etkin haber

270

İSTANBUL (Semiha Şahin)

Ferda Koç: İhtiyaç demokratik muhalefet birliğidir

Açık faşizmin iktidarı 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinin sonuçları itibariyle iniş çizgisine girmiştir. Türkiye solu ve demokratik Kürt siyaseti, Erdoğan vd. koalisyonuna karşı moral üstünlük sağlamış olan bugünkü muhalefet platformunun siyasi şekillenme sürecine bu temel zaafiyet noktasından müdahale etmelidir.

- Perşembe - 11 Temmuz 2019 - 11:30
İstanbul seçimleri ardından emekçi sol hareket, ortaya çıkan sonuçları, yeni dönemi tartışıyor. Sendika.org yazarı Ferda Koç, "Demokratik bir kurucu temel" önerisini yaptı. "Açık faşizmin iktidarı için kaotik bir süreç olacaktır" değerlendirmesinde bulunan Koç, "Solun en temel ihtiyacı bence Türkiye sosyalist hareketinin ve Kürt demokratik siyasetinin Erdoğan vd. rejiminin karşısında sahip olduğu stratejik güç ve konumun bilinciyle hareket etmesidir" dedi. Ferda Koç’un sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:
 
Bir yazınızda "Karanlık sürecinin önüne ancak, devletteki kontrgerilla egemenliğini sorgulayan ve devlete demokratik bir kurucu temel sunan bir muhalefet çizgisi ile geçilebilir" önerisinde bulunuyorsunuz. "Demokratik bir kurucu temel"den kastınız nedir?
 
Mevcut devletin temeli kontrgerilladır. "Kontrgerilla" basitçe devlet içine kümelenmiş faşist bir çete değildir. 2. Dünya Savaşı sonrasında bağımsızlık yolundaki veya yarı bağımsız sömürge ülkeleri emperyalist-kapitalist sistem içerisinde tutmak için kullanılan "gizli işgal" stratejisinin temel örgütü ve yeni sömürge devletinin örgütleyici öznesidir. Yaşadığımız siyasi kriz, esas olarak kontrgerillanın krizidir. "Devlet iktidarı" içinde patlak veren kriz, kontrgerillanın odağında olduğu devletin işleyiş mekanizmalarında büyük bir boşluk yaratmıştır. Erdoğan, kontrgerillayı ve kontrgerilla merkezli devlet işleyişini onarmak amacıyla, MHP, Ağar ve Ergenekon artıklarıyla koalisyon oluşturmuş ve "Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi" adı altında açık faşizme yönelmiştir. Erdoğan ve ortaklarının "devletin bekaası" adını verdikleri bu amaç, emperyalizm ve oligarşi bakımından da "kutsal" bir amaçtır. Çünkü sömürge tipi faşizm olmadan yeni sömürgecilik uygulanamaz. Erdoğan ve ortaklarının sömürge tipi faşizmi onarma vaadi, onların açık faşizmlerine emperyalizmin ve oligarşinin doğrudan ya da dolaylı onaylarını vermelerinin temel sebebidir. Ancak sömürge tipi faşizme bu dikişin de tutmayacağı görülmektedir. Sömürge tipi faşizmin krizi, açık faşizme "hukuken" (de jure) geçilmiş olmasına karşın aşılamamaktadır. Açık faşizmin iktidarı 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinin sonuçları itibariyle iniş çizgisine girmiştir. Bundan sonraki süreç, büyük ihtimalle, iç ve dış dinamiklerin baskısı altında açık faşizmin simbiyotik (birbirinden beslenen organizmalardan/öznelerden oluşan) iktidarının çok eksenli çözülmesi ve 15 Temmuz'dan çok daha vahim iç çatışmalarla karakterize olan kaotik bir süreç olacaktır.
 
Böylesi bir sürece doğru sürükleniş içerisinde emperyalist merkez ve oligarşi, "gizli işgal" mekanizmasının onarımını, yeniden yapılanmasını ve devletin bu mekanizma temeli üzerinden yeniden yapılandırılmasını emanet edeceği bir "iktidar alternatifi"nin peşinde koşturacaktır. Ama paradoksal bir biçimde bu temele dayalı bir "alternatif"in şekillendirilebilmesi için yine mevcut kontrgerillayı referans alan siyasi denetim ilişkilerine ihtiyaçları bulunmaktadır. Düzenin, Erdoğan vd. koalisyonunun dışında kalan güçlerinin bu yoldaki ilerleyişlerinin alamet-i farikası da kontrgerillanın merkezinde olduğu gerçek iktidar ilişkilerini tartışma dışı bırakan bir "devlet sahiplenmesi" oluşturacaktır. Düzen için muhalefetin bu yolla öngörebileceği tek ve küçük ihtimalli sonuç ise Erdoğan'la MHP ve Ergenekon artıklarını dışlayan "geniş tabanlı" bir uzlaşmadır. Bu beklentiyle kurulacak bir muhalefet sürecinin sonu ise "Yenikapı Ruhu"ndan çok daha rezil bir iflastır.
 
Türkiye solu ve demokratik Kürt siyaseti, Erdoğan vd. koalisyonuna karşı moral üstünlük sağlamış olan bugünkü muhalefet platformunun siyasi şekillenme sürecine bu temel zaafiyet noktasından müdahale etmelidir. Bu müdahale yukarıdaki analizin mefhumu muhalifinden hareketle yapılmalıdır. Erdoğan'ın emperyalizm ve oligarşiye sunduğu kontrgerilla merkezli onarım programının karşıtı ileri sürülmelidir. Bu ise kontrgerillayı ve bugüne kadar üzerinde eşindiği ideolojik çöplüğü hak ettiği yere, çöp tenekesine gönderecek ve Ortadoğu halklarını barışa, Türkiye halklarını eşitliğe, özgürlüğe ve demokrasiye götürecek bir siyasi yol haritasıdır. Böyle bir yol haritası ise, muhalefet platformunun siyasi şekillenme sürecini gizli devlet merkezinin belirleyici müdahalelerinden koruyarak olgunlaştırılabilir. Özetle "demokratik kurucu temel"den kastım kontrgerillanın tasallutundan ari bir "demokratik muhalefet birliği"dir.
 
HDP'nin İstanbul seçimleri sonrasında tartışmaya açtığı 3. yol veya demokratik ittifak önerisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
HDP'nin 3. yol önerisini, Öcalan'ın 18 Haziran tarihli İmralı mektubunun bir yorumu olarak görüyorum. Öcalan mektubunda, bugünkü düzen içi siyasi kutuplaşmanın her iki tarafıyla da müzakere edebilecek anahtar bir konumun tutulabilmesini önemsediğini, bunun için iki taraftan birine "yancı" olmamanın gerekliliğine vurgu yaptı. 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde "AKP faşizmini geriletme" temelinde "Batı"da Millet İttifakı'nın CHP'li adaylarını destekleme kararı alan HDP, bu "uyarı"yı yerinde bulduğunu belirtti ve AKP karşıtı muhalefet sürecine "demokratik anayasa"ya odaklanan bir "demokratik ittifak"la katılma önerisini dile getirdi. Bugünkü süreçte Öcalan'ın uyarısını da HDP'nin "temennisini" de ancak AKP karşıtı muhalefete yaptığı somut müdahale açısından değerlendiriyorum. Önemli olan, Demokratik İttifak'ın AKP üzerindeki muhalefet presini hafifletecek bir "tarafsızlığı", AKP karşıtı muhalefetin (sadece kontrgerilla kontrollü değil, aynı zamanda liberal itikatlı) düzen merkezine endekslenmesini kolaylaştıracak bir "tavırsızlığı" nasıl dışlayacağı, etkisiz hale getireceğidir. 
 
Önümüzdeki sürecin temel ihtiyacı nedir?
 
Önümüzdeki süreçte solun en temel ihtiyacı bence Türkiye sosyalist hareketinin ve Kürt demokratik siyasetinin Erdoğan vd. rejiminin karşısında sahip olduğu stratejik güç ve konumun bilinciyle hareket etmesidir. Önümüzdeki kaosu, düzenin merkezinin "kumda oynadığını" açığa çıkaracak netlikte bir demokratik programla karşılayabilirsek, "geleceğe" seslenebiliriz.