etkin haber

385

HABER MERKEZİ

İsrail buldozerine direnen Amerikalı: Rachel Corrie

Demir Çeneli Melekler, sizleri dünyanın sokaklarını adımlayan kadınların yaşamlarını keşfe çıkarıyor! Tarihin sayfalarında gizlenen kadınların hayatları, umutları ve mücadeleleri Kibele'nin nefesiyle ulaşıyor. "Hayatın her alanında savaşmak istiyorum" diyerek tarihe iz bırakmış kadınların hikayeleri Mart ayı boyunca her gün ETHA'da.

- Cuma - 16 Mart 2018 - 00:00
"Hiçbir okuma, konferanslara katılma, belgesel izlemenin beni buradaki durumun gerçekliğine hazırlayamayacağı düşüncesindeyim. Görmeden bunu hayal edemiyorsun ve gördükten sonra bile, bu deneyimin hiç de o gerçekliği bütünüyle yansıtmadığının farkındasın."
 
Böyle diyordu, bundan 15 yıl önce İsrail buldozeri tarafından ezilerek öldürülen Amerikalı barış eylemcisi Rachel Corrie.
 
Mağrur duruşu ve mavi gözleriyle baktı Filistin'den. Onu elinde megafonuyla buldozerin önünde dimdik durururken arkadan çekilmiş fotoğraftan hatırlıyoruz. ABD vatandaşı bir Yahudi kadın olarak, İsrail siyonizmine bedeniyle direndi.
 
"Ben diğer çocuklar için buradayım.

Buradayım çünkü önemsiyorum.
Buradayım çünkü her yerde çocuklar ıstırap çekmekte

Çünkü kırk bin insan her gün açlıktan ölmekte

Eğer hepimiz geleceğe bakıp oradaki parlayan ışığı görebilirsek.

Eğer açlığı görmezlikten gelirsek o ışık sönecek.

Eğer hepimiz yardımlaşır ve beraber çalışırsak o ışık yarının umuduyla büyüyecek ve özgürce parlayacak…"
 
Rachel Corrie, bu sözleri söylediğinde henüz 10 yaşındaydı. Dünya ezilen halkları için savaş ve sömürüden başka bir şey olmayan ABD'nin bir vatandaşı. Emperyalist-siyonist işbirliğince topraklarından sürgün edilen Filistinlilerin insanca bir yaşamı kendi topraklarında yaşayabilme mücadelesinde bedenini Filistin topraklarında feda etti. 10 yaşındayken, özgür günlerin umudunu dillendirirken, 15 yıl önce bugün, 16 Mart 2003'de siyonist işgalci İsrail'in buldozerleri altında yaşamını yitirdi.
 
Rachel Corrie, 10 Nisan 1979'da Washington eyaletinin Olympia kentinde doğdu. Evergreen Devlet Koleji'nde sanat eğitimi görürken, Adalet ve Barış Hareketi üyesi olarak birçok kuruluşta insan hakları aktivisti ve insani yardım gönüllüsü olarak çalıştı. ABD emperyalizminin Irak'ı işgali üzerine, İsrail'in Gazze'ye saldıracağı düşüncesiyle eğitimini yarıda bırakarak uluslararası gözlemci olarak Gazze'ye gitti. Henüz çocuk yaşta hissettiği insanlığa karşı sorumluluk duygusunu, artık Filistinliler için pratikleştirmişti.
 
Gözlemlerini ailesine yazdığı mektuplarda anlatıyordu. Yahudi bir Amerikan vatandaşı olarak, İsrail işgalinin gerçek yüzünü Okyanus'un öteki tarafına anlatmaya çalıştı. Ailesine yazdığı 7 Şubat 2003 tarihli mektubunda, "Hiçbir okuma, konferanslara katılma, belgesel izleme ve kulaktan dolma bilginin beni buradaki durumun gerçekliğine hazırlayamayacağı düşüncesindeyim. Görmeden bunu hayal edemiyorsun ve gördükten sonra bile, bu deneyimin hiç de o gerçekliği bütünüyle yansıtmadığının farkındasın: İsrail Ordusu'nun silahsız bir ABD vatandaşını vurması durumunda karşılaşacağı zor durum ve ordu kuyuları yıktığında benim yine su satın alacak paramın olmaması ve elbette, her zaman terk etme şansımın bulunması. Benim ailemden hiç kimse, memleketimde bir ana caddenin sonundaki bir kuleden bir roketatar tarafından arabamızla giderken vurulmadı. Bir evim var" diyordu Rachel.
 
Gazze'ye gidişinden endişe duyan ailesine durumu kavratma çabasını hep sürdürdü. Mektuplarında gelecek planlarını, hayallerini, korkularını da açık açık yazdı. Dans etmeyi, karikatür çizmeyi, erkek arkadaşlar edinmeyi de ne çok istediğini dile getirdi ve hep "ama" diyerek devam etti cümlelerine:
 
"Anneciğime yazmak ve ona bu sürüp giden, sinsi soykırıma tanık olduğumu ve çok korktuğumu ve insan doğasının iyiliğine olan temel inancımı sorgulamaya başladığımı anlatmak istedim. Bu artık bitmeli. Bana göre hepimizin her şeyi bırakıp, yaşamımızı bunun sona ermesi için çabalamaya adamamız iyi bir fikir. Bana göre bu, artık aşırı bir düşünce değil. Ben hala, Pat Benatar dinleyerek dans etmeyi ve erkek arkadaşlar bulmayı ve iş arkadaşlarımın karikatürlerini çizmeyi çok istiyorum. Fakat bunun sona ermesini de istiyorum. Hissettiğim şey güvensizlik ve korku. Hayal kırıklığı. Bunun dünyamızın esas gerçeği olması. Aslında bizim de buna ortak olmamızdan dolayı hüsrana uğradım. Benim dünyaya gelirken istediğim bu olamazdı. Buradaki insanların dünyaya gelirken istedikleri bu olamazdı. Sen ve babam bebek yapmaya karar verdiğinizde, beni getirmek istediğiniz dünya bu olamazdı. Capital Gölü'ne bakıp 'İşte koca dünya, ben geliyorum' derken, sözünü ettiğim bu değildi. Rahat bir yaşam süreceğim ve belki soykırıma ortak oluşumun farkına varmadan yaşayacağım bir dünyaya geldiğimi söylemek istememiştim. Dışarıda bir yerlerde şiddetli patlamalar oluyor."
 
Takvimler 16 Mart 2003'ü gösterirken, İsrail buldozerleri Filistinli bir doktorun evini yıkmak için hazırlanıyordu. Rachel ve az sayıdaki uluslararası gözlemci grubu buldozerin önünde eylem yapıyordu. Rachel, elindeki megafonla buldozeri durdurmak istiyordu. Çok kararlıydı. Filistinli çocukların kaçması yönündeki çağrılarına aldırmadı. Konuşmaya devam ediyordu. Buldozer durmadı. İki kez üzerinden geçti Rachel'in. Filistinliler, onun mavi gözlerini son kez bile göremedi. Rachel, o günden sonra İsrail'e karşı uluslararası barış hareketinin sembolü oldu.
 
Rachel'dan geriye kalan mektuplardan birisini ölümünden kısa süre önce, 27 Şubat 2003 tarihinde kalema almıştı. Annesine mektubunda şöyle diyordu:
 
"Bana pasif direnişi sormuştun. Dün o patlayıcı havaya uçurulduğunda ailenin evinin tüm camları kırıldı. O sırada bana çay ikram ediyorlardı, ben ise iki küçük bebekle oynuyordum. Şu anda zor bir durumdayım. Acı çeken insanların sürekli, tatlılıkla, üzerime titremeleri beni tam anlamıyla hasta ediyor. Birleşik Devletler’de böyle bir şeyin size çok abartılı geleceğini biliyorum. Doğrusu çoğu zaman buradaki insanların bilinçli olarak yaşamlarının yok edilişinin gözle görülürlüğüne rağmen, bu saf iyilikleri bana gerçek dışı gibi geliyor. Gerçekten de dünyada böyle bir şeyin, bundan daha fazla tepki görmeden gerçekleşebildiğine inanamıyorum. Acı veriyor dünyanın nasıl korkunç bir yere dönüşmesine göz yumuşumuza tanıklık etmek, geçmişte de verdiği gibi."