etkin haber

237

HABER MERKEZİ

Korunması gereken aile değil, kadındır

Politik İslamcı çevreler şimdi de kadınların kazanımlarıyla elde edilen İstanbul Sözleşmesi'ni hedef aldı. Kadına yönelik şiddetle mücadelenin ‘aileyi çökerttiği' iddia edilirken, kadınlar, korunması gerekenin ‘aile' olmadığını, aile çatısı altında şiddet gören kadınlar olduğuna dikkat çekti.

- Perşembe - 18 Temmuz 2019 - 09:54
HABER MERKEZİ - Haziran ayında en az 29 kadın en yakını olan erkekler tarafından katledildi, 6 kadın şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi, 26 kadın cinsel taciz ve şiddete, 23 çocuk istismara maruz bırakıldı. Bu yılın ilk altı ayında ise en az 133 kadın katledildi. Bu veriler sadece basına yansıyanlar. Onlarca kadın erkek şiddetiyle karşı karşıya. İktidarın önlemler alınıyor açıklamalarını yalanlarcasına yaşananlarsa kadın kırımı.
 
Kadın özgürlük hareketinin uzun süren mücadeleleri sonucunda Türkiye, 1 Ağustos 2014 tarihinde "İstanbul Sözleşmesi" adıyla anılan "Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi"ni imzaladı. Aradan geçen süre içinde bu sözleşmenin koşulları yerine getirilmezken, politik İslamcı Saadet Partisi ve İslamcı yazarlar, bu sözleşmenin feshedilmesini tartışmaya açtı.
 
Bunlardan biri Saadet Partisi Konya Milletvekili ve Gençlik Kolları Başkanı Abdulkadir Karaduman, bir diğeri AKP yandaşı yazar Mustafa Sabri Beşer. Karaduman, Meclis'te yaptığı basın toplantısında "İstanbul Sözleşmesi adı verilen ucube, adeta aile yapımızı çökertmek için kaleme alınmış bir metindir" ifadesini kullandı. Üstüne üstlük "Kim ne diyorsa desin, hangi tarafta durursa dursun, toplumu bir felakete ve uçuruma sürükleyen, haneleri birbirinden ayıran İstanbul Sözleşmesi derhal feshedilmelidir" önerisinde bulundu.
Mustafa Sabri Beşer ise İstanbul Sözleşmesi'ni "15 Temmuz hain darbe girişiminden daha güçlü ve sinsi bir tehlike" olarak gördüğünü yazdı.
 
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR?
 
Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 13 Avrupa ülkesi tarafından 1 Ağustos 2014 tarihinde imzalanan sözleşme cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli tüm ayrımcılık biçimlerine karşı mücadele edilmesi, erkek şiddetinin önlenmesi, şiddete karşı tedbir alınması, şiddete maruz kalan kadınların zararlarının tazmin edilmesi ve şiddet uygulayan kişilerin şiddet eylemi ile orantılı cezalar ile cezalandırılması konusunda taraf devletlere pek çok yükümlülük getiriyor.
 
Sözleşmede kadına karşı şiddet, ev içi şiddet, toplumsal cinsiyete dayalı şiddete ilişkin en kapsamlı tanımlamalar yer alıyor. Güvence altına alınan haklarla ilgili hiçbir ayrımcılık yapılmayacağı da düzenlenmiş durumda. Kadına yönelik şiddet, ayrımcılığın bir biçimi olarak fiziksel, cinsel, psikolojik olarak ıstırap verebilecek her türlü eylem, bu eylemler ile tehdit etme, zorlama ve keyfi olarak özgürlüğünden alıkoyma olarak tanımlanırken, ev içi şiddet, ev içinde veya hanede, aynı evde yaşıyor olma, eski veya şimdiki eşler, partnerler arasında olup olmamasına bakılmaksızın her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet olarak tarif ediliyor. Sözleşme, toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti, kadınlara kadın oldukları için uygulanan ve kadınları orantısız biçimde etkileyen şiddet biçimi olarak ifade ediyor.
 
SİSTEMATİK SALDIRILAR KAMPANYAYA DÖNÜŞTÜ
 
ETHA'ya konuşan feminist avukat Diren Cevahir Şen, bunun, uzun süredir kadın hakları mücadelesiyle elde edilen kazanımlara yönelik sistematik saldırı olduğunu söyleyerek, "Bilerek yapılan ve planlı giden saldırılar bunlar. En son Saadet Partisi Konya Milletvekili'nin Meclis'te yaptığı basın toplantısı da bunun bir parçası" dedi.
 
Sözleşmenin feshedilmesi çağrılarıyla sözleşme aleyhine bir kampanyanın başladığını kaydeden Şen, gelişmeyi 17 yıldır sistematik sürdürülen politikaların sonucu olduğuna dikkat çekti. Şen, şöyle devam etti: "İstanbul Sözleşmesi, Türkiye'nin taraf olduğu ve ilk imzacı olduğu ve İstanbul'da imzalandığı için adını alan bir sözleşme. Kadınların korunmasına, eşitlenmesine, eşitçe güven içinde bir hayat sürmesine yönelik bir takım sözler söylüyor, önerileri var ve bunların uygulanma taahhütleri var. Bu sözleşmeye imza atan ülkelerin, kadınların hayatlarını güvenceye alınması konusunda üzerine düşen sorumluluğu taahhüt ediyor. Fakat sözleşmenin feshedilmesi çağrıları sözleşme aleyhine bir kampanyaya dönüştü. Ortada süren bir kampanya var.
 
"17 yıldır sistematik olarak örülegelen kadın düşmanı iktidarın politikalarını, beş yılda daha da dozajı artan politikaların bir sonucu. Her geçen gün kadınlar ya da kadın hakkına yönelik bir saldırıyla karşılaşıyoruz. Tüm kazanımlarımız budanmak isteniyor, kürtaj yasası da bir bağlamı birbirinden bağımsız düşünmüyorum."
 
Saadet Partisi Milletvekili'nin açıklamalarını toplumdaki tüm erkeklerin niyetini ortaya serdiğini söyleyen Şen, "Sözleşmeyi kaldırarak şiddete maruz kaldıklarında o şiddeti ortadan kaldırmak yükümlülüğü olmasın, tüm dertleri bu" diye konuştu. Kadının temel insan hakları anlamını taşıyan bu sözleşmenin mücadeleyle kazanıldığını hatırlatan Diren Cevahir Şen, kadınların örgütlü bir araya gelişlerle saldırıları püskürtmesi gerektiğini söyledi. Şen, "İstanbul Sözleşmesi bizim için çok önemli. Hala uygulanabilirliğinde sorun var Türkiye'de ama bizim kazanımımız ve bu kazanıma birlikte sahip çıkalım, çünkü kadınlar birlikte güçlü" dedi.
 
SKM: KORUNMASI GEREKEN AİLE DEĞİL, KADINLAR
 
SKM Sözcüsü Deniz Aktaş da politik İslamcı parti ve çevrelerin İstanbul Sözleşmesi'ni tartışmaya açmasında, 17 yıldır sürdürülen ‘kadını susturma' siyaseti yattığını söylüyor. Sözleşmenin imzalayan devletlere işlenen suçlarla yüzleşme çağrısı anlamı taşıdığını belirten Aktaş, "Sözleşmenin feshedilmesiyle, kadına yönelik şiddet, çocuklara yönelik suçlar, LGBTİ+'lere karşı işlenen nefret suçlarının üzerinin örtüleceği hesaplanıyor" dedi.
 
Türkiye'yi bu sözleşmeye imza atmaya yönelten en büyük etkenin kadınların mücadelesi olduğunu vurgulayan Aktaş, tartışmalardaki ‘ailenin korunması' yaklaşımının da tartışmayı açanların zihniyetini gösterdiğini belirtti. Aktaş, şöyle devam etti: "AKP'nin ‘Kadın Bakanlığı'nı kaldırarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurması örneğinde olduğu gibi, önceliğin cinsiyet ayrımcılığıyla, kadına yönelik şiddetle mücadele olmadığını, erkek egemen sistemin aile içindeki iktidarının erkekler tarafından tahkim edilmesi, iktidarlarının sarsılmaması çabası."
 
Şiddete karşı mücadelede korunması gerekenin kadınlar olduğunu söyleyen Aktaş, "Şiddet aileye yönelik değil, doğrudan aile içindeki erkekler tarafından kadınlara yöneliyor. Bu gerçeğin üzeri örtülüyor. Yapılması ve asıl tartışılması gereken kadını güçlendirecek mekanizmaların oluşturulmasıdır. İstanbul Sözleşmesi'nden şiddete yol açan gerçek nedenlerin önlenmesini beklemiyoruz ancak, var olan haliyle de en azından ayrımcılığın, ötekileştirmenin ve katliama dönüşen şiddetin önlenmesi konusunda kazanımları olduğunu da gözden kaçırmamalıyız. Kadınlar, nasıl mücadeleyle devleti bu sözleşmeye imza atmaya zorlamışsa, kazanımı korumak için de mücadele etmeli."