etkin haber

1168

DİLŞAD ELVAN

Irkçılık meşrulaştırılamaz

Politikada da toplumsal yaşamda da tekçi söylemlerin sahipleri, kendilerinden olmayan her ulusu, inancı, ideolojiyi ve yönelimi ötekileştirerek varlıklarını sürdürüyorlar. Yarattıkları nefret iklimi toplumsal travmaların zeminini oluşturuyor. Erdoğan ve Bahçeli'de, onların dilinde somutlanan ırkçılık okulda, fabrikada, mahallede, medyada kısaca hayatın her alanında kendisine yer buluyor. Onların meclis kürsüsünde, TV ekranında yahut bir mitingde kullandığı söylem resmi ideolojinin tedrisatından geçmiş kitlelerce toplumsal bir baskıya dönüşüyor.

- Cumartesi - 22 Haziran 2019 - 11:03
İnsan türünün en korkunç icatlarından biri hiç kuşkusuz ırkçılıktır. Hiç kuşkusuz sorun özde sınıfsal. Ancak sorunun, yaşamda, somut toplumsal ilişkiler içinde nasıl somutlaştığını anlamadan; somutlaşma biçimlerini sosyolojik zeminle birlikte anlayarak politik-toplumsal düzenle ilişkisini anlamadan açıklayamayız. Bir halkın ya da bir insan topluluğunun diğer insanlardan ve ya halklardan üstün olduğunu savunan ırkçılık siyasi ve toplumsal bir hastalıktır. Üstün olmayı yalnızca ahlaki olarak değil aynı zamanda fiziki, entelektüel ve yaratıcılık, insanlığa katkı bakımından da tanımlayan ırkçılara dünyanın hemen her yerinde rastlamak mümkün.
 
Irkçıların çoğu ırkçı olduklarını kabul etmezler. Bazı fikir ve duygular onlarda öylesine içselleşmiştir ki, farklı fikirler ile karşılaştıklarında ya kendilerini savunma adına ötekileştirici dil ile savunmaya geçerler ya da saldırganlaşırlar. Ortak özellikleri hemen her yerde kendisini gösterir; en iyi işlerin ve yaşam alanlarının kendilerine ait ve sorgulanamaz bir miras olduğunu düşünürler. İşsizliğin, gelir adaletsizliğinin, toplumsal ve kültürel sorunların birçoğunun sorumlusu olarak dışarıdan gelenleri, mültecileri yani yabancıları görürler. Kendi diline ve kültürüne o kadar aşıktır ki ırkçı lar diğer dilleri ve kültürleri tehdit olarak değerlendirirler. Sadece bu değil, kendi dilini de bir silah olarak kullanır farklı olanı kavram ve sıfatlar aracılığıyla ezmeye çalışır ırkçı insan!
 
Asimilasyona direnen, aynılaşmayı reddeden insanlar yalnızca kendi kültürünü ve inancını korumakla kalmıyor insanlığın birikimine de sahip çıkıyorlar. Irkçılıkla insanlığın zehirlenmesine karşı kardeşlik ve bir arada yaşamda ısrar ederek insanlık adına panzehir üretiyorlar.
 
Ama yine de nefret dili insanları yaralamaya devam ediyor. Irkçılık can almaya devam ediyor. Dün Sakarya'da yolda Kürtçe konuştuğu için baba oğul kurşunlanıyor bugün ise İstanbul Havalimanı'nda İGA'da güvenlik görevlisi İbrahim Layık insatagramda bir paylaşım yaptıktan sonra kendini boşluğa bırakıyor ve hayatını kaybediyor. Paylaşımında kullandığı fotoğraf, gözlerindeki yaş ve çaresizlik çok şey anlatsa da İbrahim'in mesajını hece hece okumak gerekiyor; "Kürt olduğumuz için hep dışlandık. Belki bu yaptığım şeyle değişir ne mutlu Kürt ve Türk'üm diyebilene. Hakkınızı helal edin."
 
Birkaç gün içinde bu intihara yönelik çok fazla tepki geldi. Irkçılığa dair yaygın paylaşımlar yapıldı. Çeşitli iddialar da ortaya atıldı. Bu intiharın aslında bir iş cinayeti olabileceğini ileri sürenler oldu. Emniyet ise "Güvenlik görevlisi İbrahim Layık'ın aynı iş yerinde çalışan arkadaşına evlenme teklif ettiği ancak reddedildiği bunun üzerine iş yerinden ayrıldığına dair istifa dilekçesi yazıp imzaladıktan sonra intihar ettiği anlaşılmıştır." açıklamasında bulundu. DİSK/Güvenlik-Sen ise Twitter hesabından "Irkçılık bir genci intihara sürükledi. Oysaki gökkuşağı bile çeşitli renkleri ile vardır" paylaşımını yaptı. Otopsi raporundan sonra da kimi şeyler tartışılabilir. Ancak şu anda açık olan bir şey var. Irkçı ve şoven yaklaşımlara dayanamayan bir gencin fotoğrafı, paylaşımı ve cansız bedeni! Türkiye'de milyonlarca insanın Kürt olduğu için dışlandığı, hayatının bir ve ya birçok döneminde ayrımcılığa, hakarete ve nefret söylemine maruz kaldığı gerçeği de orta yerde duruyor. AKP-MHP faşist ittifakının şoven propagandaları da üç beş oy fazla almak adına sahte kardeşlik söylemlerinde bulunmaları da bir madalyonun iki yüzü gibi. Politikada da toplumsal yaşamda da tekçi söylemlerin sahipleri, kendilerinden olmayan her ulusu, inancı, ideolojiyi ve yönelimi ötekileştirerek varlıklarını sürdürüyorlar. Yarattıkları nefret iklimi toplumsal travmaların zeminini oluşturuyor. Erdoğan ve Bahçeli'de, onların dilinde somutlanan ırkçılık okulda, fabrikada, mahallede, medyada kısaca hayatın her alanında kendisine yer buluyor. Onların meclis kürsüsünde, TV ekranında yahut bir mitingde kullandığı söylem resmi ideolojinin tedrisatından geçmiş kitlelerce toplumsal bir baskıya dönüşüyor. "Mahalle baskısı" denilen şey herkesin yaşamına ayrı nüfuz ediyor. Nihayetinde ırkçılık kitleselleşiyor! Bu bazen nefret cinayetlerine dönüşüyor bazen de bir havalimanında intihara neden oluyor. Böylesi bir dünyada İbrahim kayıtlara "intihar eden bir güvenlik görevlisi" olarak geçiyor. Oysa çok net ifade etmeliyiz ki; İbrahim Layık'ın intiharından da bizzat bu atmosferi yaratanlar sorumludur. Bu bir intihar değil cinayettir. Nefret cinayetidir. Katili ve katilleri uzakta aramaya gerek yok!
 
"Türkiye Cumhuriyeti aşığı Kürt vatandaşlar" söylemi de "Kürt kökenli" gibi sıfatlar da Kürt ulusunu kabul etmeyen, Kürtleri kendi istediği gibi tanımlayan daha doğrusu onlara kendi dilleri ile kimlik biçmeye çalışan ırkçılık türleridir! Bahçeli'den İsmail Küçükkaya'ya, Erdoğan'dan Fatih Portakal'a kadar "siyaset ve medya dünya sı"nda kimlikleri ve inançları amasız fakatsız kabul etmeyen herkes ırkçılığın üretilmesinden de, ırkçılığın meşrulaştırılması çabasından da sorumludur.
 
Irkçılık bir insanlık suçudur ve meşrulaştırılamaz! İbrahim'in gözlerindeki çaresizliği ortadan kaldırmak, İbrahimleri intihara değil de ırkçılıkla örgütlü mücadele ye ikna etmek tüm demokrasi güçlerinin ortak görevi ve sorumluluğudur.