etkin haber

226

DİLŞAD ELVAN

'Saklı Haç' belgeselinin hikayesine ortak olmak!

Türkiye'nin içerisinde geçtiği bu dönemin temelleri belki de 1915 yılında atıldı. "Saklı Haç"ın gösterimlerini takip etmek, üzerine bastığımız toprakların "kayıp Ermeni kentleri" olabileceğini akılda tutmak, 1915 tarihini 24 Nisan'ın dışında da hatırlamak, soykırımla yüzleşmenin kişisel ve politik bir görev olduğunu unutmamak...

- Cuma - 21 Haziran 2019 - 14:14
Amed Büyükşehir Belediyesi kayyımdan kurtarıldıktan sonra kentin kültür yaşamı eski günlere dönmeye başladı. Festivaller, film ve tiyatro gösterimleri, belgeseller…
 
Son olarak, Kültür ve Kongre Merkezi'nde "Saklı Haç" Belgeselinin galası yapıldı. Sinema salonunun tıklım tıklım olduğu, seyircilerin merdivende ve ayakta izlediği gala Zilan Tigris, Istepan Epremyana ve Sasa Serap'ın Türkçe, Kürtçe ve Ermenice müzik dinletisi ile başladı. Özellikle belgeselin de müziklerini yapan Sasa Serap'ın performansı, herkesi hikaye başlamadan hikayenin içine çekti.
 
Gazeteci Altan Sancar ve Serhat Temel'in yönetmenliğini yaptığı, görüntü yönetmenliğini gazeteci Şiyar Dicle'nin, kameramanlığını ise yine gazeteci Sertaç Kayar'ın yaptığı "Saklı Haç" Belgeseli, Amed'de Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı yerlerden Eğil'in tarihine odaklanıyor. Çalışmalarına Haziran 2018'de başlanılan belgesel 1915 Ermeni Soykırımı sonrasında ilçede yaşayan Ermenilere ne olduğu sorusuna yanıt arıyor. Seyirciler, Müslümanlaştırılmış Ermenilerin kendi topraklarında azınlık haline gelmesine, kimlik ve inançlarından koparılan insanların travmalarına ortak ediliyor.
 
Türkiye ve Kürdistan'da sayısı on binleri bulan Müslümanlaştırılmış Ermenilerin yaşadıklarına projeksiyon çeviren yönetmenler dışarıdan değil içeriden konuşuyorlar. Çocukluklarında tanık olduklarını sanatın ve sinemanın gücünü kullanarak toplumsal hafızaya katmaya soyunuyorlar.
 
1915'e gelinene kadar Amed'de Ermeni nüfusunun en yoğun olduğu ilçelerin başında geliyordu Eğil. Nüfusun yarısından fazlasını oluşturan Ermeniler Türkiye ve Kürdistan'ın birçok yerinde olduğu gibi yerlerinden yurtlarından edilerek "büyük bir felaket"e maruz bırakıldılar. Bir kültür ve inanç ortadan kaldırılmaya, yok edilmeye çalışıldı. Büyük bir insanlık suçu işlendi.
 
Bu, öyle büyük bir felaket ve insanlığın gördüğü öyle büyük bir soykırımdı ki, adeta geriden iz bırakılmamaya ve Ermenilerin bu coğrafyada sanki hiç yaşamadığı kanıtlanmaya çalışıldı! Ama Eğil'in dağları, ilçe merkezinden Dicle Nehri'ne kadar her taş ve toprak parçası ve bir şekilde hayatta kalmayı başarmış Ermeniler, tarihin taşıyıcıları misali her şeye tanıklık ettiler. "Saklı Haç" proje ekibinin ilçede görüştükleri yaş ortalamaları 75 olan birinci kuşak ile yaşları 40 üzeri olan ikinci kuşak Müslümanlaştırılmış Ermenilerin bilgilerine başvurarak bu tanıklıkların izlerini sürmeye çalışmış. Kapalı kapılar arkasında konuşulan tarih ve acı bilgisi kameralara yansımış. Teyzeleri ve dayılarının Ermenistan, Amerika ve Suriye'ye gittikleri biliniyor. Onlardan hayatta kalan olmasa da çocuklarının yaşadığı ve tarihin kimi saklı bilgilerini taşıdıkları da tahmin ediliyor. 1915'ten sonra yalnızca Ermeniler değil o kültüre ait her şey de örgütlenmiş kötülüğün hedefi haline gelmiş. Ermeni yerleşim yerleri, kiliseler, ev ve çarşı kalıntıları, başta kalaycılık ve semercilik olmak üzere kadim el sanatları atölyelerin bir zamanlar var olduğu bilgisi kalmış orta yerde…
 
Belgesel bitiminde yönetmenlerle yapılan söyleşide yönetmen Serhat Temel; "Belgesele konu olan hikâye çocukluğumuzun hikâyesiydi. Bu çalışmamızla birlikte kendi ayıbımızla, gerçekleri görmezden gelişimizle karşılaştık. Biz biliyoruz ki özür dilemek, meseleyi sadece yüzeysel bir biçimde üzerini örtmektir. Eğer gerçekten bir hata varsa bununla yüzleşmek gerekiyor. Bu belgesel bizim için bir yüzleşmedir, bir özeleştiridir. Umarız bu toplumsal bir yüzleşmeye vesile olur" dedi. Yüzleşmenin insan türünün gelişimi bakımından ne kadar önemli olduğu üzerine bir kez daha düşünme fırsatı buldu seyirciler. Ayrıca toplumların hayatlarında yüzleşmenin sağaltıcı yönünü tartışmaya vesile oldu.
 
Yönetmen Altan Sancar ise kendisinin de Müslümanlaştırılmış bir Ermeni olduğunu, bu topraklarda hakaret olarak kullanılan Ermeni torunu olduğunu büyük bir sadelikle ifade etmesi bile hayat bilgisi yüklüydü. "Bu gerçeğin altında eziliriz veya ezilmeyiz bu hiç önemli değil ama bu ayıbın bu zamana kadar gelmesinde bizim ne kadar payımız var, bunu görmek zorundayız. Bu topraklardaki son yüzyılın bütün kötülükleri 1915'te başladı. Ermenilerin katledilme politikalarıyla başladı her şey. Tutuklu siyasetçi Sırrı Süreyya Önder'in de sürekli dediği gibi, biz o Ermeni'yi dövdürtmeyecektik. Biz o Ermeni'yi dövdürtmemiş olsaydık baskı altında bir demokrasi mücadelesi vermek zorunda kalmayacaktık. Türkiye'nin içerisinde geçtiği bu dönemin temelleri belki de 1915 yılında atıldı. 1915'in gerçekliğiyle yüzleşebilirsek ancak o zaman bir şeyler değişecek."
 
"Saklı Haç"ın gösterimlerini takip etmek, üzerine bastığımız toprakların "kayıp Ermeni kentleri" olabileceğini akılda tutmak, 1915 tarihini 24 Nisan'ın dışında da hatırlamak, soykırımla yüzleşmenin kişisel ve politik bir görev olduğunu unutmamak,  örgütlenmiş kötülüğe karşı halkların kolektif yaşamı üretme haklarına kıskançlıkla sahip çıkmak, Kültür Kongre Merkezi'nden çıkarken kulağımıza küpe olan anektodlardı.