etkin haber

203

WELAT DENİZ

'Son muhteşem olacak...' - Welat Deniz

7 yıllık Rojava devriminde birçok acıya rağmen kendisi ile birlikte halkları özgürleştiren bu devrim direnişten geri adım atmayacaktır. Rojava ve Kuzey Suriye genelinde halklar tarafından kurulan Halkların Direniş Birlikleri (Yekineyen Berxwedana Gelan) bu işgal saldırısının nasıl karşılanacağının da işaretini veriyor.

- Salı - 8 Ocak 2019 - 09:51
Suriye iç savaşının başında ABD emperyalizminin yanında yer alarak Esad rejimini devirmek isteyen faşist Türk devleti ve onun megaloman şefi Tayyip Erdoğan'ın en büyük hayali, Şam'daki Emevi camisinde namaz kılmaktı. O böylece "islam halifesi" olma yolunda, Osmanlıcı ve fetihçi bir çizgiyle yeni nüfuz alanları açmak, bölgedeki Kürt halkının kazanımlar elde etmesini engellemek istiyordu. Esad rejiminin yerine, Özgür Suriye Ordusu adı verilen, emperyalizmin ve her türden gericiliğin maşası olmaya hazır grupları getirmek isteyen ABD'nin yanında yer alan Türk devleti, Hatay-Kilis-Antep ve Urfa'yı çetelerin karargahı haline getirdi. ABD ile işbirliği sürerken, arka planda El Nusra, DAİŞ gibi çete gruplarıyla da işbirliği yapmaya devam etti.
 
Tayyip Erdoğan'ın "Kardeşim Esad"dan "Katil Esad"a ilerlediği süreçte Amerika ile ortaklaşa yürüttükleri ÖSO çetelerini eğitme programı başarısız oldu. Bir yanda ABD emperyalizmiyle iş tutan Tayyip Erdoğan yönetimi, diğer yanda çeteleri askeri, teknik ve insan gücü bakımından destekledi. Bu durum onların ABD emperyalizmiyle aralarının bozulmasına yol açtı. Onların bu çetelerle işbirliği, sahadaki diğer emperyalist gerici odak olan Rusya-İran blokuyla da çelişkilerini derinleştirdi. Türkiye her iki tarafla da oynamaya çalışınca, bir anda oyun dışında kaldı. Uçağı düşürüldü, sınırları delik deşik oldu.
 
Süreci doğru okuyan ve dengeleri devrim lehine değerlendiren Kürt özgürlük hareketi, bu stratejisi ile Rojava devrimini gerçekleştirmeyi başardı. Kürdistan başta olmak üzere, bütün dünyada sevgi, sempati ve ilgi odağı olan Rojava devrimi, "üçüncü yol"dan ilerleyerek, kendi bağımsız çizgisini inşa etti. Sömürgeci Türk devleti için artık hastalıklı bir hal alan Kürt karşıtlığı çizgisi Suriye politikasına egemen hale geldi. Bunun için her yola başvuran sömürgecilik, tarihsel ittifakları olan ABD emperyalizmi ile Rusya arasındaki çelişkilerden yararlanmaya çalışırken, tüm dünyanın gözleri önünde insanlığın başına bela hale getirdikleri İŞİD çeteleri ile işbirliği yapmaktan çekinmedi. Onları Kobanê'ye saldırtarak devrimi boğmaya çalıştı. Bu uğurda, onlarca çete grubuyla, hırsız, tecavüzcü, katil sürülerini otellerde ağırladı, onları silah, cephane ve parayla destekledi. Türkiye bu çetelerin hamisi haline geldi.
 
Rojava Devrimi Kobanê direnişi ile bir aşamaya geldiğinde Amerika'nın Suriye politikasında meydana gelen değişiklik Türkiye açısından Kürt fobisine dönüştü ve ortaklık çatladı. 2014'den itibaren Rojava ve Kuzey Suriye'yi işgal amacıyla yanıp tutuşan Türk devleti açık kimliği ile ilk saldırısını 24 Ağustos 2016 yılında Cerablus ile başlattı. Türkiye o tarihe kadar gayrı resmi bir şekilde Suriye topraklarında bulundurduğu gizli askeri varlığını, uluslararası kamuoyunun önüne çıkarmış ve resmen komşu bir ülkenin topraklarını işgal etmiş oldu.
 
TALANCI ÇETELER GÖZÜNÜ KUZEY SURİYE'YE DİKTİ
 
Türk devleti Cerablus ve Bab'ı DAİŞ çetelerinin kıyafet değiştirerek kendilerine teslim etmesiyle "ele geçirdi."Ardından bu kez gözünü halkların birlikte yaşamı inşa ettiği Rojava Devrimine, somut olarak da Efrin'e dikti. 20 Ocak 2018 tarihinde 72 Uçak ile Efrin'i bombalayan işgalci Türk devleti ve çeteleri işgal saldırılarını başlattı.
 
İşgal planının Rusya'nın öncülüğünde Türkiye ve İran'ın katıldığı Astana toplantısında karara bağlandığı gün yüzüne çıktı. Efrin işgali sonrası onbinlerce Efrin'li yerinden edilirken, sivil halkın bütün malvarlığı Türk devletinin "Fırat kalkanı" işgali sırasında desteklediği çeteleri tarafından yağmalandı. Kadınlar, çocuklar, yaşlı insanlar çeteler tarafından kaçırılarak katledildi, ailelerinden fidye istendi. Efrin'de demografik yapı değiştirildi, Kürt halkına ait ne varsa yok edildi. Tabelalar Arapça ve Türkçe olarak değiştirildi, Kürtçe tamamen ortadan kaldırıldı, tarihi yapılar ve mezarlıklar tahrip edildi.
 
Efrin'in işgalinin ardından Rusya ile Soçi toplantısında İdlib konusunda anlaşmaya varan Türkiye'nin "çatışmasızlık bölgeleri" kararı ile hem El Nusra benzeri çetelerden desteğini çekmesi sağlandı hem de Halep'in doğu ve kuzeyindeki İdlib, Doğu Guta, Dara, Kuneytra bölgeleri çatışmasızlık alanları olarak ilan edildi. Bu yolla, Rusya ve Suriye rejiminin bölgede bulunan çete gruplarına daha güçlü darbeler vurmasının yolu açıldı.
 
Suriye rejimi kendini bu alanlarda güçlendirirken, çete grupları Türkiye'nin işgal ettiği bölgelere taşındı. İdlib, Dara, Kuneytra bölgelerinde sıkışan çeteler ve aileleri Cerablus, Bab ve Efrin'e yerleştirildi. Böylece sömürgeciliğe bir kitle temeli yaratılmaya çalışıldı, bunlar bölgenin demografik yapısının değiştirilmesinde rol oynadılar.
 
Demografik yapısı hızla değiştirilen bu bölgelerde çete grupları arasında çıkan iktidar kavgaları devam ederken Türk devleti, çeteleri daha fazla elinde tutabilmek için onlara yeni alanlar açma konusunda bölgede işgal tehditlerini sürdürdü.
 
İdlib'te Suriye rejimi ve Rusya'nın baskısına dayanamayan çeteler Türk devletinden yeni yerler alınması için baskı uygulamakta. Öte yandan Türkiye'nin ülkelerine dönme sözü verdiği ve bir türlü yer bulamadığı çeteler tam da elinde patlamak üzere iken ABD emperyalizmi, güçlerini Kuzey Suriye'den çekme kararını ilan ederek, Türkiye'ye işgal saldırısı için alan açmış oldu.
 
ABD İRAN'A KARŞI TÜRKİYE KARTINI OYNAMAYI DÜŞÜNÜYOR
 
ABD'nin bu hamlesi karşısında hızla Kürt Diasporasını-Diplomasisini harekete geçiren Rojava ve Kuzey Suriye yönetimi işgal tehditlerine ve ABD'nin bölgeden çekilmesine karşı alternatif olarak daha önce de defalarca diyalog kurdukları Suriye ve Rusya hükümeti ile yeniden görüşmelere başladı. Uluslararası koalisyonun üyesi olan Fransa, ABD'nin çekilme kararı sonrası Koalisyonun liderliğini üstlenerek Demokratik Suriye Meclisi (MSD) yöneticilerini davet ederek görüşmeler gerçekleştirdi.
 
ABD'nin geri çekilip çekilmeyeceği tartışmaları devam ederken Türk devleti Minbic'e Cerablus'tan Sacur Suyu etrafına askeri ve ağır silah sevkiyatını artırdı. Bunun karşısında Minbic Askeri Meclisi, Suriye Rejimi ile görüşerek, onlarla koordineli bir şekilde, Minbic'e 20 km mesafede bulunan Arimah Köyü etrafına yığınak yapmasına olanak sağladı. Sahadaki bütün güçlerin karşılıklı hamlesi sürüyor. ABD'den, MSD'nin Rejim ve Rusya ile görüşmesi sonrası güçlerini çekme işlemlerinin ağırlaştırıldığı haberleri gelmeye başladı. Türkiye ise ABD'nin aniden aldığı güçlerini çekme kararı sonrası yaşadığı şoku atlatıp, işgal gruplarını Minbic'e kaydırmıştı. Ancak bu son görüşmeler ve manevralar sonrası, hareket alanı daralan saray diktatörlüğü yine paniklemiş durumda, türlü tavizler vererek, saldırılarına onay almaya çalışmakta.
 
TÜRK DEVLETİ YAĞMACI ÇETELERİ DESTEKLİYOR
 
Suriye krizinden bugüne birçok çete grubu ABD ve Türk devleti tarafından "eğit donat" kapsamında yetiştirildi. Bunlar ihtiyaca göre kullanıldı. Türk devleti Kuzey ve Doğu Suriye'ye yönelik işgal tehditlerinin ardından bu bölgede işgal saldırısını hangi çeteler ile birlikte gerçekleştireceği de gün yüzüne çıkmaya başladı. Çoğunluğunu Deyr ez Zor, Tabqa ve Rakka'nın güneyindeki aşiretlerin oluşturduğu bu güçler Ehrar El-Şerqiye çete grubunu oluşturdu. Efrin'in işgali sonrası bu çete grupları Efrin, İdlib ve Halep'in kuzeyine yerleştirildi. Suriye krizinde Deyr ez Zor'daki petrol ticaretini elinde bulunduran bu grup El Nusra'nın bölgede zayıflamasının ardından doğudan çekilerek Batı ve Kuzey Suriye'ye çekildi.
 
ÖSO çete grupları içerisinde yer alan ve Kuzey ve Doğu Suriye'ye yönelik işgal saldırısında önemli roller verilen çetelerden biri de El Hemze. Son günlerde Cerablus ve Türkiye'de bulunan kamplarda kalan El Hemze çeteleri 23 Nisan 2016 tarihinde kuruldu. ABD tarafından kurulan bu çete grubuna askeri eğitimlerinin ardından zırhlı araç ve füze desteğinde bulunuldu. Bu çeteler Efrin işgalinde birçok sivilin katledilmesinde rol oynadı.
 
İŞGALDE SULTAN MURAT ÇETELERİ KULLANILACAK
 
Türk Devleti'nin Nusaybin, Cizire ve Sur'da gerçekleştirdiği katliamlarda yer alan "Esadullah Timi"nin oluşturulmasında rol alan çoğunluğunu, Türkiye'de Alperen Ocakları, Anadolu vakfı, Ülkü Ocakları ve faşist kontrgerilla Sedat Peker'in desteklediği MİT'in doğrudan yönettiği Sultan Murat çetesinin El Hemze çetesi ile direkt ilişkisi var. ABD'nin verdiği ağır silahlar ile Minbic ve Cerablus arasında bulunan Sacur hattında konumlanan bu çetelerin bir bölümü ise Gre Spi ve Serêkaniyê hattında işgal saldırısına hazırlanıyorlar.
 
Efrin başta olmak üzere Bab ve Cerablus'ta El Şerqiye çeteleri ile El Hemze çeteleri arasında işgal edilen topraklar ve bu topraklardaki ganimet paylaşımlarından kaynaklı sık sık çatışmalar çıksa da Türk Devleti bu çeteleri her fırsatta Kürt ve Arap halklarının kazanımlarına yönelik işgal saldırılarında kullanıyor.
 
Türk Devleti  Kuzey ve Doğu Suriye'de işgal saldırısını ÖSO içerisinde yer alan El-Şerqiye, Sultan Murat, El Hemze çeteleri başta olmak üzere Ehrar El- Şam, Liva El Semerkant, Feylak El- Şam, Çeyş El-Nuxbe, Sultan Süleyman Şah, Liva Muhammed El Fetih, Cebhet El Şamiye çete grupları ile birlikte gerçekleştirmeyi amaçlıyor.
 
Varlıkları, talan, hırsızlık ve katliam üzerinden şekillenen bu çete grupları, şimdiye kadar Türk devletinin yoksullardan topladığı vergilerle beslenseler de, esas geçimleri yağmalardan gelmekteydi. Onlara Rojava ve Kuzey Suriye'deki halkların mal varlıkları ganimet olarak vaadedildi ancak, işler hem çeteler hem de Türk burjuva devleti için iyi gitmiyor. İdlib'de başlayan çete savaşları bunun bir göstergesi. El Nusra ve ÖSO bağlantılı çeteler arasındaki savaş, İdlib zemininde yeni gelişmelerin de işareti olarak okunabilir. Türk devleti, bu durumda Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olma ihtimaliyle karşı karşıya bulunuyor. İdlib'de Rejim ve Rusya'nın bir oldu bitti yaratma tutumu karşısında, karşı hamle olarak Rojava'ya bir saldırı gerçekleştirme ihtimali var elbette. Ancak, faturası kendileri için ağır olacak bu adımı atma konusunda, faşist Türk devletinin şimdilerde düne göre daha fazla engeli bulunuyor.
 
HALKLAR DİRENİŞ BİRLİKLERİNDE ÖRGÜTLENİYOR
 
Bölgede diplomasinin yoğunlaşmasına, görüşmelerin sıklaşmasına ve 24 saatte değişen dengelere rağmen halkın direniş kararlılığı devam ediyor. Üstelik, egemenler arası çelişkilerden yararlanma eksenli politik manevralar da, Türk devletini tahmin edemeyeceği durumlara sokuyor. Buna rağmen, esas olan halkların özgüçleriyle direniş çizgisini büyütmeleridir. Kürdü, Arabı, Süryanisi ve diğer halklarıyla bu sürecin direniş ile kazanılacağı çok açık. Sur direnişinin ölümsüz komutanı Çiyager'in de dediği gibi "ne olursa olsun son muhteşem olacak" sözü Kuzey ve Doğu Suriye'de bütün halkların etrafında ortaklaştığı slogan. 7 yıllık Rojava devriminde birçok acıya rağmen kendisi ile birlikte halkları özgürleştiren bu devrim direnişten geri adım atmayacaktır. Rojava ve Kuzey Suriye genelinde halklar tarafından kurulan Halkların Direniş Birlikleri (Yekineyen Berxwedana Gelan) bu işgal saldırısının nasıl karşılanacağının da işaretini veriyor.