etkin haber

402

BORA POYRAZ

Yarın 'keşke' dememek için

Dün çeşitli nedenlerle AKP'yi destekleyen entelektüeller kısa zamanda dizlerini dövdüler. AKP, büyük oranda güç ilişkileriyle kotararak elde ettiği ontolojik statünün bütün imkanlarına kavuştu ve bunu kullandı. Destekleme tavrı iradesizliğe, kendine güvensizliğe işaret ediyordu. Tarihin kendini durmaksızın tekrar etmesi hazin olur. Anın, dönemin, hatta bir kötülük, fenalık ve eziyet aygıtı olarak çalışan iktidar partisinin yapıp ettiklerinden bunalarak CHP'ye koşmak ve onu ehvenişer saymaktan uzak durmalı.

- Pazartesi - 11 Haziran 2018 - 15:44
Nazi Almanya'sının hukuk literetürüne katkısı Norm-hukuk devleti/Tedbir Devleti tartışmasının kuvvetle yapılması oldu. Faşizm hukuk devleti imkanlarının tüketilmesiydi aynı zamanda. 'Tedbir devleti' tabiri faşizme özgü olsa da elbette yeri geldikçe diğer kapitalist devlet modellerince kullanılageldi. 11 Eylül sonrası ABD uzunca bir dönem bunu kendi doktrini saydı hatta.
 
Türkiye'nin bir tedbir devleti olduğu bahsinde pek şüphe yok. Tamamen reaksiyoner bir rejim statüsünde olduğunda da. İktidar kendisini, tedbirler kapsamında, bir 'hekim' olarak konumlandırır. Muhalefet pisliktir, hastalıktır. Toplumu onlardan arındırmak, bu gaye doğrultusunda tedavi uygulamak da doğal görevdir. Muhaleftten çoğu zaman hastalık gibi bahsetmek bizi iki önemli durağa gönderir.
 
İlki Führer düzenidir. Toplama kamplarında bu düşünce pratiğe geçilir. Gestapo'nun "Alman Milli (ve tabii ki yerli) kaderinin hekimi" dir örneğin. Sürgünler, temerküz kampları tedaviye içkindir.
 
İkincisi İttihat Terakki'dir. Sosyal darwinizmi benimseyen şef takımı içinde hastalıktan arındırma söylemi hakimdir.
 
Bu yaklaşımların ortak noktası kendilerini yegane doğru olarak merkeze almaları, norm koymaları, tahakkümcülükleri ve dışlayıcılıklarıdır. Bu seviyeden çok uzaklaştığımız sanılabilir, uzaklaşmadık. Halihazırda, yürürlükte olan, hala tedbir devleti davranış çizgisidir. Test etmek kolay.
 
İktidar bloğu veya potansiyel iktidar bileşenleri bu dışlayıcılıkta müşterektir. Sözgelimi Kürtlere karşı siyaset pratiği ve egemen politik uslup bütünüyle böyledir.
 
Kendini ebedi zannetme hastalığı despotik iktidarların kendilerini bundan alıkoyamadıkları bir illüzyondur aynı zamanda. Geçiciliği kabullenemezler. Ölümü kabullenememek gibi. Kürt siyasetindeki müştereklik buna yaslanır. Bir de iktidar bloğunun-kliğinin kendini ebedi zannetme yanılsaması buna eklenir.
 
1071,1453, 2023, 2053, 2071... Bir şifreyi andıran ve muhtemelen bir süre sonra gülünç bulunacak olan, ancak şu anda iktidar partisinin dayanak ve hayal dünyasını açıklayan bu tarihler, bir edebidilik iddiası taşıyor.
 
Benzerine yine Almanya'da rastlıyoruz. Nazi'ler kendilerini 'üçüncü imparatorluk' olarak tamımlardı: "Üçüncü Reich." İlki "Kutsal Roma-Germen imparatorluğu"ydu. İkincisi, Bismarc'ın liderliğinde oluşturulan Alman ulus devletiydi.
 
AKP yola çıkarken böyle bir parti miydi? Hayır. Ancak iktidarlaşma ve devlet reflekslerini devralma, yeniden üretme, sınama dinamikleri birlikte işledi. Faşizm, onunla temas eden herkese sirayet eder. AKP'nin kendi evriminin sonuna gelişiyle devletleşme hali iç içedir. Yorgun, bezgin, sadece hırsa kesmiş bir iktidar görünümü kendi yandaşları bakımından da ortada.
 
Seçim atmosferi bunu test eden bir sınava döndü. Ancak, aynı zamanda, diğer burjuva muhalefet adayları da bu sınavda benzer bir yerden söz aldılar. Harcıalem konuşmalarıyla CHP adayı bunların başlıcası. AKP, devleti taklit ettikçe ve ona dönüştükçe metamorfoza uğradı.
 
Şimdi CHP adayı aynısını yapıyor. CHP uzunca bir zaman bu minvalde yol yürümekle meşgul. Söyleyecek esaslı sözü yoksa muhatabının soluk suretine dönmek gibi bir kader CHP adayının da kaderi oldu.
 
CHP, rejimin uzağına hiçbir zaman gidemez. Zira o rejimi muhafaza mesuliyeti duyuyor. Şeceresi buna müsait. Hatta 'Ben tam da buyum' diye bağırıyor.
 
CHP adayı da iktidar partisi liderini adeta oynalıyor. Taklit ile öykünme melezi sayılabilecek bu tuhaflık, CHP'yi yine otoriter despotlukla karakterize olan rejime çiviliyor. AKP'ye bunca diş bilemenin, buğz etmenin basit bir iktidar dalaşının ötesinde bir anlam taşımadığı, tahayyül dünyasının ondan öte gidemediği tekrar tekrar görülüyor.
 
Üstelik şöyle bir sakillik var. "Diktatör Erdoğan" biçimindeki yaygın kanı bir politik evrimin son noktasıdır. Yolun başındaki Erdoğan profili ile kıyaslarsak, CHP adayının söylemi, edası ve reaksiyonerliğinin iktidarlaşmasını tamamlamış Erdoğan oynalamaktan ibarettir.
 
CHP'liliğiyle iftihar edip duran bir ismin demokratik bir pratik politik hat ve dil-eylem tutturması imkanı yok. CHP'nin bütün derdi kudretli olmak, devlet cihazına sahip olmak ve AKP'den daha iyi bir rejim yürütücülüğü iddiası etrafında çerçevelenir. AKP'nin toplumda hegemonik kuvvet olma gücünü kaybettiği halde CHP'yi şekillendirme davranış çizgisini tayın etme olanağına sahip olması burada halkçı, demokratik imkanların imkansızlığını doğrular.
 
Yolun başındaki AKP, tükenmiş-çürümüş rejim yapısının eleştirisi olarak konumlanmıştı. Toplumda beklenti yarattı ve o geçiş döneminden azami fayda sağladı. Bugün CHP'nin o mecali dahi yoktur. AKP, yolun başında rejimi bazı ödünlere ikna etti. CHP'nin bugün böyle bir ödüne zorlama isteği dahi yoktur. Miras yedilikten öte bir ufuk barındırmıyor. AKP, Kürdistan'da OHAL'i kaldırarak başladığı yolculukta tüm ülkeyi OHAL düzenine sokmaya vardırdı. Devamı var: Faili meçhul karşıtı bir dili etkinleştiren AKP, yine Nusaybin, Sur, Roboski, Cizre tablolarından iftihar etmeye vardı.
 
Ne CHP, ne CHP adayı şimdi vaatler kapsamında cesaret göstermek şöyle dursun; Nusaybin-Sur-Cizre tablosu karşısında aldıkları pozisyon sır değil. Efrin konusunda ha keza.
 
Şu sıralar ısıtılan 'Kandil'e operasyon' tartışmalarına bakalım. CHP şimdiden "Gazanız mübarek olsun" havasına girdi bile. Türkiye'de milliyetçilik ve dinsellik toplumsal mücadele taleplerini bastırmanın ve iktidar odaklarının şahsi beka kaygılarını gidermenin kaldıracı olageldi. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Ecevit'in Fethullah Gülen'le kurduğu ilişkinin karakteri, 19 Aralık operasyonundaki katalizör rolü ve Kürt karşıtı konumlanışı hepsini anlatmaya yeter.
 
CHP ve adayının restorasyon vaadi, biçimsel bile olsa devleti hukuki zemine oturtma, asgari ve temel hak kapsamındaki hakları sağlama, hele Kürtlere karşı sömürgeci tahakkümü ortadan kaltırmak şöyle dursun, gevşetme imkanı dahi bulunmamaktadır. Rejim tükenmiştir ve serdümenlik sevdasına kapılan CHP bu tahakküm zincirini gevşetirse faşizmin darmadağın olacağının bilincindedir.
 
Dün çeşitli nedenlerle AKP'yi destekleyen entelektüeller kısa zamanda dizlerini dövdüler. AKP, büyük oranda güç ilişkileriyle kotararak elde ettiği ontolojik statünün bütün imkanlarına kavuştu ve bunu kullandı. Destekleme tavrı iradesizliğe, kendine güvensizliğe işaret ediyordu. Tarihin kendini durmaksızın tekrar etmesi hazin olur. Anın, dönemin, hatta bir kötülük, fenalık ve eziyet aygıtı olarak çalışan iktidar partisinin yapıp ettiklerinden bunalarak CHP'ye koşmak ve onu ehvenişer saymaktan uzak durmalı.