etkin haber

140

İSTANBUL

Kavala: Şüpheyle delil arasındaki kopukluk belirginleşti

Gezi davasında savunma yapan Osman Kavala, "Tutuklandıktan sonra da suçlamalarla ilgili somut delil yok. Şüpheyle delil arasındaki kopukluk daha belirgin hale geldi. Bu nedenle tahliyemi talep ediyorum" dedi.

- Perşembe - 18 Temmuz 2019 - 17:18
Osman Kavala'nın tutuklu olduğu Gezi davasının üçüncü duruşması, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülüyor.
 
Silivri Hapishanesi Kampüsü'nde görülen duruşmayı, HDP ve CHP milletvekilleri ile insan hakları savunucuları, sanatçı, gazeteci ve yabancı heyetlerin de olduğu çok sayıda kişi takip ediyor.
 
Tutuklu yargılanan Osman Kavala ile tutuksuz yargılanan Avukat Can Atalay, Yiğit Aksakoğlu, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Yiğit Ali Ekmekçi, mimar Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman da katıldı.
 
Duruşmada savunma yapan Avukat Evren İşler, eleştirdikleri iddianamenin Gezi direnişini "şiddetsiz eylem" olarak nitelendirdiğini belirtti. İddianamenin kendi içerisinde çeliştiğini dile getiren İşler, "Hukuki değerlendirme yaparken bile ciddiyetten uzak. Bir belgenin altına Cumhuriyet Savcısı imzası attığınızda o belge iddianame olmuyor. Önümüzdeki belgeye baktığımızda iddianame olacak bir şey görmüyoruz. Belge de bir tarih değerlendirmesi görüyoruz" diye belirtti.
 
'SAVCI SİYASİ VE İDEOLOJİK OLARAK YAKLAŞIYOR'
 
İşler, "İddianamede 'Anayasal düzene şirk koşuyorlar' ifadesi yer alıyor. Dini olarak şirk, sadece Allah'a karşı olur. Bu da gösteriyor ki savcı siyasi ve ideolojik bir bakış açısıyla yaklaşmış iddianameye" dedi.
 
Savcının hiçbir hukuki değerlendirme yapmadan "benim değerlendirmem budur" dediğini kaydeden İşler, "Gezi anayasal ve hukuksal bir hak kullanımıdır. Gezi düşünce ve ifade özgürlüğü, toplanma hakkıdır. Halkın itiraz etme ve direnme hakkı da vardır. İddianamenin sadece yazılması ve mahkemenizce kabul edilmesi bile düşünce ve ifade özgürlüğünün engellenmesidir. Müvekkillerin sorularınıza cevap vermesi hukuksuz delilleri kabul ettiği anlamına gelmez" diye konuştu.
 
'CAN GÜVENLİĞİ YOK'
 
Avukat Akın Atalay, müvekkili Can Dündar'a ilişkin "Siyasi iktidarın ve emrindeki hazır kuvvetlerin siyasi, hukuki saldırısına maruz kalmıştır. Her nerede toplumsal muhalefeti baskı altına alan cezalandırma amaçlı bir soruşturma veya dava açılıyorsa kendisi buraya ekleniyor" dedi. Atalay, müvekkilinin Türkiye'de can güvenliğinin bulunmadığını dile getirdi.
 
'BURADA OTURANLAR FAİLLER OLMALIYDI'
 
Çiğdem Mater'in müdafi avukat Hürrem Sönmez, müvekkilinin film yapımcısı olduğunu dile getirerek, "En temel suçlamanın çekilen bir belgeselle ilgili olması nedeniyle bunu vurguluyoruz. Bu filmi sunamıyoruz çünkü böyle bir film yok. Benim müvekkilim hiç çekmediği bir film nedeniyle hükümeti yıkmaya teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile yargılanıyor. İddianamelere ve etkili yargılamalara konu edilecek şey, insanların hayatını kaybetmesine, uzuvlarını kaybetmesine neden olan failler olmalıdır, burada sanık sandalyesinde oturanlar değil" dedi.
 
'EMNİYETTEN GETİRİLEN BELGELER DOSYAYA EKLENDİ'
 
Mine Özerden müdafi avukat Tuğçe Duygu Köksal da savunmasında, müvekkiline isnat edilen suçlamaların üç telefon görüşmesi ve bir isimsiz ihbar e-mailine dayandığını dile getirdi. Köksal, telefon dinlemelerinin ve e-mailin hukuksuzca elde edildiğini belirtti. Köksal, "Biz müvekkilime ibraz edilen telefon görüşmelerine ilişkin mahkeme kararlarının verilmesini, isimsiz e-mail hakkında yapılan araştırmanın yazılan yazıların tarafımıza verilmesini istemiştik. Ama gördük ki savcılıkta bulunmayan bir takım belgeler emniyetten getirilerek dosyaya eklendi. Ama bizim istediğimiz evraklar yok" diye belirtti.
 
KAVALA: KOPUKLUK DAHA BELİRGİN HALE GELDİ
 
Ardından Osman Kavala savunmasında şunları söyledi: "Gezi protestolarını, hükümeti devirmeye değil, yanlış kararlardan döndürmeye yönelik demokratik bir kampanya olarak gördüm. İddianamedeki suçlamalarla ilişkin sorgulanmadım. İddianamedeki kurgunun temel unsurlarını teşkil eden Soros, Açık Toplum Vakfı, Taksim Dayanışması, Otpor'la ilgili bana hiçbir soru sorulmadı. Bana karşı delil olarak gösterilen fotoğraflar bir fotoğraf sergisi ve Gezi Parkı'nda çekilmiş fotoğrafım. Gözaltına alındıktan sonra savcı tarafından sorgulanmadım. İddianamenin tutuklanmamdan 16 ay sonra hazırlanmış olması da somut delil arama çabasının göstergesi. İddianamedeki deliller seyahat programım ile Anadolu Kültür'ün mali raporları. Bunların tutukluluğumla alakası olmadığı açık. Bu bilgiler ve mali raporlar suç işleme kastıyla fon kullanıldığına ya da kullandırıldığına dair bir somut delil içermiyor. Ben iki suçlamadan dolayı tutuklandım. Gezi olaylarının organizatörü ve finansçısı olmaktan ve 15 Temmuz darbesine destek vermekten. Aralarında 3 yıl olan bu iki olay nedeniyle tutuklanmış olmam, savcılığın bu iki olay arasındaki bağlantıya ilişkin şüphe olduğunu gösteriyor. Bu şüpheleri beslemek üzere bazı basın organlarında yazılar çıktı. Beni suçlayan KOM dairesinin hazırladığı analiz raporunda hiçbir delil yok. 15 Temmuz darbe girişimine destek olması suçlaması iddianameye dönüşmedi, soruşturma dosyası olarak devam ediyor. Hakkındaki gizlilik kararı devam ediyor. Tutuklandıktan sonra Henry Barkey ile 93,5 saat telefon kaydımın olduğuna dair asılsız haberler yayınlandı. Ama tek bir görüşmemiz yok. Tutuklandıktan sonra da suçlamalarla ilgili somut delil yok. Şüphe ile delil arasındaki kopukluk daha belirgin hale geldi. Bu nedenle tahliyemi talep ediyorum."