etkin haber

435

BORA POYRAZ

Pıtraklarla uğraşırken başımızı kaldırıp ufka bakmayı bilelim

ABD'nin toprağa, devlete ve yapay milliyetçiliğe vurgu yapan yeni doktrini, başka bir momentte olduğumuzu, bundan sonrasının ezilenler açısından küresel çapta daha ağır geçeceğini gösteriyor. Kapitalizm bitti. Onun siyasal varyantları da öyle. Aslında hortlak rejimlerle uğraşıyoruz. Öldürücü son darbe vurulmadıkça durmaksızın hortluyorlar ve mesela yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde Kemalizmi, faşizmi ve daha nice arkaik modeli konuşmak zorunda kalıyor dünya.

- Cuma - 5 Ekim 2018 - 10:39
Burjuva siyasal arenasında yerel seçim pazarı kuruldu. Simsarlar oradan oraya koşturmakla meşgul. AKP kendi sağı dahil geleneksel sağ kesimleri etrafında toplamanın gayretinde. Bu arada, Kürt siyasal hareketleri geriletildiğine olan inançla Kürtlere nüfuz etmek de en çok önemsediği başlık. Kürdistan'a ilgisinin bilinen başlığı kayyumlar aracılığıyla el koyduğu belediyeleri almak. Bu belediyeleri kazanmazsa uyguladığı Kürt siyasetinin çökeceğinin bilincinde ve asıldıkça asılıyor.
 
CHP ise kendi solundakileri kanatları altına almayı da kapsayan bir proje uyarınca AKP-MHP ortaklığı haricindeki kalan kesimlerin sözcüsü sıfatıyla yol açmaya ve yol almaya çalışıyor. Emekçi sol, dünyanın bunca baskı altında alındığı bir ortamda, rejimin faşist baskı siyasetini dahi kendini öne çıkarmanın, başka bir alternatifin imkansız olduğu ajitasyonunun gerekçesi kılıyor. Ucuzluk, basitlik denilerek geçiştirilebilir ancak daha ötesindedir. AKP devlet gücünü kullanarak ve CHP geleneksel yaklaşımlarıyla emekçi sol seçenekleri ve bu arada aynı iştahla örneğin HDP'nin önünü kapatmaya çalışıyor.
 
Burada trajedi yok, burjuvazinin türlü siyasal varyantları emekçi, devrimci demokratik ne varsa tümünün karşısında aynı cephededir ve herkesi yedeklemeye çalışırlar, gayet olağan. Trajedi şu veya bu nedenle iki siyasal odaktan herhangi birine herhangi bir biçime sempati duymak, muhabbet beslemekte saklı. Daha trajik olansa, bunu güçsüzlük adına yapmayı olağanlaştırma çabasıdır ki bu yaklaşım cari siyasetin tüzel siyasetinde erezyona yol açabilecek tehlikeli sonuçları beraberinde taşır.
 
Yerel seçimlerin diğer seçimlerden nispeten farklı oluşu gibi gerekçeler sır sayılmaz. Tıpkı, hangi gerekçeyle olursa olsun burjuvazinin şu veya bu partisine eklemlenmeyi, desteklemeyi olağanlaştıran yaklaşımların cumhuriyet tarihi boyunca eksik olmaması gibi.
 
Vaktiyle, birçok uygulaması, bilinegelen faşist rejimlerin uygulanmalarını andıran tek parti diktatörlüğüne karşı Menderes'in Demokrat Partisi'ne katılmayı salık veren, buna kalkışan ve bu arada kendilerini sol, sosyalist sayan kesimlerin olması gibi. Bu yaklaşım ile herhangi bir aşamada AKP'yi, sosyalistlik sıfatını kullanarak da desteklemeyi salık verenler arasında herhangi bir fark bulunmuyor. Aynı iradesizlik, aynı eklenti olma mantığı, aynı kendine güvensizlik. AKP'yi destekleyenlere hücum ederken şu veya bu nedenle CHP'ye eklemlenmeyi olağan bulanların aynı zamanda bir etik problemle karşı karşıya oldukları ortada.
 
AKP umacısını iyi kullanan CHP, konuyu öyle bir yere getirdi ki sol adına söz alanların çoğu birden Kemalizmi keşfetmeye başladı. AKP yükselirken kaçılan, tahkir edilen Kemalizmin meğer ne çok alıcısı olduğunu gördük böylece. Dahası, bilhassa Kürt meselesi bağlamında, sınırlı sayıdaki devrimci kütle haricindeki emekçi sol bileşenlere Kemalizmin ne denli derin zerk edilmiş olduğunu da anlamış oluyoruz böylece.
 
Kemalizm ipine sarılarak boğulmaktan kurtulma hayalini pazarlayanlar tipik bir orta sınıf stratejisi uyguluyorlar. Takkeli sarıklı adamlar, peçeli kadınlar her yanı sardı gibi peloratif süslemeler bu siyasetin alıcı sayısını artırmaya dönük ajitasyon malzemesidir. Üstelik bunun üretilmiş biçimi, AKP'nin gerçekten yaptığı, farklı yaşam tarzlarını ve inanç dünyalarını baskılamaktan/ötekileştirmekten tutalım devrimcilerin siyasal varoluşlarını yok etme stratejisini de örtüyor, buna dönük argümanları itibarsızlaştırıyor.
 
Onca devrimcinin katili ya da Kürdistan'da yapılıp edilenler umurları değil ama laiklik ajitasyonunda ve yoksulluk hakikati üzerinden teşhir faaliyetinde üstlerine yok.
 
Kürdistan netameli konu oraya karışma, kaldı ki onlar zaten ezelden düşman sayılır, vaktiyle Kürt isyanlarını bastıran tek parti iktidarı da haklıydı. Devrimciler mi öldürülüyor, görme bunları, e canım onlarda legal mücadele verselerdi. Güzel, ne kalıyor geriye? Eski günlerdeki gibi, altı oklu CHP iktidarı. Yani; faşistle faşist, demokratla demokrat, kapitalistle kapitalist, ırkçıyla ırkçı hareket mantığıyla her yol olan ve herkesi idare etmeyi sanat haline getiren bukalemun siyaseti. İyi de AKP'nin ne günahı vardı o zaman; devletten öğrendiğini uygulayarak devleti ele geçirme stratejisi uygulamış ve önemli oranda başarılı olmak mı onun suçu?
 
CHP ve onun suyuna gidenlerin yegane derdi, kendilerine dokunulmaması ve hangi yolla olursa olsun AKP'nin elimine edilmesi. Kuşku yok, Kürdistan özgürlüğüne ve devrimcilere karşıtlık bahsinde AKP'de geri kalmayacak bir zihin yapıları var, güç devşirdiklerinde bunu uygulamaya mevvaldirler.
 
Bunun kuvvetli bir kitle gücüne dönüşme ihtimali bulunmuyor. Ancak sağlıklı bir alternatif üretilmesini engellediği de besbelli. Rejim ve uygulayıcısı yani faşizmin yapıp ettiklerini sayıp dökmeye gerek yok. Yanı sıra yoksulluk, baskı, hapishane siyaseti... Ezilenlere nefes aldıracak, günlük yaşamlarını kolaylaştıracak, açlık ve işsizlik sorunlarına günlük bile olsa çözüm olacak mücadelelere evet, bunun için kimin iktidar olduğu da bizi ilgilendirmez, bu demokratik mücadele başlıkları her şart altında sürdürülür. Bundan çıkacak sonuç, sığıntı siyaseti değil nasıl olur da ezilenlerin devrimci demokratik iradesini kuvvetli bir seçenek olarak öne çıkarırız sorusuna kilitlenmektir. Siyaseti dışlamayan, bilakis pratik politik mücadeleyi öne alan ancak kendimiz olmayı esas alan fakat politik şahsiyetimizi aşındıran ne varsa tümünü prensip olarak reddeden bir tarzı siyaseti emekçi sola mal eden bir hat. Yoksa burjuvazinin şu kanadından bu kanadına geçen yerel veya merkezi iktidarlardan medet ummak hiç değildir.
 
Türkiye siyasal coğrafyasında ezilenlerin maruz kaldığı zorluklar az şey değil. Ne var ki dünyanın başka coğrafyaları da cennet köşeleri sayılmaz. ABD'nin toprağa, devlete ve yapay milliyetçiliğe vurgu yapan yeni doktrini başka bir momentte olduğumuzu, bundan sonrasının ezilenler açısından küresel çapta daha ağır geçeceğini gösteriyor. Kapitalizm bitti. Onun siyasal varyantları da öyle. Aslında hortlak rejimlerle uğraşıyoruz. Öldürücü son darbe vurulmadıkça durmaksızın hortluyorlar ve mesela yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde Kemalizmi, faşizmi ve daha nice arkaik modeli konuşmak zorunda kalıyor dünya. Bundan sonrası egemenler için daimi kaostur. Yegane alternatif var, kapitalizmi aşmayı önüne koyan devrimci demokratik mücadeleler ve devrimler. Diğer bütün seçenekler tükendi. Israrla onlarda diretmenin vereceği sonuç yok. Ayaklarımıza takılan pıtrakları temizlemeye çalışırken başımızı kaldırıp ufka bakmaktan imtina etmeyelim; özgürlük ve sosyalizm yegane alternatiftir.