etkin haber

437

ARİF ÇELEBİ

Kürtlerin bir devlete ihtiyacı var

Özgür, demokratik, birleşik Kürdistan Kürtlerin hakkıdır, yine de Kürtlerin kaderini tayin hakkının ille de böyle kullanması gerekmiyor. Tam hak eşitliği temelinde, işçi emekçi meclislerine dayalı federatif birlikler iyi bir çözümdür. Türk, Fars, Arap burjuva egemenlikleri yıkılmadan, Kürdistan sömürgeci boyunduruktan kurtulmadan bu çözümlerden birinin hayat bulması mümkün değil.

- Çarşamba - 14 Ağustos 2019 - 09:07
7 Ağustos 2019'da Abdullah Öcalan'la görüşen avukatları yaptıkları yazılı açıklamada "Sayın Öcalan... şovenist aklın ürünü olan sahte, uydurma, yalan tarihe karşı gerçek tarihe ve tarihsel Türk-Kürt ilişkilerine uygun bir şekilde Kürtlere yer açmaya çalıştığını belirtmiştir. Bu çerçevede Kürtlerin başkaca bir devlete ihtiyacı olmadığını; ancak 'Kürtlerin bir hukuku olacak mıdır?' diye sorduğunu... Devamla kırk yıldır Kürtlerin özgür yaşam, özgür insan, özgür toplum arayışını gözeten bir Kürt aklını da oluşturmaya çalıştığını ifade" ettiği belirtildi.
 
Yeniden başlayan avukat ve aile ziyaretlerinin devletle bir görüşme sürecinin adımları olup olmadığını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Burada asıl tartışmak istediğimiz konu Öcalan'ın avukatları aracılığıyla bir kez daha dile getirdiği kimi görüşleri tartışmaktır.
 
TARİHSEL KÜRT TÜRK İLİŞKİLERİ
 
Öcalan "şovenist aklın ürünü olan sahte, uydurma, yalan tarihe karşı gerçek tarihe ve tarihsel Türk-Kürt ilişkilerine uygun bir şekilde Kürtlere yer açmaya çalıştığını" söylüyor.
 
Tarihsel Türk-Kürt ilişkilerine kısaca göz atalım. Türkler, İran ve Anadolu'ya geldiklerinde Kürtler binlerce yıldır oradaydı. Kürtler Bizans'a karşı Türklere Anadolu'nun kapılarını açtı. Ne ki Türkler kurdukları bağımsız devletlerle Anadolu'nun içlerine doğru ilerlerken onlarla ittifak kuran Kürtlerin  özerk devletlerini egemenliği altına almaya çalıştı. Türkler birçok Kürt devletini yıktı buna karşın Kürdistan'ı bütünüyle ele geçiremedi.
 
Kürtlerin sırtına basarak Anadolu'yu fetheden Türk beyliklerinden biri olan Osmanlı diğerlerini ortadan kaldırarak merkezi feodal bir devlet kurdu. Bu devlete en büyük tehdit doğudan, İran'dan geliyordu. Her iki devlet arasında yüzlerce yıldır bağımsız ya da özerk olarak yaşayan Kürt Mîrlikleri vardı. Egemenliğini kabul etmeleri şartıyla Osmanlı, Kürt Mîrliklerinin özerkliği tanıdı, Bu Mîrliklerin büyük bölümü Osmanlı'nın yanında savaşa katıldı. İran yenildi. 1639'da yapılan anlaşma ile Kürdistan İran ve Osmanlı arasında resmen bölündü. Osmanlı, Kürtleri yanına alarak yalnızca İran'ı yenmiş olmadı, Kürtler sayesinde Musul, Bağdat ve oradan Mısır'a indi. Buna karşın Osmanlı devleti Kürt Mîrliklerini etkisizleştirmek için pek çok hamle yaptı, diş geçirebildiklerini yıktı, geçiremedikleri 1800'lü yılların ortasına kadar yaşasa da Osmanlı onları da 19. yüzyılda ortadan kaldırdı. Mîrlerin yerini toprak ağaları ve şeyhler aldı.
 
1. Emperyalist Paylaşım Savaşı'na dahil olan Osmanlı ağır bir yenilgiye uğradı, galipler Osmanlı topraklarını aralarında paylaştı, Türklere Orta Anadolu'nun bir kaç şehri bırakıldı. Türk burjuvazisinin politik temsilcisi Mustafa Kemal ve arkadaşları bir kez daha Kürtlerden yardım istedi. Ulusal haklarının tanınacağı güvencesi ile Kürt ulusal önderlerinin büyük bölümü işbirliğini kabul etti. Kürtler M. Kemal ve arkadaşları ile ittifak yapmasaydı Sevr Antlaşması'nın iptali mümkün olmazdı ve Osmanlı'nın yıkıntıları içinden bugünkü Türkiye kurulamazdı. Türk burjuvazisi Lozan'la kendini garanti altına alır almaz bırakalım Kürtlerin kolektif haklarını, bireysel kültürel varlık haklarını dahi reddetti. İsyana kalktıkları her yerde Kürtleri soykırımdan geçirdi.
 
Her üç tarihsel örnekte de madalyonun iki yüzü var. Bizans'a karşı Kürtlere dayanan  ve Kürt Mîrleri ile ittifak kuran Türk beyleri ne kadar gerçekse, aynı Türk beylerinin Mervanî gibi Kürt devletlerini yıktıkları da gerçektir. İran'a karşı Kürt desteğine ihtiyaç duyan Osmanlı ne kadar gerçekse, Kürt Mîrliklerini tarihten silen Osmanlı da o kadar gerçektir. İngiliz ve Fransızlara karşı Kürtlere muhtaç olan M. Kemal ve arkadaşları ne kadar gerçekse Kürtlere hiçbir hak tanımadan onların yalnızca ulusal varlıklarını değil, dil ve kültürlerini tarihten silmeye çalışan, Kürtleri soykırımdan geçiren M. Kemal ve arkadaşları da o kadar gerçektir.
 
KÜRTLERE BİR YER NASIL AÇILABİLİR?
 
Öcalan "tarihsel Türk-Kürt ilişkilerine uygun bir şekilde Kürtlere yer açmaya çalıştığını" ancak bunun "Kürtlerin bir hukuku" olması ile mümkün olacağını belirtiyor. Kuşkusuz bir hukuktan bahsedilecekse bunun karşılığı Kürt ulusal statüsünün tanınmasıdır. Tarihsel ilişkilere buradan bakıldığında karşımıza iki örnek çıkıyor, biri Yavuz Selim'le 23 Kürt beyliği arasında 1514'te yapılan anlaşma, diğeri 1921 Anayasası'dır.
 
1514'teki anlaşmada Kürt Mîrlerine statü verilmedi, Osmanlı egemenliğini kabul etmeleri şartıyla var olan statüleri kabul edildi. İran şahlığının Ermenistan ve Kürdistan'ın büyük bölümünü ele geçirerek Kürt devletlerinin statülerini ortadan kaldırma girişimleri Kürt Mîrlerinin Osmanlı'ya yanaşmalarının başlıca nedeniydi.
 
1921 Anayasası Kürtlerden açıkça bahsetmese de aşağıdan yukarıya halk meclisler sistemini kabul ederek demokratik temsil imkanı tanıdı.
 
İlki üç yüz yıl yürürlükte kaldı. İkincisi bir kaç yıl içinde yırtılıp çöpe atıldı.
 
İlkinde Kürtlerin devletleri vardı, anlaşmanın üç yüz yıl sürmesinin nedeni buydu. İkincisinde Kürtler, Türklerle ortak bir devlet kuracakları hayaline kapıldılar. 1920'deki Koçgîrî isyanının vahşice bastırılması Kürt egemen sınıfları için bir uyarı olsaydı, böyle bir hayale kapılmak yerine birleşerek bağımsız bir kuvvet haline gelebilir, Türkleri anlaşmaya mecbur edilebilirlerdi.
 
Yine de her iki dönem arasında Türk-Kürt ilişkilerinde belirleyici olan sınıfsal durumdu. Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı'da olduğu gibi Kürtler'de de feodal ilişkiler hakimdi. Osmanlı merkezi feodal devletti, Kürtler özerk feodal devletlere bölünmüştü, aralarındaki fark buydu. 1920'lerde ise Ermeni, Rum, Süryani sermayelerine soykırımla el koyan Türk burjuvazisi Osmanlı'nın yıkıntıları içinden M. Kemal ve arkadaşları önderliğinde burjuva ulus inşa etmeye girişirken, Kürtler feodal özerk devletleri de yıkılıp dağıtıldıkları için bir burjuva ulusal birikim yaratma zemininden yoksundu. Kendilerine bir ulusal hukuk alanı açabilmeleri için Türk burjuvazisine güvenmek yerine bir ulusal önderlik etrafında güçlerini birleştirmeliydiler. Yavuz Selim'le anlaşan Kürt beyleri gibi Türk egemenliği altında kendilerine bir yer açamazdılar. Çünkü Beylikleri yoktu, Türk burjuvazisi savaşı kazandıktan sonra neden Kürtlere hak tanısındı, Kürtler bir ulusal önderlikten ve ordudan yoksundu. Kürtler bunu anladıklarında bir ulusal önderlik ve ordu kurmaya çalıştılarsa da Şeyh Sait ve Ağrı ayaklanmalarında görüldüğü gibi geç kalmışlardı.
 
Kürtlerin bugün bir ulusal önderliği ve ordusu var fakat karşısında tek bir devlet yok. Kürtlerin güvenceye alınmış bir hukuku dört parçada Türk, Fars ve Araplarla eşit ve ayrılma hakkının olduğu federasyonlar kurulması şartıyla gerçekleşebilir. Burjuva Türk devletinin egemenliği altında elde edilecek hukuksal kazanımlar önemlidir ama bu kendi başına Kürt ulusal sorunu çözmeye yetmez.
 
Kuşkusuz Türk, Fars, Arap egemenliğini tanıyarak, onların egemenliği altında demokratik özerk bölgeler kurulması da bir yoldur ama bu ancak geçici bir çözüm olabilir. Onların tepeden tırnağa silahlı ve ekonomik olarak güçlü devletleri varken senin özerk bölgelerinin yaşama şansı kısa olacaktır.
 
BAŞKA BİR DEVLETE İHTİYAÇ YOK MU
 
Öcalan "Tarihsel Türk-Kürt ilişkilerine uygun bir şekilde Kürtlere yer açmaya çalıştığını... Bu çerçevede Kürtlerin başkaca bir devlete ihtiyacı olmadığını" belirtiyor. Savaşan taraflar arasında ateşkesler, geçici anlaşmalar olabilir. Yukarıda belirtildiği gibi sınırlı egemenlik anlamına gelen siyasal özerklik sağlanabilir. Yine de Türk, Fars, Arap hegemonyası yıkılmadan Kürt ulusal sorununu nihai çözümü mümkün değildir. Türk, Fars ve Araplarla Kürtler arasında tam hak eşitliği sağlanmalı. Onların devleti varsa Kürtlerin de olmalı, başka türlü kazanımların güvence altına alınması mümkün değil.
 
Onların devleti varken senin devletin yoksa ezilirsin. Rojava bunun örneği değil mi? Rojava'da aşağıdan yukarıya yukarıdan aşağıya bir devlet inşa ediliyor. Kürt özgürlük hareketinin bunu "devlet" olarak tanımlamaması gerçeği değiştirmiyor. Ordusuyla, asayiş güçleriyle, meclisleriyle, bakanlıklarıyla bir devlet var karşımızda. Evet, bu bir burjuva değil halkçı demokratik bir devlet ama devlet. Onun halkçı olması devlet olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Eğer bu devlet inşası olmasaydı Rojava devrimi bu kadar uzun süre yaşayamayabilirdi.
 
Yakın dönem Kürt tarihine bir bakalım, SSCB'de kurulan Kurdistan'a Sor, İran'da Sovyetlerin desteği ile kurulan Mahabat Kürt Cumhuriyeti, Irak'taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve son olarak  Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi, bu devletsel yapılar Kürtlerin ulusal, kültürel birikimini temel kaynaklarıdır. Uzak tarih için de durum farklı değil, Kürt Mîrlikleri içinde bölgesel olarak gerçekleşen merkezileşme olmasaydı, Ehmedê Xani'lerin Meleyê Cizirî'lerin yetişmesi, medreselerde eğitilmesi, medreseler kurması mümkün müydü? Mîrlikler yıkıldıktan sonraki manzara sorunun yanıtı olsa gerek.
 
Sömürgeci burjuva Türk devleti hiçbir koşulda Kürtlerin de devleti olamaz. Kürtlerin bir devlete ihtiyacı var fakat bir burjuva devlete değil. Bir burjuva devlet olarak onun kaderi bir mali ekonomik sömürge haline gelmektir. Başûr bunun canlı örneği olarak karşımızda. Özgür, demokratik, birleşik Kürdistan Kürtlerin hakkıdır, yine de Kürtlerin kaderini tayin hakkının ille de böyle kullanması gerekmiyor. Tam hak eşitliği temelinde, işçi emekçi meclislerine dayalı federatif birlikler iyi bir çözümdür.  Türk, Fars, Arap burjuva egemenlikleri yıkılmadan, Kürdistan sömürgeci boyunduruktan kurtulmadan bu çözümlerden birinin hayat bulması mümkün değil.