etkin haber

309

FEHMİ ÇAPAN

İşçi kırımı ve mücadele

Bugün toplumun önemli bir kesiminde neo-liberal vahşi kapitalizmin önemli bir yüzünü ortaya koyan iş cinayetlerini, iş kazaları ve meslek hastalıkları konusunda farkındalık yaratacak bir faaliyete ihtiyaç vardır. Toplumdaki kanıksanmışlığı değiştirecek, duyarlılığa dönüştürecek, işçi sınıfı ve ezilenleri hemen harekete geçirebilecek kesimlerinden daha sonra harekete geçebilecek kesimlerine doğru sınıfın ve ezilenlerin öfkesini uyandırmak gerekmektedir.

- Salı - 25 Haziran 2019 - 10:51
İşçiler işyerlerinde tüm hızıyla patronların karları için kurban edilirken açılan davalarda patronları karlı üretime teşvik eden “ceza” kararları çıkmakta. Böylece çalışanların yaşamını kaybetmesi sıradanlaştırılarak kanıksatılıyor.
 
Nisan ayında ikisi çocuk 145 işçi iş cinayetleri sonucu yaşamını yitirdi. 2019’un ilk dört ayında yaşamını kaybeden işçilerin sayısı 545 oldu. AKP hükümeti ve iktidarı döneminde iş cinayetleri büyük bir artış kaydederek 2002 sonundan itibaren 2019 Nisan sonuna kadar 23 bini geçti. Patronların aşırı kar hırsı coğrafyamızda bir işçi kırımının yaşanmasına yol açtı. Her gün en az 4 ya da 5 işçi, patronların iş yerlerinde gerekli önlemleri almaması sonucunda yaşamını yitiriyor. Bu cinayetler giderek daha fazla artış göstermiş durumda. SGK verilerine göre 2012’de 745 iş cinayeti yaşanırken beş yıl sonra 2017’de bu yüzde 119 artış göstererek 1633’e çıktı(İSİG’e göre ise 2006’ya). İş kazaları bakımından benzer sorunlarla karşılaşırız. 2012’de 74 bin 871 iş kazası yaşanırken 2017’de 359 bin 653 iş kazası yaşandı. Beş yıl içinde artış yüzde 380; yani 4,8 kat.
 
BURJUVA SINIF TAVRI
 
Kapitalistler üretim sürecinde azami karını gözeterek hareket eder. Masrafa neden olacak hiçbir önlem alma ihtiyacı duymaz. Bu nedenle işçilere zararlı böcek muamelesi yapmaktan çekinmez. İşsizliğin resmi olarak yüzde 10’ların gerçekte ise yüzde 17’lerin altına inmediği koşullarda çalıştıracak; işçi bulmakta en küçük zorlukla karşılaşmayan kapitalist, işçilerin canının basit bir maskeden neden ucuz olduğu ve yasal olarak ciddi bir yaptırımla karşılaşmadığı koşullarda işçilerin böcek gibi ölmelerinde hiçbir sakınca görmüyor.
 
Sermaye iktidarı da patronların azami karını gözeterek 2012’de çıkardığı 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Yasası’yla ilgili yönetmeliklerde sıklıkla değişiklikler yapıp kapitalistler için “cennet”in işçi ve emekçiler için “cehennem”in koşullarını hazırladı. Makine Mühendisleri Odası(MMO) başkanı Yunus Demir’in sözleri iktidarın patronların lehine yasal düzenlemeler yapmakta ne kadar maharetli olduğunu gösteriyor: “İş güvenliği uzmanı, iş yeri hekimi ve diğer sağlık personelinin iş yerlerindeki hizmet süreleri, sürekli düşürüldü. İşyeri hekimi, mühendis, teknik eleman, hemşire ve diğer sağlık personeline yönelik eğitim hizmetleri dışarıdan satın alma yoluyla ticarileştirildi. İş güvenliği mühendisliği ile teknisyenlik, ‘iş güvenliği uzmanlığı’ altında bir tutuldu. Özel eğitim kurumlarına yetki tanınmasıyla mühendislik meslek örgütlerinin fonksiyonu dışlandı. Tam zamanlı iş güvenliği mühendisliği de dışlandı, uzmanlar işverene bağımlı kılındı, iş kazalarında işverenlerin sorumluluğu kaldırıldı. “İSİG yasasında yapılması gereken bazı düzenlemelerde sürekli ertelendi. Kapitalistlerin işçi güvenliği alanını fuzuli masraf olarak gören yaklaşımı iktidar tarafından yasal düzenlemelerle desteklendi. İş cinayetlerine karşı sesini yükselten işçi ve emekçilere karşı “kader”, “fıtrat” diyerek ideolojik; tekme, tokat, gözaltı ve tutuklama olarak politik saldırılarla sermayenin kanlı büyümesindeki rolünü ortaya koydu.*
 
Mahkemeler de burjuva sınıf tavrına göre kararlar vermekte geri durmadı, Soma’da 301 işçinin katledildiği katliamın davasında Soma maden patronu Can Gürkan’a 15 yıl, diğerlerine 7 ila 22 yıl arası cezalar verildi. Kasten insan öldürmekten değil, taksirle(dikkatsizlik sonucu) ölüme sebebiyet vermekten cezalar verilmişti. İstinaf mahkemesi maden patronu Can Gürkan’ın serbest bırakılmasına, maden işletme cezasının kaldırılmasına karar verdi…6 Eylül 2014’te Torunlar Center inşaatında 10 işçinin yaşamını yitirdiği davada 2’si Torunlar personeli, diğerleri asansör ve güvenlik firması personeli olmak üzere 9 kişiye 8 yıl 4 aya hapis cezası verilmişti. Mahkeme iyi hali göz önünde bulundurarak sanıkların hapis cezasını 60 bin TL para cezasına dönüştürdü…Afşin-Elbistan termik santralinde 11 işçinin yaşamını yitirdi, 9’unun ise cesedine dahi ulaşılamadı. Mahkeme sanıklara para cezası vererek dosyayı kapatma yolunu tuttu. Tüm davalarda sanıklar ya direkt serbest bırakıldı ya da para cezasına çarptırılarak ödüllendirildi. İşçiler bilerek ölüme gönderilirken, patronların bu tavrı “kasten” insan öldürmek olarak görülmemekte. Ölen işçiler sorumlu tutulmaktadır. Mahkemelerin burjuva sınıf tavrı aleni bir biçimde görülmektedir. Bu davaların hiç birinde hiçbir kamu görevlisi yargılanmadı, muaf tutuldu. Oysa denetlemeden sorumlu olanlar da kamu görevlileridir. Bu görevi yerine getirmedikleri, patronları önlem almaya, cezalandırmaya girişmedikleri için sorumlu ve hatta suçludurlar. Siyasi iktidar, Çalışma Bakanlığı bu nedenle yaşanan yüzlerce binlerce iş cinayetinin sorumlularıdır. Ancak mahkemeler iş cinayetlerine kurban gidenlerin mücadelesini verenleri, savunanları cezalandırmakta tutuklamaktadır. Sistem burjuva sınıf çıkarlarını her yönüyle güvenceye almaktadır.
 
İş cinayetleri karşısında sendikaların tutumları da ibretlik. İşbirlikçi sarı sendikacılar dil ucuyla dahi olsa sorunu gündeme almamaktadır. Soma’nın yıldönümlerinde sorunun sahiplenilmesi sermayeyi ve iktidarı harekete geçirmede, önlemler almaya yöneltmede yeterli olmamaktadır. Oysa her gün üçer beşer canını alan ve bir işçi kıyımına dönüşen vahşi kapitalist sisteme karşı çok şey yapılabilir. Ancak kendi güçlerine güvenmemenin sonucu ilgisizlik tavrı sürmekte. Limter-İş’in 2008’de Tuzla tersanelerinde, Dev-Yapı-İş, İnşaat-İş’in 2018’in sonunda havalimanın da iş cinayetlerine karşı mücadele yükseltilmiş, gündeme taşıyabilmişti. İktidar ve sermaye üzerinde baskı oluşturabilmişti.
İş cinayetlerinin yüzde 98’i işçilerin sendikasız olduğu iş yerlerinde gerçekleşmiş. İşçilerin önemli bir bölümünün cinayetlere karşı güçlü bir tavrı da ortaya çıkmamış. Açlık, işsizlik ve çaresizlik(örgütsüzlük) girdabındaki özellikle güvencesiz çalışan işçilerin iş cinayetlerine karşı sessiz kaldıkları görülüyor. Bu durumu hayati bir sorun karşısında işçileri harekete geçirmenin zorluklarını da gösteriyor.
 
Bu zorluklara rağmen iş cinayetlerine karşı zayıf da olsa farkındalık yaratmak için bir mücadele sürüyor. Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin Galatasaray’da oturma eylemleri gibi, İstanbul ve Ankara’da oluşturulan ve İzmir’de de oluşum halinde olan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği(İSİG) meclisleri raporlar yayınlayarak, zaman zaman etkinlikler düzenlayerek, 28 Nisan’ın ‘İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü’ ilan edilmesi için kampanyalar yapıyor. 30’u aşkın ülkede 28 Nisan yas günü olarak kabul edilirken Türkiye’de kabul edilmiyor.
 
Soma katliamı önemli bir kırılma noktası olmuştu. 301 işçinin yaşamını yitirmesi toplamda bir duyarlılık yaratmış, iş cinayetlerine karşı önemli bir tepkinin oluşmasına yol açmış, madenlerde bazı önlemlerin alınmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmıştı. Soma katliamının yıldönümleri kitlesel geçmesine rağmen bu cinayetler konusunda genel olarak somut önlemler almaya yöneltecek düzeye gelmemişti. Keza Soma’da katliamdan sorumlu olan patronların yargılanmasında yürütülen mücadeleye, oluşan kamuoyuna rağmen katil patronları sorumlu tutmayan, göstermelik cezalarla aklayan, tahliye edip işçinin başına hiçbir şey olmamış gibi dönmesini sağlayan kararların çıkması, faşizme ve onun mahkemelerine geri adım attırılamaması daha güçlü bir toplumsal baskının oluşturulamamasıyla bağlantılıdır. Özellikle son süreçte bu mücadelenin aileler ve sınırlı bir çevreye doğru daralması göz ardı edilmemeli.
 
Başta Soma davası olmak üzere iş cinayetlerine karşı tavır almada ve davalarını sahiplenmede kitle örgütleri, sendikalar ve emekçi sol çevrelerin ilişkilenmesi sınırlı kalınca oluşan farkındalık zayıflamaya başladı. Gelinen aşamada tek tek iş cinayetleri toplamda arttı. 2016’dan bu yana her yıl en az 2 bini bulan bir işçi kırımı yaşanıyor. Bu durum ezilenler, emekçiler nezdinde büyük bir mücadelenin konusu olabilecekken kanıksanmaya yol açıyor.
 
Kuşkusuz artı-değer sömürüsü üzerine yoğunlaşmış bir sistemde, kapitalizmde iş cinayetlerinin yaşanması engellenemez. Bunu ancak emekçilerin yaşamını ve refahını temel alan sosyalizm yerine getirebilir. Kapitalist sistemde mücadelemiz iş cinayetlerini geriletebilir. Kapitalist sisteme karşı mücadeleyle birlikte işçi sağlığı ve güvenliğini de öngören ya da temel alan faaliyetler, kampanyalar ve eylemler yoğunlaştırabildiğinde sermaye ve iktidara geri adım arttırabilir. Limter-İş’in mücadelesi buna örnektir. 2008 yılında Tuzla Tersane havzasında Limter-İş’in sosyalistlerin desteği ile gerçekleştirdiği 27-28 Şubat ve 16 Haziran havza grevleri tersane patronlarına ve iktidara geri adım attırarak mücadele kazanımla sonuçlanmıştır. Konjonktür değişimi olda bile ısrarlı, geniş bir alana ve geniş bir kesime yayılmış faaliyet başarmaya adaydır.
 
BAŞARMAK İÇİN
 
Bugün toplumun önemli bir kesiminde neo-liberal vahşi kapitalizmin önemli bir yüzünü ortaya koyan iş cinayetlerini, iş kazaları ve meslek hastalıkları konusunda farkındalık yaratacak bir faaliyete ihtiyaç vardır. Toplumdaki kanıksanmışlığı değiştirecek, duyarlılığa dönüştürecek, işçi sınıfı ve ezilenleri hemen harekete geçirebilecek kesimlerinden daha sonra harekete geçebilecek kesimlerine doğru sınıfın ve ezilenlerin öfkesini uyandırmak gerekmektedir. Sadece işçi kırımını önceleyen bir mücadele hattı örmekle işe başlanacağı gibi işçi sınıfı ve ezilenlerin acil sorunlarını birleştiren bir hattan yürümek mümkündür. Krizin etkilerine, açlığa, işsizliğe, hayat pahalılığına ve iş cinayetlerine karşı politik özgürlük kanallarını büyüten bir hat neden olmasın.
HDK-HDP, sendikalar ve kitle örgütleriyle birlikte, aydın ve sanatçıları da dahil ederek ezilenlerin farklı kesimlerini bu mücadeleye katabilir, büyük sanayi kentlerinde önemli bir hareket yaratabilir. Anti-kapitalist mücadele kapitalizmin en zayıf yanlarından biri olan iş cinayetleri ve meslek hastalıkları üzerinden geliştirebilir.
 
İş cinayetleri, meslek hastalıkları ve iş kazalarına karşı farkındalığı geliştirmek için istisnasız bir çok araç geliştirilebilir. Sosyalistlerin Tuzla havzasından örnekleri de vardır. İş cinayetlerinin yaygın olduğu bölgelerde kurultaylardan sempozyumlara varıncaya kadar etkinlikler gerçekleştirilebilir. Önemli iş cinayetlerinin yaşandığı tarihlerde anma ve etkinlikler düzenlenebilir. Süren davaları takip edip sonuçsuz kalan davaların yeniden görülmesi adalet talebiyle gündemleştirebiliriz. Her iş cinayetini teşhir eden ve kamuoyuna taşıyan açıklamalar yapılabilir. Yaşamını kaybeden işçi ailelerini mücadeleye çeken bir hattan etkinlikler örgütleyebilir ve oturma eylemlerini belli başlı sanayi kentlerine yayabiliriz. Sınıf mücadelesi her durumu etkince değerlendirebildiğimiz ölçüde geliştirebilir, kapitalizmi temellerinden sarsabilir, devrimi ve sosyalizmi yakınlaştırabiliriz. 
 
* Mecliste “İş cinayetleri komisyonu kurulması” önerisi  veren Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun bu önergesi Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nda iktidarın sınıf düşmanı tavrıyla reddedildi.