etkin haber

902

FEHMİ ÇAPAN

Sendikalardaki gelişme neden sınırlı?

Emperyalist küreselleşmenin üretim organizasyonunda yarattığı esneklik/kuralsızlık kapitalist patronları daha avantajlı duruma getirirken işçi sınıfı için on yıllardır giderilemeyen dezavantajlar yarattı. İşçi sınıfının üretim sürecinde güçlerinin dağılmasında, parçalanmasında, örgütsel araçlarında ve bilincinde önemli bir tahribat yaratmıştır. Bu tahribatın bir boyutu da sendikal alanda yaşanmaktadır. Ve bu durum coğrafyamızla sınırlı değildir. Hemen her ülkede yaşanan sorunlar benzer olmakla birlikte sınıf mücadelesinin seyrine göre de görece farklılıklar oluşmaktadır.

- Cumartesi - 6 Temmuz 2019 - 09:06
Coğrafyamızda kamu emekçilerini ve kayıt dışı çalışanları dışta tuttuğumuzda Ocak ayı itibariyle 16 milyon 859 bin işçinin sadece 1 milyon 859 bini sendika üyesi, yani yüzde 11'i. Ve bu tablonun daha vahim bir tarafı da var. Bu sendikalı işçinin ise 1 milyon 132 bini toplu iş sözleşmesi (TİS) kapsamında yani sendikalı işçinin yüzde 7'si TİS'den yararlanabiliyor. Diğer bir deyişle sendikalı olan işçilerin de yüzde 39'u TİS yetkisinden yararlanamıyor. İş bu kadar baskı ve engellerle de kalmıyor. TİS hakkını kullanabilen işçileri bu kez grev ertelemeleri adı altında yasaklar ve Yüksek Hakem Kurulu'nun (YHK) bağıtladığı TİS'ler bekliyor. Son yıllarda YHK'nın kararlaştırdığı sözleşmelerin ne kadar işçiyi kapsadığına bakmak tablonun ne kadar hazin olduğunu görmemizi sağlıyor. YHK 2014'te 14 bin işçinin TİS'ni karara bağlarken, 2015'te bu sayı 35 bine, 2016'da büyük bir sıçrama kaydederek 182 bine, 2017'de bu sayı fırlayarak 287 bine ulaştı. Krizin başladığı 2018'de bu sayının çok daha fazla artmış olduğunu düşünürsek TİS hakkının de sermaye ve faşizm tarafından açıktan gasp edildiği görülür.
 
Sermaye ve faşizm 72 yıldır kazanılmış sendika hakkını (1947), 93 yıldır kazanılmış olan TİS hakkını (1926, Umumi Mukavele) ve kurumsallaşmış haliyle 56 yıldır (1961 Anayasası ve 275 sayılı yasayla) uygulanan TİS ve grev hakkının geçmişi biraz daha eskidir. 1845'te yasaya tatil-i mesalih, 1909'da tatil-i eşgal olarak yasada yer alır.) fiilen uygulanamaz hale getirmiştir. Kuşa çevrilen işçi sınıfının kazanılmış hakları her gün yeni saldırıların hedefindedir. İşçi sınıfının dağınık, parçalı, örgütsüz, bölünmüş yapısı yanında sınıf bilincinden yoksunluk ya da sınıf bilincinin zayıflığı, sendikal hareketin güçsüzlüğü, işçiler üzerinde yeterince güven yaratamaması, işçilerin de burjuva bilincin hegemonya alanından çıkamamasının sonucu olarak büyük bir kesiminin örgütlenme ihtiyacını hissetmemesi, saldırılar karşısında savunmada kalması, kazanılmış haklarını savunmakta önemli güçlüklerle karşılaşmasına yol açmakta.
 
Emperyalist küreselleşmenin üretim organizasyonunda yarattığı esneklik/kuralsızlık kapitalist patronları daha avantajlı duruma getirirken işçi sınıfı için on yıllardır giderilemeyen dezavantajlar yarattı. İşçi sınıfının üretim sürecinde güçlerinin dağılmasında, parçalanmasında, örgütsel araçlarında ve bilincinde önemli bir tahribat yaratmıştır. Bu tahribatın bir boyutu da sendikal alanda yaşanmaktadır. Ve bu durum coğrafyamızla sınırlı değildir. Hemen her ülkede yaşanan sorunlar benzer olmakla birlikte sınıf mücadelesinin seyrine göre de görece farklılıklar oluşmaktadır.
 
Afrika hariç Avrupa, Asya, Amerika ve Avustralya kıtasında 36 ülkede sendikalaşma ve TİS kapsamına baktığımızda en ağır koşullarla Türkiye'de işçi sınıfının karşı karşıya olduğunu görürüz. Diğer tüm ülkelerde Litvanya ve Yeni Zelanda hariç sendikalı olmayan büyük çoğunluğu TİS yetkisine sahip. Bu ülkelerde işçi-işçiler henüz sendikalı olmadan/olamadan TİS yetkisini mücadeleyle kazanarak yasalarla güvenceye almış. Bu ülkeler içinde en düşük sendikal örgütlenmeye sahip ülkeler sırasıyla; yüzde 5'le Estonya, yüzde 8'le Fransa ve Litvanya, yüzde 9'la Macaristan ve Türkiye, yüzde 10'la Çekya, ABD ve Güney Kore, yüzde 11'le Slovanya, yüzde 12'yle Polonya, yüzde 13'le Letonya ve Meksika, yüzde 14'le İspanya, yüzde 15'le Avustralya ve yüzde 16'la İsviçre. Bu ülkeler içinde en yüksek sendikal örgütlenmeye sırasıyla yüzde 86'la İzlanda, yüzde 67'le Danimarka, yüzde 66'yla İsveç, yüzde 65'le Finlandiya, yüzde 54'le Belçika ve yüzde 52'le Norveç en yüksek sendikalaşma oranlarına sahip. Fransa'da işçilerin sendikalaşma düzeyi en altta bulunurken (yüzde 8) TİS'den işçilerin 99'u yararlanmaktadır. Avustralya TİS'inden yararlananların oranı yüzde 98, Belçika'da yüzde 96, Yunanistan, İzlanda ve İsveç'te yüzde 90'dır. TİS'nden en düşük düzeyde yararlanan işçiler ise yüzde 12,5 ile Meksika, yüzde 12 ile ABD, yüzde 11'le Güney Kore, yüzde 7,1'le Litvanya ve yüzde 7 ile Türkiye'dir. Neo-liberal programı 24 Ocak 1980'de başlayıp 90'lı ve 2000'li yıllarda hız kazandı. Batı Avrupa'da, ABD'de ise '70'li yılların başından itibaren başladı ve '80'li, '90'lı yıllarda hızlandı. İskandinav ülkelerinde daha yavaş ve geç işledi, tamamlanamadı. Ve sendikaların güçlü yapısı ve kazanılmış haklar pek fazla değiştirilemedi.
 
Coğrafyamızda sendikal hareket esas olarak 1946'dan itibaren gelişmeye başladı. 1947 yılında çıkarılan 5018 sayılı İşçi ve İşveren Sendikaları Kanunu ile sendikalaşma sürekli gelişmeye başladı. Hem sendikaların sayısı hızla arttı hem de sendikalı işçilerin sayısı sürekli arttı. 1961 yılında sendika hakkı Anayasaya da girdi. 1963 yılında Kavel işçilerinin greviyle aynı yıl kapsamı daha geniş olan 274 sayılı Sendikalar Kanunu çıktı. İşçilerin birden fazla sendikaya üye olmasını işsiz kalınması durumunda sendika üyeliğinin devam etmesi yer almıştı. 1967 yılında DİSK'in kurulmasıyla birlikte sendikal harekette büyük bir canlanma oldu. 1963'te yüzde 16,3 olan sendikalaşma oranı yükselerek 1967'de yüzde 20'ye çıktı. 1971 yılında faşist darbeye rağmen sendikalaşma oranı aynı bantta kalmasına rağmen sendikalaşanların sayısı sürekli arttı. 1973'ten sonra sendikalaşma oranında 1978'e kadar yüzde 15,7'ye kadar düştü. 1974'ten itibaren bu oran 1987'ye kadar yükselmeye devam etti: yüzde 20,6'ya kadar yükselerek daha sonra inişe geçti. 12 Eylül askeri faşist darbesiyle cunta şefleri bir yandan Türk-İş dışında sendikaları yasaklayarak DİSK yöneticilerini idamla yargıladı. Sendikaların mal varlıklarına el konuldu. İşçileri değil ama "patronları güldürecek" bir sendika yasası çıkardı (2821 sayılı yasa). Bu yasayla greve çıkılmaz denilen bir süreçti. 1988'den itibaren sadece sendikalaşma oranı değil sendikalaşma sayısı da düşmeye başladı. 1995'te sendikalaşanların sayısı 1 milyon 197 bine, sendikalaşma oranı da yüzde 8,9'a kadar düştü. Bu neo-liberal ekonomik programın büyük bir saldırı altında uygulandığı süreçti. Türkiye ekonomisinin küresel sermayeye entegrasyonun tamamlanmasıyla birlikte sendikalar ve toplu iş sözleşmesi kanunuyla da (6356 sayılı kanun) AKP iktidarı 2012 yılında işçi sınıfının üretim sürecindeki konumunu vahşi kapitalizmin kurallarına/kuralsızlaştırmasına uyarladı.
 
İşçi sınıfının bilinç ve örgütlenmesinin önündeki temel sorunun aşılabilmesi ya da çözülebilmesi sorunu sınıfın devrimcilerinin önünde duruyor.