etkin haber

167

ARZU DEMİR

İktidarın halkların iradesini çalma planı

Ezilenler, HDP öncülüğünde, 31 Mart seçimlerini kazandı. İktidar, şimdi halkların kazanımını çalma derdinde. İktidarın bu planı da bozulabilir elbette. Bunun yolu da sır değil; faşizme karşı direnişi büyütmek.

- Perşembe - 11 Nisan 2019 - 09:05
AKP-MHP iktidarı, 7 Haziran'dan bu yana her seçimde yaptığını, 31 Mart seçimlerinde de uyguluyor. Sandıktan çıkan iradeyi tanımıyor. Her türlü hile ve zorbalıkla seçim sonuçlarını kendi lehine çevirmeye çalışıyor.
 
İstanbul'daki oy sayımı günlerdir bitmek bilmiyor. Neredeyse, sandıklardan AKP çıkıncaya kadar tüm sandıkları defalarca sayacaklar. Sonuçlar değişmiyor elbette. Bu kez İstanbul'daki seçimlerin iptalini gündeme getiriyorlar. Mümkün. Hukuki olarak herhangi bir gerekçeye ihtiyaç duymuyorlar. Zaten hukuk ve yasa adına hiçbir şey bırakmadılar.
 
Seçimlerin yenilenmesi konusundaki ilk açıklama Devlet Bahçeli'den geldi. Seçimin ardından kayıplara karışan İçişleri Bakanı Soylu da önceki gün Bahçeli'nin peşi sıra açıklama yaparak, "Seçim yenilensin" dedi. YSK ve seçim kurulları, AKP şubesi gibi çalışıyor. Bu nedenle Saray rejiminin bu yöndeki talebini yanıtsız bırakmayacaklardır.
 
Kürt kentlerinde de belediyeleri, HDP'li eşbaşkanlara teslim etmemek için ellerinden geler her şeyi yapıyorlar. Zaten seçimler silahların gölgesinde gerçekleşti. Binlerce asker ve polisi, "seçmen" diye kaydettiler. Şırnak belediyesini bu asker ve polisler sayesinde aldılar. Dünya alem biliyor bu gerçeği. Seçim öncesinde de uyguladıkları şiddet ve yaydıkları korku ile halkın iradesini teslim almaya çalıştılar. Halk ise seçim meydanlarında verdiği sözü tuttu, HDP'den yana tutum alarak, AKP'nin sömürgeci kayyum politikasına son verdi. Ancak 31 Mart'tan bu yana Kürt kentlerinde yaşananlar, Saray rejiminin belediyeleri HDP'ye teslim etmemek için sonuna kadar gideceğini gösteriyor.
 
HDP'nin büyük ara önde bitirdiği kentlerde, geçersiz oyların sonucu etkilemesi mümkün olmamasına rağmen, AKP'nin her itirazı seçim kurulları tarafından kabul edilerek oylar yeniden sayıldı. Ancak sonuçlar değişmedi. Örneğin, HDP'nin Siirt Belediye başkanlığını kazanmasının ardından AKP, önce İlçe Seçim Kurulu, ardından da İl Seçim Kurulu ve son olarak YSK'ya başvuru yaptı. Oyların yeniden sayımı sonucunda AKP'nin kazanması bir yana, HDP'nin oyları arttı.
 
Geçersiz sayılan oyların ise, sonucu etkilemesinin muhtemel olduğu yerlerde HDP'nin itirazları dikkate bile alınmadı. Viranşehir örneği. AKP'nin adayı ile HDP'nin adayı arasındaki oy farkı 757. Geçersiz oy ise 6 bin 607. HDP'nin itirazının kabul edilip, geçersiz oyların sayılması durumunda, gerçek açığa çıkabilir. Viranşehir'de olduğu gibi AKP'nin hile ile gasp ettiği belediyeler görülecek. HDP Amed milletvekili Semra Güzel, Meclis'e verdiği bir önergede, bölgede geçersiz sayılan oyların yüzde 90'ının HDP oyları olduğunu belirtti. Gerçek durum tam olarak böyle.
 
İktidar, sonuçları hile ile değiştiremediği yerlerde de belediyeleri teslim etmemek için başka bir plan devreye koyuyor. Bu plan bir süredir AKP çevrelerinde konuşuluyor. Buna göre, KHK ile görevlerinden atılan ancak 31 Mart seçimlerinde belediye eşbaşkanı seçilen HDP'lilere mazbata verilmeyecek. Bu yazının kaleme alındığı Çarşamba günü saat 11.00 itibariyle YSK'dan bu konuda herhangi bir açıklama gelmemişti. YSK'nın "KHK ile ihraç edilenlere mazbata verilemez" şeklinde bir karar alması durumunda HDP'nin en az 8 belediyesine AKP el koyacak. Hukuki açıdan bakıldığında YSK böyle bir karar veremez. Eğer KHK'lıların aday olamayacaklarına dair bir yasa hükmü varsa, YSK bunu seçim öncesinde açıklamak zorundaydı. Ancak hepimiz biliyoruz ki, kendi koydukları yasaları bile işletmiyorlar.
 
Sömürgeciliğin her uygulaması devrede. Belediyelerin kaynaklarını yiyip bitirdikleri yetmiyormuş gibi, HDP'nin kazandığı belediyelerin binalarının karakol vs. kurumlara devredildiği de ortaya çıkıyor. Cizre belediyesinin binası, kayyum tarafından kaymakamlığa devredilmiş. Bu durumda belediye hizmetleri hangi binada görülecek? Bu sorunun yanıtını elbette vermiyorlar. Mardin Büyükşehir Belediyesi'nin taşınır taşınmaz tüm mallarının, AKP'nin elindeki Artuklu Belediyesi'ne devredildiği de biliniyor.
 
Halka bu kadar düşman bir iktidar. En basit bir hizmetten bile mahrum bırakacaklar halkı. Ardından hiçbir hizmet sunma imkanına sahip olmayan belediyeler ile halkı karşı karşıya getirecekler.
 
Zaten Tayyip Erdoğan, Ağustos 2018'de çıkardığı bir kararname ile yerel yönetimleri tamamen kendine bağlamıştı. Bu kararname ile belediyeler merkezi bir hesap sistemine dahil olacak. Her türlü gelir ve gider durumlarını bir ay önceden tahmin ederek hazineden, başka bir ifade ile Saray'dan izin isteyecekler. İdari açıdan zaten merkezi yönetime, yani Saray'a bağlıydılar. Son kararname ile mali bakımdan da doğrudan Erdoğan'a bağlanmış oldular.
 
Bunun anlamı şu: olaki HDP'li belediye eşbaşkanlarına mazbatalarını verirlerse, mali, idari ve fiziki açıdan bitmiş bir kurumu teslim etmek.
 
Gerçekten de bir enkaz bıraktılar. HDP'li Cizre Belediyesi eş başkanları Berivan Kutlu ve Mehmet Zırığ, önceki gün açıkladılar. Belediyeye kayyum el koyduğunda, kasasında 36 milyon TL'si vardı. Sonuç ne? Kayyum belediyeyi 220 milyon 793 bin TL borçlandırmış. Ne yaptılar bu parayla? Hizmet mi? Böyle olmadığını Sayıştan'ın, buz dağının görünen yüzüne ilişkin raporları bile ortaya koyuyor zaten.
 
Sonuç olarak; ezilenler, HDP öncülüğünde, 31 Mart seçimlerini kazandı. İktidar, şimdi halkların kazanımını çalma derdinde. İktidarın bu planı da bozulabilir elbette. Bunun yolu da sır değil; faşizme karşı direnişi büyütmek. Leyla Güven öncülüğünde devam eden açlık grevi direnişi faşizme karşı direnişi büyütmek için önemli bir mevzi. Bunun yanı sıra çok açık ki, sandıktan çıkan halk iradesinin tanınması için sandık başlarında beklemek ve sayımı takip etmek yetmiyor. Bunu çok net gördük. Artık bu sonuçların iktidar tarafından tanınması da özel bir mücadele alanı haline gelmiş durumdu. Mücadelenin yürütüleceği yer de elbette sokak.