etkin haber

263

ATILIM

Fırat'ın doğusu, devrimin zaferi ve diktatörün sonu

Sömürgeciliğin olası bir işgal saldırısı, Kürdistan devrimini, ona bağlı olarak Türkiye devrimini ve bölge devrimini zayıflatmak içindir. Sömürgeci faşist rejim, dünya gericiliğinin temsilciliğini üstlenerek, bölge ve dünya devriminin geleceğini çalmak istiyor. Devrimin gerilediği koşullarda Ortadoğu'da gerici bölge devletleri yeniden güç kazanırken, sarayın faşist şeflik rejimi en koyu baskı politikalarını işletecektir. Bu yolla rejim krizinin kanaması bir süreliğine yavaşlatılmış da olacak. Elbette ki tüm bunlar saray rejiminin işgal saldırısı başarı kazanırsa olacak olanlar. Peki ya saray kaybederse?

- Cuma - 9 Ağustos 2019 - 09:48
Faşist saray rejiminin olası Rojava işgaline yönelik hazırlıkları tam tekmil devam ediyor. Sınıra asker sevkiyatı sürerken, işgal saldırılarında kullanılmak amacıyla yeni siperler kazılıyor. Tank, obüs ve saray rejiminin övünedurduğu bilumum ağır silah envanterinin namluları çoktan devrimin topraklarına çevrilmiş durumda. Özel savaş karargahlarının kullanmayı sevdiği tabirle "bütünü oluşturan bütün parçalarda" işgal saldırısının askeri-siyasi ve psikolojik gereklilikleri yerine getirilirken "terör uzmanları"nın açıklamaları ile saray medyasının ısmarlama haberleri peş peşe birbirini izliyor.
 
Tüm bu hazırlık devam ederken, faşist şef Erdoğan işgal saldırısının sözcülüğünü ve kurmaylığını üstlendiğini her seferinde hatırlatıyor. Egemen siyasetin semalarında yankılan yegane ses "sabrımız kalmadı", "bir gece ansızın", "kimse bizi durduramaz" açıklamalarıdır. Burjuva muhalefet cephesi ile tüm farklı eğilim ve temsilcileriyle Türkiye burjuvazisi de olası işgal saldırı için hazır ve nazır bekliyor. Emperyalistlerin rolü de sömürgeci Türk devletinin kabaran iştahını dizginlemekten öte değildir.
 
Ancak gözünü yalnızca sömürgeciliğin işgal temaşasına çevirenlerin göremeyeceği başka gerçekler de yaşanıyor. Devrimin bütün hazırlığı ve çabası, karşıdevrimi yenilgiye uğratmak üzerinedir. Bilinmeli ki sömürgeci faşist rejimin olası işgal saldırısı yalnızca Kürdistan devrimi ile sömürgeci Türk devletinin savaşı olmayacak. Büyük bir hızla Türkiye-Kürdistan birleşik devrimi ile Ortadoğu bölgesel devriminin karşıdevrimle yürüttüğü savaşımına dönüşecektir.
 
Tüm bu gelişmeleri tarihsel bir benzetmeye başvurarak yorumlamak da mümkün. Nazi Almanya'sı, faşist şef Hitler'in önderliğinde devrimin topraklarına yürüdüğünde, Nazi orduları dünyanın gerici ve karşıdevrimci kuvvetlerinin temsilcisi konumundaydılar. Devrim ve sosyalizm karşıtı herkes şu ya da bu sebeple Hitler'i destekliyor, ABD ve İngiltere gibi emperyalistlerse "Hitlerle sonra hesaplaşırız" diyerek, sosyalizmin ağır darbeler alması uğruna Nazilere ses çıkarmıyordu.
 
Sovyetler Birliği ise nesnel olarak dünya devrimcilerinin ve sosyalizmin temsilciliğini üstleniyordu. Moskova önlerinde direnen, dünyanın en büyük ve yegane sosyalist ülkesiydi. Eğer Sovyetler yenilseydi açık ki dünya devrim cephesi ağır bir yenilgi alacak, dünyanın devrimci kuvvetleri için daha zorlu bir dönem başlayacaktı. Ancak muzaffer olan, sosyalist Sovyetler Birliği ile anti-faşist halk hareketleri oldu. Faşizmi yenilgiye uğratan sosyalizm dünya halkları için bir kez daha umut ve prestij yüklüydü. Yeni bir dönem başlıyordu ve yerkürenin üçte birinde dalgalanan sosyalizm ve halk cumhuriyetlerinin bayrağı idi.
 
İşte bugün Rojava ve sömürgeci Türk devleti arasındaki olası bir savaşın ilişkisi de bu tarihsel örneğin başka bir düzlemde ve başkaca koşulların varlığında tecelli etmesidir. Saldırmak isteyen bölgenin en gerici-sömürgeci faşist kuvveti iken direnen taraf 21. yüzyılın ilk devrimini gerçekleştiren, sosyal devrimleri kadın özgürlük devrimiyle buluşturan Rojava olacaktır. Akıldan çıkartılmamalıdır ki, tüm eksik ve yetmezliklerine rağmen halk demokrasisine ve komünlere dayanan Rojava, bugünün dünyasında devrimin ete-kemiğe bürünmüş tek temsilcisidir. Bu devrimin öncüleri, bileşenleri ve dayanışmacısı olan tüm devrimciler ve devrimin en başından itibaren bileşeni olan komünistler Ortadoğu'nun en diri devrimci kuvvetleridir. Bu devrimde Türkiye-Kürdistan ve Arap halklarından ezilenlerin yanı sıra enternasyonal devrimcilerin de kanı vardır. Devrimin temsiliyeti, onun coğrafyasından kat kat büyüktür.
 
Bundandır ki, olası bir işgal saldırısının başladığı koşullarda savunulan yalnızca Kürdistan'ın bir parçası ya da Türkiye-Kürdistan birleşik devrimi değil, bölge devriminin geleceği ve dünya devriminin bugünkü temsiliyeti olacaktır. Sömürgeciliğin işgal saldırısı başladığı anda tüm devrimci kuvvetlerin ilk sıradaki görevi, AKP-MHP faşist ittifakının yenilgisini kaçınılmaz hale getirmeye dönüşecektir.
 
SAVAŞ AKP-MHP İTTİFAKI İÇİN ZORUNLULUKTUR
 
Faşist saray rejiminin Rojava'ya dönük düşmanlığının konjonktürel ya da geçici politikalar olmadığı defalarca kanıtlanmış bulunuyor. Bundandır ki, sömürgeciliğin işgal hazırlığını olağan bir gelişme ya da mevcut askeri hareketliliği "nasılsa bir şey olmaz" diyerek geçiştirmek yaygın bir düşünüş tarzı da olsa hatalıdır. Çünkü AKP-MHP faşist ittifakı ve bu ittifakın temsilciliğini üstlendiği sömürgeci faşist rejimin Rojava'ya yönelik işgal saldırısı gerçekleştirme arzusu tercihten öte zorunlulukla ilgilidir. Ve bu zorunluluğu meydana getiren bir dizi sebep mevcutken, faşist saray rejimi yalnızca en uygun anı beklemektedir. Karşıdevrim, hemen yanı başındaki devrime bugün olmasa yarın ama mutlaka saldırmanın yollarını arayacak.
 
Her şeyden önce bu sömürgeci faşist rejimin tarihsel şekillenişi ile ilgilidir. Sömürgeciliğin en katı uygulayıcısı olan burjuva Türk devleti, Kürdistan'ın hangi parçasında ve hangi vesile ile olursa olsun statü kazanmasının karşısında duruyor. Lakin saray rejiminin aktüel amacı, bu tarihsel amaçta yeni bir aşamanın hedeflendiğinin işareti. Sömürgecilik, yüzyıl önce kaybettiği Kürdistan parçalarını bugün yeniden Türk sömürgeciliğinin egemenliği altına almayı arzuluyor.
 
İkincil tarihsel hedef ise yeni Osmanlıcılığa giden yolun Kürdistan'dan geçiyor olmasıdır. Bunun için sömürgeci faşist rejimin en uygun gördüğü yer Rojava. Saray rejimi Minbic, Haseke ve oradan Musul'a kadar uzanmak istiyor. Bu yolla hem Rojava Türk sömürgeci sistemine dahil olacak hem de Arap coğrafyasında Türk egemenliği yeniden tesis edilecektir. Güney Kürdistan'da yürütülmekte olan "pençe işgalinin" bir boyutu da yeni Osmanlıcılığın misak-ı milliye ulaşma arayışıdır.
 
Bu anlamda, faşist saray rejiminin "barış koridoru" da sömürgeci savaş demagojisinden başka bir anlam taşımıyor. QSD ve devrim güçleri, ağır silahların Türkiye menzilinden çıkartabileceğini ve kimi sınır bölgelerinden geriye çekilebileceğini ifade etmesine rağmen saray rejiminin işgalci tutumu değişmemiştir. Faşist sömürgeciliğin, güvenli bölge için istediği derinlemesine 32 kilometrelik alan saray rejiminin nasıl iştahlanmış olduğunun dolaysız kanıtıdır.
 
FAŞİST SARAY REJİMİNİN MANTIĞI: YARIN GEÇ OLMADAN
 
Faşist saray rejimi bugüne kadar defalarca Rojava kapılarını aşındırmasına rağmen emperyalistlerden şu ya da bu düzeyde icazet almadan hareket edemedi. Bütün sömürgeci savaş argümanlarını kullanmasını rağmen "Fırat'ın doğusuna" geçemeyen saray rejimi, Efrin işgalini Rusya'nın açık ABD'nin zımni onayıyla mümkün kıldı.
 
Ancak yukarıdaki denklem her şart ve koşulda bu şekilde işlemeyebilir. Görünen o ki, sömürgeci faşist rejim Rojava'ya saldırmak için kendisini konjonktürel bir fırsat yakalamış hissediyor. Bu fırsat S-400'lerin alımı ile doruk noktasına ulaşan ve Rusya ile yakınlaşarak ABD'yi Kürtlerden uzaklaştırmak isteyen saray politikasıdır. Faşist şefin aklındaki, fiili bir işgal pozisyonu yaratarak ABD'yi tercih yapmaya zorlamak ve son kertede ABD'yi "NATO müttefikinin stratejik ortağı Türkiye'den" yana taraflaştırmaktır.
 
Bu hususta ABD'nin koruyucu bir rol üstleneceği ve kati suretle sömürgeci faşist rejime karşı koyacağı beklentisi de yanılgılıdır. Her ne kadar saray rejimi ile dönemsel çelişkiler mevcut olsa da ABD'nin arzusu "yerel ortaklar ile stratejik müttefikleri" uzlaştırabilmektir. Görmek gerekiyor, oyun kurucu olarak ABD kadiri mutlak bir güç değil. Aksine Ortadoğu'da büyük kayıplar ve gerilemeler yaşıyor. Böylesi bir ABD, sömürgeci faşist ortaklarının baskısına dayanamayabilir ve bir ölçüde işgale yol verebilir. Rojava devrimi adına bunda şaşılacak bir durum yok. Devrim, emperyalistlere güvenilmeyeceğini herkesten daha iyi biliyor.
 
Tersten, faşist saray rejiminin de ABD ile pürüzsüz bir uyum aramadığı da açık. Mevcut politika sahası, sömürgeci faşist rejime kimi hareket olanakları sunuyor. Elbette ki bu faşist şefin iddia ettiği gibi "emperyalizme rağmen istediğini yapan egemen Türk devleti" anlamına gelmiyor. Ancak bu sömürgeci faşist rejimin manevra alanı yaratabilmesinin önünde engel değil. Saray rejimi, emperyalistler arası rekabetin yarattığı boşluğu vakit kaybetmeden doldurmak arzusunda. Unutulmamalı ki faşist şef, emperyalistler arası boşluklara yaslanarak siyasal ömrünü uzatmayı başaran ve bunu "denge politikası" olarak kavramsallaştıran Osmanlı padişahı Abdülhamit'in devamcısıdır.
 
ROJAVA İŞGALİ VE FAŞİST ŞEFLİK REJİMİNİN GELECEĞİ
 
Faşist şef Erdoğan'ın, Abdülhamit ile tek ortak özelliği denge politikasına yaslanıyor olmak değil. Aynı zamanda her ikisinin denge politikasına ve iç sıkışmışlığa en katı baskı rejimlerinin inşası da eşlik ediyor. Hatırlansın, ezilen ulusların ve ulusal toplulukların isyan hareketleriyle bunalan, kimi demokratik nitelikli reform talepleri karşısında sıkışan Abdülhamit çözümü yeni savaşlara atılmakta ve istibdat rejimini inşa etmekte buluyordu.
 
Benzer bir durum, faşist şef Erdoğan için de tamamıyla doğrudur. Türkiye-Kürdistan birleşik devriminin ilerlemesiyle çözülme süreci hızlanan saray rejiminin yenilgiye doğru koşar adım gittiği herkesçe biliniyor. Son yerel seçimler bu gerçeğin yalnızca güncel doğrulaması olmuştur. Yoksa saray rejiminin yenilgi süreci, baş eğmeyen Kürdistan Devrimi ile Gezi ayaklanmasıyla karakterize olan Türkiye devriminin varlığındandır. Ancak görünen o ki, yenilgi derinleştikçe saray rejiminin iç birlikteliği de çözülmeye doğru ilerliyor. Faşist saray rejimi, kendisini yönetmekte zorlandığı gibi, ezilenler üzerindeki yönetim hegemonyasını yitiriyor.
 
İşte olası bir Rojava işgali, aynı zamanda bu yönetememe krizini savaş yoluyla çözebilme hesabıdır. Erdoğan, işgal saldırısıyla faşist şeflik rejimini kuvvetlendirecek ve en koyu faşist politikaları uygulamaya koyacaktır. Bunun anlamı demokratik hak ve özgürlüklerin topyekûn yasaklanması, söz, eylem ve örgütlenme özgürlüklerinin olabilecek en geri seviyeye çekilmesi demektir. Faşist saray rejimi, Rojava savaşıyla birlikte halklar ve ezilenler üzerindeki en faşist uygulamaları hayata geçirebilmesinin olanaklarını da yaratmak istiyor. Bilinmeli ki faşist saray rejimi, Efrin işgal süreci ile kıyaslanmayacak ölçüde saldırganlaşacaktır.
  
Unutulmasın, sömürgeciliğin olası bir işgal saldırısı Kürdistan devrimini, ona bağlı olarak Türkiye devrimini ve bölge devrimini zayıflatmak içindir. Sömürgeci faşist rejim, dünya gericiliğinin temsilciliğini üstlenerek, bölge ve dünya devriminin geleceğini çalmak istiyor. Devrimin gerilediği koşullarda Ortadoğu'da gerici bölge devletleri yeniden güç kazanırken, sarayın faşist şeflik rejimi en koyu baskı politikalarını işletecektir. Bu yolla, rejim krizinin kanaması bir süreliğine yavaşlatılmış da olacak.
 
Elbette ki tüm bunlar saray rejiminin işgal saldırısı başarı kazanırsa olacak olanlar. Peki ya saray kaybederse? İşte o zaman bölgesel çapta yen bir devrimci dalga yükselecektir. Yapılması gereken, faşist saray rejimini bu saldırıyı gerçekleştirdiğine pişman bırakmaktır.
 
* Atılım Gazetesi'nin 9 Ağustos 2019 tarihli 388. sayısından alınmıştır.