etkin haber

298

İSTANBUL

'Gezi isyanı ESP'nin varoluş amacının somutlanmasıdır'

Gezi isyanından hemen sonra 81 üyesi tutuklanan ESP'nin Genel Başkanvekili Özlem Gümüştaş, “Biz elbette ayaklanmaya dahil olmamızla birlikte bize dönük daha özel saldırıların gelişebileceğinin farkındaydık. Bu, siyasi iktidarın hareketle baş etme zorunluluğun gerekçesi olacaktı” dedi.

ETHA - Cuma - 31 Mayıs 2019 - 09:10
ESP Genel Başkanvekili Özlem Gümüştaş, Türkiye halklarının onur ve özgürlük isyanı olan Gezi isyanın 6. yıldönümünü ETHA'ya değerlendirdi.
 
Aradan geçen 5 yılda Gezi isyanının Türkiye siyasetine ve kitlelere etkisi ne oldu?
 
Gezi, o dönem içinde bulunduğumuz müzakere sürecini Türkiye halkları nezdinde olumlu etkilediği gibi Kürt özgürlük hareketiyle Türkiye halklarının politik özgürlük mücadelesinin birleşik mücadeleyle kazanılabileceği görüş açısı yarattı. Ayrıca Gezi’nin tek tek çapulcuları yani özneleri kısa bir süre Rojava'da gelişen demokratik halkçı devrime, o devrimin bir parçası olmaya koştu. Türkiye cephesinden de enternasyonal bir duruş ve kardeşlik köprüsü ördüler. Örneğin partimiz saflarında Gezi direnişinde yer alan Ayşe Deniz Karacagil, Ankara'da Oğuz Saruhan, İstanbul'da Kartal ve Maltepe'den Gezi'ye bir yol açmaya çalışan Sinan Sağır, yargılandığı mahkemede Gezi'yi savunan Emre Aslan ve yine hepimizin Taksim Meydanı'ndaki duruşuyla hatırladığı Ulaş Bayraktaroğlu, Eylem Ataş bir süre sonra geziden aldıkları öznelik ve öncülük misyonuyla Rojava devrimine koşmuş devrimcilerdir. Savaşta yıkılan Kobane'ye yardım etmek için inşaat malzemeleriyle ve oyuncaklarla yola çıkan partililerimiz Cemil Yıldız, Duygu Tuna'da Gezi'nin yarattığı ve bütün bölge halkları için ışık olan siyaset tarzının özneleridir. Dolayısıyla, kendi kıyımızdaki birleşik yaşam umudu içinde mücadele gücü olmuştur Gezi dinamikleri. 
 
'BU TOPRAKLARDAN ONUR VE ÖZGÜRLÜK İSTEĞİNİ SİLEMEZLER'
 
Gezi'de 3- 5 ağaçla başlayan o büyük mücadele çok önemli bir andan sonra bu topraklarda özgürlük isteyen bütün kesimlerin bir araya geldiği bir foruma dönüştü. Bu kesimlerin yan yana gelmesi ise her türlü ayrımcı dilin kopartılıp atıldığı ve özgürlük isteğinde buluşmakta hiç bir engelimizin olmadığını gösteren bir ortam yarattı. Gezi Parkı'nda örgütlenen yaşam ve geliştirilen siyaset tarzı ile Türkiye'de egemenlere ve halklara şunu ifade etmiş oldu: Özgürlük ve insanlık onuru iktidarın her türlü hegemonyasından, kibrinden, zor ve saldırı siyasetinden üstündür. İktidarın ve zorun yenemeyeceği tek güç: Özgürlük ve insanlık onurudur. Gezi'nin tam olarak söylediği budur. 
Geride kalan yıllarda değişik türde seçim muharebeleri yaşadık, değişik türde eylem dalgaları gördük ve kadın özgürlük mücadelesi değişik zamanlarda sokakları tuttu. İşçi sınıfı, 3. Havalimanından, Cargil ve Flormar'dan sesini yükseltti. Tüm bu dönemlerde hep ayaklanmanın Gezi'deki onur ve özgürlük isteği olduğunu gördük. Türkiye'de bir daha gerisine dönmeyeceğimiz yoldur Gezi. 
 
'GEZİ ESP'NİN PROGRAMININ VARLIK BULMA HALİDİR'
 
Gezi direnişi açığa çıktıktan hemen sonra ESP kitlesel tutuklama terörüne maruz kaldı. ESP Gezi’den sonra neden hemen hedef alındı?
 
ESP olarak, Gezi Parkı etrafında örgütlenen çevre hakkı mücadelesine ve Taksim Dayanışmasıyla şekillenen taleplere biz de dahildik ve hareketin bileşeniydik. 31 Mayıs günü alanı doldurduğumuzda, kazanılması gereken bir Taksim Meydanı duruyordu. 31 Mayıs’tan 1 Haziran’a kadar olan çarpışma, bundan önceki tüm dönemlerde 1 Mayıs için giriştiğimiz çarpışmalara benzer bir çarpışmaydı. 1 Haziran’dan itibaren başka bir atmosfer oluştu. Bu andan itibaren ESP bu atmosferin içinde oluşan özgürlük ve onur isyanının doğrudan bir parçası olarak konumlandı. Taksim Meydanı’na girildiği andan itibaren ESP’nin çadırıyla birlikte orada yer alması çok kastidir.
 
Genel merkezimiz, Sosyalist Kadın Meclisimiz, İstanbul il yönetimimiz ve aktivistlerimiz tüm dönem boyunca oradadır. Miraç Kandilinden Kürt özgürlük hareketinin taleplerine, bu talepler karşısında şovenist ve ulusalcı bir hegemonyayla mücadeleden kadın özgürlük mücadelesine ve LGBTİQ+ların talepleriyle iç içe bir ESP görürsünüz. Aynı zamanda orada komünal yaşamı ve taban demokrasisini örgütleyen, kitle hareketinden öğrenen, o meclislerin içerisinde kendi siyaset dilini ve tarzını yeniden şekillendiren bir ESP’yi de görürsünüz. Gezi, bizim için böyle bir bütünlüktür, kendi programımızın karşılığını bulduğu bir eylem anıdır. 
 
ESP tam da varoluş amacından kaynaklanan gerekçeyi orada eyleme dönüştürmüştür. Rejim en baştan itibaren ESP’yi ve devrimci hareketi hedef aldı. Gezi'yi devrimcilerden, devrimci öncülük ve önderlik misyonundan yalıtmayı hedefledi. Önce çapulcular olarak tüm hareket rejim tarafından karşı karşıya alındı. Arkasından ‘içinizdeki flamalıları ayırt edin’ çağrısı yapıldı. Bu, doğrudan devrimcileri hareketten yalıtma çağrısıydı. Buna da güçlü bir yanıt verildi. Çünkü kitleler çok önemli bir şey öğrendiler: Hiç bir isyan devrimci siyaset tarzından ve politik öncüden yoksun sürdürülemez. Devrimcilerin oradaki varlığının böyle bir siyasi anlamı vardı.
 
'MAVİLİLER HER YERDE HEDEF ALINDI'
 
Biz elbette, ayaklanmaya dahil olmamızla birlikte bize dönük daha özel saldırıların gelişebileceğinin farkındaydık. Bu, siyasi iktidarın hareketle baş etme zorunluluğun gerekçesi olacaktı. Gezi Parkı’na müdahalenin yoğunlaştığı ve parktan çekilmelerin başladığı andan kısa bir süre sonra ESP’ye dönük kapsamlı bir operasyon gerçekleştirildi. İstanbul’da genel başkan yardımcılarımız, parti yöneticilerimiz, İstanbul yöneticilerimizin ve Suruç’ta kaybettiğimiz Duygu ve Cemil yoldaşlarımızın da olduğu 81 üyemiz gözaltına alındı. Bu yoldaşlarımızdan 34’ü tutuklandı. O zamana kadar İstanbul’da yapılan Gezi operasyonlarının en kapsamlısı gerçekleşmişti. Aynı zamanda İzmir, Ankara, Adana, Mersin, Antakya, Antalya, Nurhak, Malatya, Antep, Dersim, Amed, Samsun, Artvin/Hopa, Rize/Fındıklı, Bursa, Çanakkale, Denizli ve Muğla'da Gezi isyanında yer aldık ve partimize dönük operasyonlar gerçekleştirildi. Çok sayıda tutsağımız oldu. Bu dava, bizim bakımımızdan Gezi'yi savunmanın ayrı bir safhası idi. Tek bir savunma yaptı partililerimiz İstanbul davasında. “Gezi direnişi meşrudur, yargılanamaz, Gezi'yi savunuyoruz” dediler ve başka hiçbir soruya cevap vermediler. Biz, hem önlüğümüzü hem de önlüğümüzün önüne bayrak yaptığımız meşru direnme hakkımızı mahkemelerde savunduk. Gezi davalarımız devam ediyor, tutsaklarımız yok ama bu davaları hala özgün tarihimizin özgün bir anı olarak görmeye ve oralarda Gezi'yi anlatmaya devam ediyoruz.
 
'İKTİDARIN GEZİ KORKUSU YENİ DAVALARDA AÇIĞA ÇIKIYOR'
 
Yıllar sonra bir kapsamlı dava da Taksim Dayanışmasına açıldı. 24 Haziran’da ilk yargılama başlayacak. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?
 
Taksim Dayanışmasına 5 yıl aradan sonra açılan dava, hükümetin Gezi isyana intikamın ürünüdür. Çünkü artık Türkiye'de 31 Mayıs ve sonrası var. İktidar açısından boyun eğdirilmemiş bir kitle hareketinin, hafızalardan silinmemesi gerekiyor. Bu birleşik siyaset dili ve tarzına çeşitli dönemlerde ceza tehdidi sunuluyor. Bu da kitle hareketiyle hükümet arasındaki yeni bir çarpışma alanı. Elbette ki 24 Haziran duruşması da Gezi'yle ilgili benzer süreçlerle yaptığımız gibi Gezi'yi savunmanın bir parçası olacak. Tutsak olan arkadaşlarımızın özgürlüğünü kazanmamızla birlikte bu çarpışmada tarihteki yerini alacaktır.