etkin haber

637

NESLİHAN DURAN*

Yargılanan Şule Çet mi katiller mi?

Başından sonuna kadar kadınların oluşturdukları kamuoyu ile büyük gelişmeler kaydetti. Bu dördüncü duruşmaya giderken de bizler kamuoyunun yüzünü bu duruşmaya döndürmeye ve kanıtların peşinden koşmaya, katillerin kadın yanlı bir yargı ile yargılanması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Şule'nin ya da katledilen diğer kadınların mahkeme salonlarında, medyada, sokakta 'failmiş gibi' yargılanmalarına ve erkek yargının cenderesinde sıkışmalarını kabul etmeyeceğiz.

- Cuma - 12 Temmuz 2019 - 10:30
15 Mayıs günü görülen Şule Çet'in ikinci duruşmasının ardından iki ay geçti. Üçüncü duruşmada yine aynı erkek yargı ve yargılamalar ile karşı karşıya kaldık. İlk duruşmasından bugüne dek ilmek ilmek ördüğümüz adalet mücadelesinde yine kadınların öfkesini görmüş olduk. Mahkeme önünde kararlı ve inançla bekleyen kadınlar, ilk duruşmadan itibaren yarattıkları dayanışma gücüne yaslanarak ve duruşmalar boyunca mahkeme sürecine olan büyük etkileri ile oradaydılar.
 
Katiller Çağatay Aksu ve Berk Akand'ın avukatları ikinci duruşmada "Psikolojik sorunları vardı, ders notları kötüydü bu yüzden intihar etti" gibi iddialarla cinayeti meşrulaştırmaya çalışmıştı. Duruşmadan bir hafta kadar kısa bir süre sonrasında Adli Tıp incelemesinde intihar değil cinayet olduğu kanıtlanmıştı. Bu kazanım kadınların Şule'yi sahiplenmesi ile gerçekleşmişti. Elimizde bu kadar güçlü bir kart ile çıktığımız üçüncü duruşma nasıl mı geçti? Erkek yargı ve karşı tarafın yüzsüzlüğü kendini tekrar tekrar bizlere gösterdi.
 
AKP'Lİ VEKİLE DOSYA VERİLDİ
 
Üçüncü duruşma için yaptığımız çağrılar ile yine onlarca kadın ile Ankara Adliyesi'ndeydik. Adalet arayışında olan ve daha önce sadece Sıhhiye Adliyesi'nin önünden öylece geçen kadınlar yine Şule için adalet arayışındaydı. Adli Tıp sonuçlarının incelenmesi tanıkların dinlenmesi için başlayan üçüncü duruşma katillerin ve avukatlarının geç gelmesi ile başladı. Katil yakınlarının AKP Milletvekili Arife Düzgün Polat'a verdiği dosya ile "Davanın özetini içeriyor vekilim" diyerek dosyayı teslim etti. Yine erkek egemen iktidar yanlılarını kendi tarafına çekmeye çalışan ve arkasına iktidarı almaya çalışan katiller mahkeme salonunda yerini almış oldu.
 
Adli Tıp Uzmanı Hakan Kar'ın incelemeleri katillerin yalanlarını su yüzüne çıkarırken, kadınların yüzünü bir nebze olsun gülümsetti. Karşı tarafın aylardır intihar algısını alt üst eden ve direkt katili gösteren uzman aktarımları, karşı tarafın kendi köşesine sıkışmasını sağladı. Bu sıkışma ile bilimden, tıptan uzak soruları, kadınların öfkesini arttırmaya yetti. 
 
Rapora göre Şule'nin üzerinde erkeğe ait DNA bulundu ve tırnak altında Berk Akand'ın DNA'sı olduğu ve anal bölgesinde erkek prostat sıvısı ve tükürük ile vajinal bölgede de kime ait olduğunu tespit edilemediği bir DNA belirlendiğini, cinsel ve genital bölgelerdeki lezyonların düşme ile mümkün olmadığını, vajinada erkek DNA'sı bulgusuna rastlandığını, anal bölgede tespit edilen prostat sıvısı yeni ilişki göstergesi olduğunu heyete ve karşı tarafa net bir biçimde gösterdi.
 
Bu incelemenin karşısında karşı tarafın avukatları "Kabızlıktan kaynaklı anal bölgede yırtılma vardır" diyerek tecavüzün üstünü örtmeye çalıştı. Adli Tıp Uzmanının "Kabızlık böyle bir yırtılmaya sebep olmaz" demesiyle kendilerini meşrulaştırmak için başka yollar denemeye kalkıştılar. Şule'nin 20. kattan atılması ile ile oluşan kollarındaki tentonların zarar görmesi ve atılmadan önce boynunun kırılmış olmasını halen daha intihar esnasında gerçekleştiğini vurgulamaya çalıştılar. Ancak incelemeler gerçeği gözler önüne serdirdi.
 
ALGILARA, BAHANELERE SIĞINDILAR
 
Şule'nin ev arkadaşının tanıklığı psikolojik hiçbir sorununun olmadığını ortaya koydu. Ev arkadaşı, Şule'nin mutlu bir kadın olduğunu ve intihar eğiliminin olmadığını vurguladı, 'Şiir yazan neşeli bir kadındı' diye ekledi. Katillerin "Hiç mutlulukla ilgili şiir yazmış mıydı?" sorusu ise zavallılaşmalarının küçük bir göstergesiydi. Bu da yetmezmiş gibi "Şule'nin sevgilisi olduğunu biliyor muydun? Araları nasıldı?" diyerek "Şule'nin sevgilisinin neden o gece oraya gittiğinden haberi yoktu? Neden ona haber vermedi?" diyerek toplumsal cinsiyetçi algıya sarılmaya kalktılar.
 
İnatla twitter paylaşımlarının intihar iddialarına kanıt olarak kullanmaya devam ettiler. Katil Berk Akand'ın avukatı Paşa Büyükkayaer'in savunmasında "Burada bir yıldır baskı altındayız ve mahkeme bu baskı altında devam ediyor. Şule Çet'in ölümüne üzülmeyen kimse olamaz. İki annenin de tek tek çocuğu, bunların da ailesi var. Kamuoyunu empati yapmaya çağırıyor" demesine karşılık salondan kadınların tepkisi yükseldi. Çağatay Aksu'nun; "Yine bir senaryo şaşırdık mı? Hayır. 14 ay geçmiş kimin ofise gidip gitmediğini anlamadım. 4,5 metreyi ne ara koştun diyorlar. 'Şule'yi gördüm ve gidip ayak bileğini tuttum' dedim. 'İvmelenip atıldı' diyorlar. O şekilde yapma şansınız yok. Davanın başından beri doğaüstü güçlerim olduğuna inanıyorum" demesi katilin cezadan sıyrılmaya çalıştığını gösterdi.
 
Mahkeme, sanık avukatlarının olay gecesi Lila'nın Çet'e gönderdiği mesajların iki tanesinin ekran görüntüsünün silindiğini belirtmesinin ardından Lila'nın tekrar beyanı alınmak üzere zorla getirilmesi talebiyle yazı yazılmasına, Çet ailesinin avukatları tarafından duruşmada tanık olarak dinletilen Prof. Dr. Hakan Kar'ın olay mahallinde yaptığı incelemede DNA tespitine elverişli bulgu olup olmadığına ilişkin 17 Temmuz 2019 günü saat 10.00 da inceleme yapılarak varsa buna ilişkin örneklerim alınmasına ve DNA tespitine elverişli ise duruşma günü beklenmeksizin rapor alınmasına karar verilerek 3. duruşma sona ermiş oldu.
 
Şule Çet davasında da bir kez daha gördük ki, katiller ve onları savunanların ilk başvurdukları bahane katlettikleri kadınların yaşam tarzı oluyor. İleri sürdükleri iddiaların, bahanelerin, gerekçelerin tümü kadınları suçlamaya yöneliyor. İsteseler bizleri tecavüze uğradığımız için ya da katledildiğimiz için müebbet hapis cezasına çarptıracaklar. Karşı tarafın avukatlarının inatla sevgilisine neden haber vermiyor demesi de kadını yok saymanın başka göstergesi.
 
ADALET TALEBİ MAHKEME SALONLARINA SIĞMAZ
 
Mahkeme sonrası kadınlar tarafından protesto edilmeyi kaldıramayan avukatlar yüzsüzce sloganlara karşılık alkış tutabiliyorlar. Katil tecavüzcüler arkalarına dönüp küfür edebiliyorlar. Bu cesareti nereden alıyorlar? Tabiki onları koruyan ve kadınları yargılayan erkek yargıdan. Bıkmadan tekrarlayacağız; kirli adaletinizin pisliğinde boğulmayacağız. Mahkeme salonlarından sokaklara, meydanlara taşan bu kadın öfkesi ve adalet mücadelesi gerçek adaleti, kadın adaletini sağlayacak olandır. Özsavunma hakkını kullanan kadınların yargılandığı, hapis cezaları aldığı adalet koridorlarında değil, özsavunma hakkımızın meşruluğu ile hareket eden kadınlar adaleti sağlayacaklar.
 
Başından sonuna kadar kadınların oluşturdukları kamuoyu ile büyük gelişmeler kaydetti. Bu dördüncü duruşmaya giderken de bizler kamuoyunun yüzünü bu duruşmaya döndürmeye ve kanıtların peşinden koşmaya, katillerin kadın yanlı bir yargı ile yargılanması için mücadele etmeye devam edeceğiz.
 
ADALET İÇİN SES VERİN
 
Dördüncü duruşma, 16 Ekim saat 10.00'a ertelendi. Şule Çet İçin Adalet Komisyonları olarak yine Sıhhiye Adliyesi'nde olmaya ve adalet mücadelemizi sokak sokak örmeye devam edeceğiz. Şule'nin ya da katledilen diğer kadınların mahkeme salonlarında, medyada, sokakta 'failmiş gibi' yargılanmalarına ve erkek yargının cenderesinde sıkışmalarını kabul etmeyeceğiz. Şimdi Şule'nin ve diğer kadınların yükselen sesine cevap vermenin tam zamanı. Tüm kadınları 16 Ekim saat 10.00'da Şule için ses vermeye çağırıyoruz.
 
* Şule Çet İçin Adalet Komisyonları aktivisti