreçte de dikkat merkezlerimizden bir olmaya devam etmelidir. Faşizmin bütün bir toplumu teslim alma saldırılarının startını öncelikle hapishanelerdeki, onların politik öncülerinden başladığı gerçekliğini hiçbir dönem unutmamalıyız.

İkicisi ve en az onun kadar önemli olan ise faşizmin tüm toplumu tecride alma saldırılarına karşı, söz, ifade, örgütlenme gibi hakların korunması ve geliştirilmesi mücadelesini her anda yürüterek, politik özgürlüklerin sokakta kazanılacağı gerçekliğini ete kemiğe büründürerek tecride karşı mücadelemizi boyutlandırmaktır. Faşizmin kendi yasalarını dahi hiçe sayan keyfiliği karşında ancak örgütlü halklar temelinde karşı koyabiliriz. Ötesi, faşizmin alt edilerek, parçalanmasıdır ki ancak o zaman halklarımız gerçek anlamda tecridi parçalamış olacaktır. Bu da faşizme karşı birleşik mücadelenin örülmesi ve mücadelenin geliştirilmesiyle hayat bulacaktır.

Direniş sürecine ilişkin genel olarak neler söyleyebilirsiniz? Eksik olan neydi? Tam yerinde olan neydi?  Bu sorumuza Avrupa özelinde nasıl bir yanıt verirsiniz?

Direnişimiz Avrupa ayağı bakımından güçlü ve eksik yanlarımızı da bu süreçte açığa çıkartmıştır. Herşeyden önce Avrupa'da yaşayan Türkiyeli ve Kürdistanlı göçmen işçi ve emekçilerin geldikleri coğrafyadaki gelişmelere duyarsız olmadıkları bir kez daha görülmüştür. Nitekim değişik coğrafyalara yayılan bu direniş karşısında sessiz kalmamış, sokak gösterilerinden, toplantılara, işgallerden, yol kapatmalara varan binlerce eylemin parçası olmuşlardır. Direnişin yürütüldüğü kurumların, lokallerin kitle ziyaretiyle dolup taşması, direnişçilere moral ve motivasyon veren bir kaynağa dönüşmüştür. Avrupalı yerli halklar nezdinde faşizmin teşhiri ve konuya duyarlılığın arttırılmasını getirmiştir.

Ancak direniş, kimi eksiklikleri de açığa çıkartmıştır. Bunların başında Türkiyeli ve Kürdistanlı göçmenler içerisinde yürütülen çalışmaların süreklileştirilmesidir. Sadece belli takvimsel ve direniş günlerinde değil, fakat esas olarak her günkü politik çalışmanın olmazsa olmaz bir parçası olarak kitle ilişkilerinin ve örgütlenmenin sağlanması gerekliliğidir. Yine diplomasi gibi enternasyonal ilişkilerin, yerli işçi ve emekçiler ve onların örgütlü alanlarıyla ilişkilerin darlığı da bu denemde bir kez daha ortaya çıkmıştır. Nitekim direnişimiz faşizmle işbirliği içerisindeki Avrupalı emperyalistlerin, ana akım Avrupa medyasının direnişimiz karşısında sergilediği üç maymun duruşunu tam olarak kıramamıştır. Bunun yegane yolu yerli halklarla, işçi ve emekçilerle daha düzenli ve pratik karşılığı olan ilişkilerin kurulması ve bu yönlü kurumsallaşmalarımızı hızlandırmamızdan geçmektedir.             

Sonuç olarak; "AKP'yi yendik" diyor musunuz?

Evet, tüm yüreğimle söylüyorum ki AKP faşizmini bir kez de mutlak tecrit saldırısı üzerinden yenilgiye uğrattık. Önümüzdeki süreçte, büyük direnişimiz ve kazanımlarımızdan aldığımız güç ve cesaretle, AKP'ye yeni yenilgiler tattıracağımıza da inanıyorum. Yeter ki politik öncüler kendi güçlerinin farkında olsun, halklarımızın, işçi sınıfı ve ezilenlerin birleşik iradesini açığa çıkarmada kararlı dursun. Hiçbir saldırganlık devrimci onur, kararlılık, cesaret ve direniş karşısında baki olamaz. 

Son olarak; buradan tecride karşı büyük direniş sürecinde feda eylemi gerçekleştirerek ölümsüzleşen yoldaşlarımızı saygıyla anıyorum, direnişin merkezini oluşturmuş olan başta Leyla Güven olmak üzere yurtsever, devrimci ve komünist tutsaklarımızı selamlıyorum. Sokak ortasında insanlık dışı muamelelere maruz kalmış analarımızın, faşizmin ördüğü korku duvarlarını yıkıp aşan direngen duruşlarının, faşizme karşı mücadelede bizlere örnek olacağını bir kez daha yinelemek istiyorum.